Havza Haber Ajansı'nın haberine göre Hüccetü’l-İslam Abedi'nin konuşmasının tam metnini siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Âlemlerin sevgilisi, efendimiz ve peygamberimiz Ebu’l-Kasım Muhammed’e (s.a.a), onun pak Ehl-i Beyti’ne ve özellikle yeryüzündeki Allah’ın hücceti olan Bakiye’tullah’a salât ve selam olsun. Canlarımız onun mukaddes toprağına feda olsun.
Ey Allah Resulü’nün kızı! Selam olsun sana. Ey Emirü’l-Müminin’in kızı! Selam olsun sana. Ey Hasan ve Hüseyin’in torunu! Selam olsun sana. Ey Musa bin Cafer’in kızı! Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun.
Hz. Masume’nin Asıl Adı
Hz. Fatıma Masume’nin (s.a.) asıl adı “Sitti” idi. Kendi döneminde onu her zaman “Sitti” adıyla tanıyorlardı. “Sittiye” medresesinin adı da buradan, yani Hz. Masume’ye nispet edilmesinden gelmektedir.
“Sittiye” adına eski tarih kitaplarında çokça rastlanır. Bu keramet sahibi hanımefendinin adı anıldığında, “Musa bin Cafer’in kızı Sitti” şeklinde zikredilirdi.
Hz. Masume (s.a.), özellikle Kum şehrinin ve genel olarak İran’ın göz bebeğidir. Kum’un gerek kültürel gerekse imar ve diğer bütün alanlardaki büyüklüğü ve gelişmişliği, Hz. Masume’nin bereketi sayesindedir.
Hz. Masume (s.a.), Şiilik ve Ehl-i Beyt kültürünü Kum’da, Kum’dan da İran’ın her tarafına yaydı. Aslında hepimiz, şu veya bu şekilde Hz. Masume’ye borçluyuz.
Kum halkı da Hz. Masume’ye karşı özel bir saygı anlayışına sahipti. Şu anda bulunduğumuz yer, eskiden “Babilan Bahçesi” olarak adlandırılırdı. Hz. Masume şehit olduğunda naaşı buraya, Babilan Bahçesi’ne getirildi. O zamandan itibaren burası insanların defnedildiği bir yer hâline geldi. Ancak Kum halkının Hz. Masume’ye duyduğu saygı o kadar büyüktü ki onun çevresine hiçbir zaman erkek defnedilmezdi. Yalnızca seyyidler, kadınlar ve özellikle Resulullah’ın soyundan gelen kadınlar, yani seyyide hanımlar, burada, Babilan Bahçesi’nde, Hz. Masume’nin çevresine defnedilirdi.
Yaklaşık dört asır önce bazı büyük âlimlerin, taklit mercilerinin, hükümdarların, vezirlerin ve devlet görevlilerinin haremin içerisine defnedilmesine başlandı. Ancak onlar defnedilmeye başlandığında dahi Hz. Masume’nin yakınına, yani mahrem olmayan hiçbir erkek defnedilmedi.
Fıkhî açıdan kadın ve erkeğin yan yana defnedilmesinde bir sakınca bulunmamasına rağmen, Kum halkının Hz. Masume’ye duyduğu saygı o kadar büyüktü ki mübarek kubbenin altında ve Hz. Masume’nin mübarek kabrinin yakınında hiçbir erkek defnedilmezdi. Bir kadının defnedilmesi söz konusu olduğunda ise onun seyyide ve saygın bir kişi olması gerekirdi.
Bütün bunlar, Kum halkının kadınlara ve özellikle Resulullah’ın evlatlarından olan hanımlara ne kadar saygı, hürmet ve değer verdiğini gösteriyordu.
Allah Resulü savaşlardan birinde Müslümanların kâfir bir kadını öldürdüğünü gördü. Müslümanlar bir kadını öldürmüştü. Peygamber Efendimiz bu rivayete göre şöyle buyurdu:
“قاتلکم الله، إنها لا تقاتل”
“Allah sizi kahretsin! Siz bu kadını neden öldürdünüz? Kadın öldürülmez.”
Yani bu rivayete göre Peygamber Efendimiz, savaşta bir kadını öldürdükleri için Müslümanlara lanet etti.
Bu, Allah Resulü’nün ve dinimizin kültürünün kadına ne kadar büyük bir saygı gösterdiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Peygamber Efendimiz bir rivayette şöyle buyurmuştur:
“ما أکرم النساء إلا کریم و لا أهانهن إلا لئیم”
“Kadınlara ancak kerim ve değerli insanlar ikram ve saygı gösterir; onlara ancak aşağılık kimseler hakaret eder.”
Yani bir insanın kadınlara saygı göstermesi, onun değerli ve asil bir insan olduğunu gösterir. Kadına hakaret eden kimse ise “leîm”, yani aşağılık ve kötü huylu biridir.
Peygamber Efendimiz burada “Müslüman kadın” veya “Müslüman olmayan kadın” dememiştir; kadından mutlak olarak söz etmiştir. Yani kadın saygıya layıktır. İşte bu, bizim dinimizin kültürüdür.
Bizim Hz. Masume’ye gösterdiğimiz saygı da böyledir. Taklit mercilerimizin tamamı Hz. Fatıma Masume’nin (s.a.) huzurunda saygıyla eğilir, ona hürmetlerini sunarlar. İşte bu, dinimizin hakikati ve ruhudur.
Şimdi bunu, bir de işgalci, zalim ve alçak Siyonistlerle karşılaştırın. Onlar geçtiğimiz bir yıl içerisinde 11 binden fazla Müslüman kadını öldürdüler. Peygamber Efendimiz, Müslüman bir kişinin kâfir bir kadını öldürmesi üzerine ona lanet ediyor. Bu Yahudiler ve Siyonistler ise hiçbirisi savaşa katılmamış, kendi evlerinde oturan 11 bin masum kadını öldürdüler. Dolayısıyla bu Siyonistlere ve işgalcilere on bir bin kez, hatta binlerce ve binlerce kez lanet etmek gerekir.
Hz. Masume’nin Özellikleri
Fatıma Masume’nin (s.a.) çok fazla özelliği vardır. Ancak ben burada yalnızca bir noktaya değineceğim.
Hz. Masume, hicri ikinci yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Yani İslam ülkesindeki kültürel durumun birazdan anlatacağım şekilde olduğu bir dönemde yaşamıştır. Bir düşünün; Fatıma Masume (s.a.) İslam dünyasına ne kadar büyük hizmetlerde bulunmuştur.
Harun Reşid ve Memun döneminde, Müslümanların dahi içkinin haram mı helal mi olduğu konusunda şüpheye düştüğü bir dönem yaşanıyordu. İslam kültürüne karşı o kadar yoğun propaganda yapılmıştı ki, Mehdi Abbasî adında bir şahıs —kendisi vezir ve devlet görevlisi konumundaydı— çıkıp içkinin haram olduğuna dair hiçbir delil bulunmadığını söylüyor ve toplumda içkiyi yaygınlaştırıyordu.
Allame Meclisi, Allah kendisine rahmet etsin, Biharü’l-Envar adlı eserinde, İmam Musa bin Cafer’in (s.a.) içkinin haram olduğunu, bunu daha önce hiç duymamış insanlara nasıl anlattığına dair birkaç hadis nakletmiştir.
Bu, durumun ne kadar kötü olduğunu göstermektedir. Müzik, ahlaki yozlaşma, namaz kılmama, hayânın ve iffetin terk edilmesi… Bunların hepsi toplumda son derece yaygınlaşmıştı.
Harun Reşid ve Memun’un yaptığı işlerden biri de sapkın din ve inançları toplumda büyük ölçüde yaygınlaştırmaktı. Örneğin Hürremdinler veya Mecusîlerle bağlantılı olarak anılan gruplar… Bugün kendilerine “Babek Hürremdin” denilen kişiler vardır. Ne yazık ki yıllardır ülkenin kuzeyinde bunlarla ilgili bazı törenler de düzenlenmektedir. Bunların ortaya çıkışı o döneme dayanır. O dönemde Hürremdinler teşvik edildi. Aynı şekilde Sâbiîler ve benzeri gruplar da yaygınlaştırıldı.
Hz. Fatıma Masume’nin (s.a.) yaşadığı dönemde ahlaki, kültürel ve ilmî durum son derece gerilemişti.
Çok sayıda âlim vardı. Ancak o dönemde bakın, Mısır ordusunun Altı Gün Savaşı’nda İsrail karşısında nasıl bu kadar kolay yenildiğinin sebeplerinden biri de —elbette bunun birçok sebebi vardır— âlimlerin Kahire’de işe yaramayan meselelerle meşgul edilmesiydi.
Örneğin Cemal Abdünnasır dönemine bakın. Kahire ve Mısır’daki en önemli gündemlerden biri, falanca kelimenin kökeninin ne olduğuydu. Bazen bir kimsenin bir kelimenin kökenini ortaya çıkarması için yüz, hatta bin deve ödül veriliyordu.
İslam dünyasının gündeminde Yahudiler, Siyonistler, İslam topraklarının işgali ve masum insanların kanının dökülmesi gibi meseleler varken, onlar falanca kelimenin kökeninin ne olduğunu araştırmakla meşguldüler.
Harun Reşid döneminde de tam olarak aynı şey yapılıyordu. Harun Reşid insanları ve âlimleri bir araya getiriyor, onları toplum üzerinde hiçbir etkisi ve faydası olmayan ilmî meselelerle meşgul ediyordu. Bu da uzun bir hikâyedir.
Fatıma Masume (s.a.) Böyle Bir Ortamda Ne Yaptı?
Belki hepiniz şu olayı duymuşsunuzdur:
Bir grup insan Medine’ye geldi. Yedinci İmam İmam Musa Kazım’ın (s.a.) huzuruna gidip fıkhî meseleler hakkında sorular sormak istiyorlardı. O dönemde telefon ve günümüzdeki iletişim araçları yoktu.
Bu insanlar sorularını sormak için uzak bir yerden Medine’ye geldiler. Ancak Medine’ye vardıklarında İmam Musa Kazım’ın (s.a.) seyahate çıktığını ve şehirde olmadığını öğrendiler.
Çok üzüldüler. Çünkü uzak bir yerden buraya kadar gelmişlerdi ve İmam Musa Kazım da Medine’de değildi.
İmam Musa Kazım’ın (s.a.) evine gittiler. Henüz yaklaşık yedi yaşında olan bir kız çocuğu karşılarına çıktı. Bu kız, Fatıma Masume’ydi (s.a.).
Hz. Masume onlara:
“Ne istiyorsunuz?” diye sordu.
Onlar:
“Babanıza bazı sorular soracaktık.” dediler.
Hz. Masume:
“Sorularınızı bana yazılı olarak verin.” dedi.
Sorularını ona verdiler. Hz. Masume, onların önünde soruların cevaplarını yazdı.
Bu insanlar cevapları aldıklarında inanamadılar. Yedi yaşındaki bir kız çocuğunun fıkhî sorulara cevap verdiğini görüyorlardı. Cevapları aldılar fakat bunların doğru olduğuna inanamıyorlardı.
Medine’den ayrılıp memleketlerine dönmek üzere yola çıktılar.
Çölde ilerlerken karşıdan gelen bir kervan gördüler. Bir de baktılar ki İmam Musa bin Cafer (s.a.) o kervanın içerisindeydi.
Çok sevindiler ve:
“Ey Allah Resulü’nün evladı! Sizin huzurunuzda bazı sorularımız vardı. Evinize gittik fakat siz orada değildiniz. Bir genç kız geldi ve bize bazı cevaplar verdi.” dediler.
Rivayete göre İmam:
“Bir bakayım.” dedi.
Hz. Masume’nin yazdığı mektubu İmam’a verdiler. İmam Musa Kazım (s.a.) mektubu okuduktan sonra:
“فداها أبوها” — “Babası ona feda olsun!”
buyurdu.
İmam böylece hem Hz. Masume’nin ilmî değerini ve makamını ortaya koydu, hem verdiği cevapların doğruluğunu tasdik etti hem de soruları soran kişilere güven verdi.
Bu olay, Fatıma Masume’nin daha çocukluk döneminden itibaren sahip olduğu ilmî makamı göstermektedir.
Belki bu, sıradan bir ilim değildi. Belki ledünnî ilimdi; belki de farklı bir şekilde açıklanabilir. Ancak Yedinci İmam’ın ve Sekizinci İmam’ın huzurunu idrak eden bir kimsenin böyle yüksek bir ilmî ve irfanî dereceye ulaşması mümkündür.
İşte Hz. Masume’nin ilmî makamı budur.
Ancak daha da önemlisi, Hz. Masume’nin iffetin, hayânın ve insanların fuhuş ve kötülüklerden uzak durmasının yaygınlaştırılması konusunda çok büyük çalışmalar yapmış olmasıdır.
İmam Musa Kazım’ın (s.a.) özelliklerinden biri, tarih kitaplarında çokça anlatılan “sırrî yardımları”, yani gizlice yaptığı maddi yardımlardır. Belki bunu duymuşsunuzdur. Rehber de bir konuşmasında İmam Musa Kazım’ın (s.a.) gizli yardımlarına değinmişti.
İmam Musa Kazım bu yardımları nereden karşılıyordu? Para keselerini nasıl dağıtıyordu? Bu paraları nereden temin ediyordu? Bunların her biri ayrı bir hikâyedir.
Ancak bu paralar genellikle ahlakı ve maneviyatı yaygınlaştırmak amacıyla kullanılıyordu.
Hz. Masume’nin bir diğer özelliği de şudur:
Hayat her zaman sıkıntılarla iç içedir. Her insanın hayatında birtakım sorunlar vardır. Bunlar savaş, güvensizlik, ailevi problemler, çocuklarla ilgili sorunlar veya benzeri sıkıntılar olabilir.
Batılılar bu sorunlarla mücadele etmenin yolunun müzik, fuhuş, kötülükler, müstehcen görüntüler ve benzeri şeyler olduğunu söylerler. İnsanları, hayatlarında karşılaştıkları sorunlardan habersiz kılmak isterler.
Örneğin sokaklarının her tarafına insanları meşgul edecek ve dikkatlerini dağıtacak müstehcen görüntüler koyarlar ki insanlar bunlara bakarak hayatın zorluklarını unutsunlar.
Ancak bizim dinimiz ve kültürümüz, Hz. Masume’nin (s.a.) yaydığı anlayışla birlikte, zühd, maneviyat, ahlak, Allah ile ünsiyet, ibadet, kulluk ve tevessül yoluyla hayatın zorluklarıyla başa çıkılabileceğini öğretir.
Batılıların sorunların çözümü olarak sunduğu şeyler aslında geçici çözümlerdir; bunlar sorunları çözmek değil, zorluklardan kaçmaktır.
Fakat Musa bin Cafer’in (s.a.) mektebinde benimsenen anlayış şuydu:
Namaz, ibadet, tevessül, ağlamak, ahlaki öğütler, nasihat ve irşat… Bunlar meselelerin asıl çözüm yollarıdır. Diğer meseleler ise her zaman bunların yanında ve ikincil konumdadır.
Hz. Fatıma Masume’nin (s.a.) son olarak değineceğim bir diğer özelliği ise muhaddise olması, yani hadis rivayet eden bir kişi olmasıdır.
Öncelikle burada çok ilginç bir nokta vardır: Hz. Masume genellikle erkeklerden hadis rivayet etmemiştir. Onun Resulullah’a ulaşan hadislerinin bütün sened zinciri kadınlardan oluşmaktadır. Yani kadınların ilim mektebinin içerisinde yer aldığı ve kadınlarla kültürel faaliyetler yürüttüğü anlaşılmaktadır.
Daha da ilginç olan şudur:
Hz. Masume’nin (s.a.) rivayet ettiği hadislerin tamamının konusu Emirü’l-Müminin Hz. Ali’nin (s.a.) velayeti ve Ehl-i Beyt’in ortaya koyduğu hakiki İslamdır.
Her hâlükârda Fatıma Masume (s.a.), kendi döneminin en üstün kadınlarından biridir.
Resulullah’ın bir rivayette şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“خَیرُکُم خَیرُکُم لأَهلِهِ وَأَنَا خَیرُکُم”
“Aranızdaki en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”
Peygamber Efendimiz, eşlerine en fazla ikram ve saygı gösteren kişi olduğu için şöyle buyurmuştur:
“Ben sizin en hayırlınızım; çünkü eşlerime en fazla saygı gösteren benim.”
Aişe, Peygamber Efendimiz’in evden her çıkışında mutlaka Hz. Hatice’yi (s.a.) öven bir söz söylediğini; eve her gelişinde de Hz. Hatice’yi (s.a.) övdüğünü anlatmaktadır. Aişe, bunun tekrar tekrar yapılmasından dolayı zaman zaman rahatsızlığını ve şikâyetini dile getirirdi:
“Neden onu bu kadar övüyorsun?” derdi.
Ancak Hz. Hatice (s.a.), Cebrail’in Allah Resulü’ne ilk kez indiği zaman Allah’ın selamını getirdiği kişiydi.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Ben sizin en hayırlınızım; çünkü eşlerime en fazla saygı gösteren benim.”
Siz de eşlerinize, ailenize ve kadınlarınıza ne kadar fazla saygı gösterirseniz, işte bu Hz. Masume’nin kültürüdür. Bunlar, insanın hayırlı, olgun ve değerli olduğunun göstergeleridir.
yorumunuz