Salı 1 Eylül 2026 - 19:07
Bahreyn'de Şii Âlimlere Yönelik Yargı Sürecine Bir Bakış

Havza / Bir görgü tanığı, Bahreyn'de Şii âlimlerin mahkeme süreçlerine dair kaleme aldığı detaylı bir yazıda, bu davaların görülmesi sırasındaki açık çelişkileri ve ayrımcı muameleleri gözler önüne serdi.

Havza Haber Ajansı çeviri grubunun bildirdiğine göre, bir görgü tanığı Bahreyn'de Şii âlimlerin mahkeme süreçlerine dair yazdığı detaylı bir notta, bu davaların görülmesi sırasındaki açık çelişkileri ve ayrımcı muameleleri gözler önüne serdi. "Mir'at el-Bahreyn" tarafından yayımlanan bu rapor, mahkeme salonlarının zorlu atmosferini ve yönetimindeki kasıtlı düzensizlikleri tasvir ederek; Bahreyn'de devam eden yargı sürecinin sıradan bir ceza davası değil, bir mezhebin inançlarına ve şahsiyetlerine baskı yapmayı amaçlayan siyasi bir proje olduğunu savunuyor.

Yanımda, yaşı belki yetmişlere merdiven dayamış yaşlı bir şeyh vardı. Buna rağmen kavurucu güneşin altında ve evinin uzak olmasına aldırış etmeden, bir âlimin masumiyetine şahitlik etmek ve suçlamayı ondan uzaklaştırmak için çıkıp gelmişti. Mahkeme binasına vardığımızda, hem yaşına hem de ahlakına hürmet edilen bu değerli şeyh, asansör olmasına rağmen sanki zamana ve yaşlılığa meydan okurcasına doğrudan merdivenlere yöneldi. Şahitlik etme şeklindeki şer'i görevini yerine getirmek için o uzun merdivenleri ağır adımlarla çıkıyordu.

Şahitlerin toplandığı salona vardık. Burası şeyhlerin, talebelerin, matem evleri ve hüseyniye mütevelli heyeti üyelerinin, hatiplerin ve diğer müminlerin bir araya geldiği bir yerdi. Sanki Şii mezhebinin yargılanacağı bir duruşmaya gelmemişler gibi, sakin bir yürekle ve güler yüzlerle birbirleriyle kucaklaşıyorlardı. Az konuşuyor, çok susuyor ve zaman zaman birbirlerine şefkatle davranıyorlardı.

Birinin "Allah'ım, dillerimizi hak ve hikmetle sabit kıl." diye dua ettiğini, bir diğerinin ise İmam Kâzım'ın (a.s.) Harun'un zindanındayken ettiği "Allahümme ya muhallisa'ş-şeceri min..." (Ey ağacı ...'dan kurtaran Allah'ım) duasını mırıldandığını duyuyordum. Bir başkası ise ferec (kurtuluş) için dua ediyordu.

Duruşmanın başlama saati sabah 10'du ve biz ondan biraz daha erken varmıştık, ancak iki saatten fazla oturduk. Bazıları Manama'daki Adalet Bakanlığı'na çok uzak bölgelerden gelmişti. Biri "Diraz" kasabasından, diğeri "Kerzakan" bölgesinden... Yetersiz havalandırmalı ve sıcak bir mekânda sandalyede uzun süre oturmanın yorduğu bu yaşlı şeyh sabrediyor ve "Allah ne dilerse o güzeldir." diyerek kendini teselli ediyordu.

Oturduk, sabrettik ve bekledik. Hatta öyle ki, alimlerden biri dinlenmek için sarığını çıkardı ve başını bastonuna dayadı. Nihayet öğle ezanı vakti geldi. Belki şahitlik sırası gelir umuduyla beklesek mi, yoksa namazı ilk vaktinde kılma faziletini kaçırmamak için namaz mı kılsak diye şaşkınlık içinde kaldık. Bekleyişin uzamasıyla salon şahitlerden boşaldı ve mescit, namaz kılmak isteyenlerle dolup taştı.

Namazdan sonra bekleme salonuna geri döndük, ancak bu sefer sessizlik ve sükûnet konuşmaktan daha fazlaydı; çünkü beklemenin yorgunluğu takatimizi tüketmişti.

Öğlen saat 12:45'te -yaklaşık 3 saatlik bir bekleyişin ardından- avukatlardan biri gelip ilk şahidin içeri girdiği haberini verdi. Bir şahidin ifade vermesi, sorulan sorular ve bunların kayda geçirilmesi yaklaşık 10 dakika sürüyordu. Bu celsede 11 sanık vardı ve her sanık için iki şahit bulunuyordu. Dolayısıyla toplamımız 20'den fazla şahitti; yani hepimizin işinin bitmesi için 3 saatten fazla bir süreye daha ihtiyacımız vardı.

Bütün bunlara rağmen biz kendi istek ve irademizle buradayız. Vakit harcamak, yapılabilecek en küçük iştir ve mesele şahıslarla ilgili bir ceza davası değil, bir mezhebin ve bir topluluğun topyekûn yargılanmasıdır.

Öğlen saat 1:30 sularında yetkililer geldi ve tüm şahitleri, devam etmekte olan mahkeme salonunun yakınındaki özel bir salona yönlendirdi. Bu uygulama, ifade verenlerin diğer şahitlerle görüşmesini engelliyordu, sanki okulda bir sınavmış da soruların sızması engellenmek isteniyormuş gibi!

Bekleme süresinin uzamasıyla kendimizce vakit yönetiminin ne düzeyde olduğunu sorduk. Bir eksiklik mi var, yoksa mesele sadece şahitleri ruhen ve bedenen yormak mı? Yoksa mezhebin yargılanmasında bir oyalama ve gerilim yaratma çabası mı? Her halükarda, bu gecikme ya bir kusurdan ya da kasıtlı bir ihmalden kaynaklanıyor. Eğer şahitlerin mezhebe yardım etme ve âlimleri savunma iştiyakı olmasaydı, hiç kimse sabretmez ve katlanmazdı. Şahitler fiilen, ne zaman çıkacaklarını bilmedikleri bir odaya hapsedilmişlerdi.

Öğleden sonra saat 14:00'te, avukatlardan biri bize her bir şahidin ifade verme süresinin, hâkimin ve savcılığın sorularını yanıtlamanın yanı sıra 30 dakika olduğunu haber verdi.

Saat 14:45'te ise hâkimin dinlenmek için duruşmaya ara verdiği bildirildi. Evet, dinlenmek, yemek yemek ve nefes almak hâkimin, savcının ve beraberindekilerin en doğal hakkıdır. Zira şahitleri "velayet-i fakih" meselesi üzerinden sorguya çekmekten bir hayli yorulmuşlardı!! Yorulmaları da gayet doğaldır; çünkü onlar sadece bir veya iki kişiyi değil, bütün bir mezhebi ve topluluğu topyekûn yargılıyorlar.

Mahkeme, şahitliğinin kabul mü yoksa ret mi edileceğine dair hiçbir kesinlik olmaksızın şahidin vaktini ve enerjisini gasp etti. Ancak Allah, hiçbir amel edenin emeğini zayi etmez; nitekim avukatlardan birinin bizi teselli etmek için söylediği gibi: "Tüm bunlar hasenat (sevap) terazinize yazılmaktadır."

Biz şahitlerin yaşadığı yorgunluk ve bekleyiş, âlimlerin hapse atılması ve onlara yapılan hakaretlerin yanında bir hiç kalır. Onlar kendilerini ve vakitlerini din ve mezhebe hizmet yolunda feda ettiler; şimdi ise hapishane parmaklıkları ardında sabrederek ve asılsız büyük suçlamalarla yüzleşerek cihatlarını tamamlıyorlar.

Bahreyn'de Şii Âlimlere Yönelik Yargı Sürecine Bir Bakış

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha