Havza / Bir gence, kimsenin göremeyeceği mutlak bir yalnızlık içinde, geçmişte yaşadığı deneyimlerden tamamen farklı bir hazza ulaşabileceği söylenmektedir. O mutlak yalnızlık içinde, özdenetimini koruyabilmesi için ona yardım edecek hangi güç vardır?

Havza Haber Ajansı'nın haberine göre günümüzde aileler, kültürel sınırların iç içe geçtiği ve çocukların ve gençlerin sanal ortamın kirletici unsurlarının ve uyarıcılarının saldırısına hiçbir engel olmaksızın maruz kaldığı bir ortamda yaşamaktadır. Böyle bir şartta “cinsel eğitim” artık tercih edilebilecek bir konu değil, gelecek neslin sağlığını korumak için hayati bir zorunluluktur. Çünkü bu alandaki ihmalin ağır bir bedeli vardır ve düşman, gençlerin içgüdülerini saptırmak için tüm gücüyle zaman ve imkân harcamaktadır.

Bu doğrultuda, Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhsin Abbasî Veldî, bu hayati konuya ilişkin gerçekleştirdiği bir dizi oturumda son derece derin ve yol gösterici noktaları dile getirmiştir. Eğitim alanıyla ilgilenen ve bu konuda hassasiyet taşıyanların faydalanması amacıyla bu görüşleri değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

Cinsel içgüdü, mahiyeti itibarıyla “haz” kavramıyla bağlantılıdır. Bu nedenle, söz konusu içgüdüde hazzın temel niteliğine dikkat etmek, göz ardı edilmemesi gereken en önemli noktadır.

Buradan hareketle temel soru şudur: Dış mekanizmalar aracılığıyla içsel bir hazza üstün gelmek mümkün müdür?

Cinsel içgüdüyü harekete geçiren unsurların önemli bir bölümü tamamen zihinsel bir kaynağa sahiptir. Dolayısıyla yalnızca dışarıdan denetim sağlamak, bu içgüdüyü kontrol altına almaya ve yönlendirmeye asla yeterli olmayacaktır.

Bilgilendirme de kendi içinde ürettiği bir güce dayanmadığı sürece, bu içgüdüyü kontrol etmek ve yönetmek için temel bir strateji veya çözüm yolu olamaz.

Kökü insanın içinde bulunan ve ortaya çıkmasına yol açan etkenleri dışarıdan bütünüyle denetlemek mümkün olmayan bir hazzı kontrol altına almak, yalnızca içsel bir unsur aracılığıyla mümkündür. Bu asli ve temel unsurun adı “iman”dır.

Bir Genci “Sanal Yalnızlıklarında” Günahtan Uzak Tutan Güç Nedir?

Cinsel içgüdünün yönetiminde imanın konumunu açıklamak

İman, dilin ve zihnin sınırlarını aşan ve kalbe ulaşan bir inançtır. Bu inancın derinliği ve yoğunluğu, insanın sözlerini, davranışlarını, düşüncelerini ve içgüdülerini yönetme gücünü belirler.

Tüm anne babalara, eğitimcilere, hocalara ve tebliğcilere şu husus özellikle vurgulanmalıdır: Dini meseleleri doğru bir şekilde anlayabilmek için yalnızca maddeci yaklaşımlardan ve niceliksel analizlerden, yani “iki kere iki dört eder” tarzındaki değerlendirmelerden uzaklaşmak gerekir.

Bu maddeci ön kabuller terk edilmediği sürece, dinî meseleler insanın içine işlemeyecek ve davranışa dönüşmeyecektir.

Bu konuyla karşı karşıya kalırken tevhidî bir bakış açısına ihtiyacımız vardır; yani Yaratıcıyı merkeze alan bir bakış açısına. İnsanı kim yaratmıştır? Allah. Cinsel içgüdüyü ve haz alma kapasitesini insanın varlığına kim yerleştirmiştir? Yine Allah.

Öyleyse bu içgüdüyü yönetme yolunda neden Allah’ın kapısından başka bir kapıyı çalmak zorunda olalım? Bu yaklaşım, dünyevî her türlü değerlendirmenin ötesinde, akılcı açıdan da en makul yoldur.

İmanın hakikatini açıklarken önemli bir noktaya dikkat etmek gerekir: İman aslında “sevginin” diğer yüzüdür.

Kalpten gelen bir inançtan söz ettiğimizde, aslında iman edilen şeye yönelik oluşan sevgiden söz ediyoruz. Dolayısıyla Allah’a iman etmek, daha derin bir ifadeyle “Allah’ı sevmek” anlamına gelir.

Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"İman edenlerin Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür.” (Bakara suresi, 165)

Bizim rivayetlerimizde de bu bağlantıya özel olarak vurgu yapılmıştır. Nitekim İmam Cafer es-Sâdık (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“İman, sevgiden ve buğzdan başka bir şey midir?”

Gerçekte Allah’a iman etmek, Allah’ı sevmek ve bunun ardından Allah’a ait olan her şeyi sevmek anlamına gelir.

Allah’a yönelik gerçek iman ve sevginin gereği, “sevgi ve nefret” sistemini insanın içine yerleştirmektir. Öyle ki mümin, Rabbinin sevdiği şeyi sevsin; O’nun hoşlanmadığı şeylere karşı ise buğz ve nefret beslesin.

İman bu şekilde tanımlandığında pratik anlamını yeniden kazanır ve insanın içinden gelen güçlü bir etkene dönüşür. Böylece sahte hazların saldırısı karşısında direnebilecek bir güç ortaya çıkar.

İnsanın varlığını harekete geçiren bütün güçler arasında sevgiden daha güçlü hiçbir güç yoktur. Sevgi, insanın duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını ve ilgilerini dönüştüren varoluşsal bir kimya gibidir. Biz sevginin insanın varlığını yönetmedeki gücünü küçümsedik.

İnsanın Rabbine olan bağlılığı yerleştiğinde, öncelikleri yeniden tanımlanır. Yani âşık olan insan, yalnızca sevgilisinin hoşlanmadığı şeylerden uzak durmakla kalmaz; aynı duygusal bağ sayesinde, sevgilisinin hoşlanmadığı şeylere karşı kendisi de nefret duymaya başlar.

İşte bu, içsel kontrolün dönüm noktasıdır. Bu noktada sevgiliye duyulan sevgi, anlık hazların yerini alır ve içgüdüsel dürtüler karşısında kesin bir engelleyici faktöre dönüşür.

İmam Cafer es-Sâdık (a.s.), Peygamber Efendimiz (s.a.a.) ile sahabeleri arasında geçen ve “imanın en sağlam kulpu” konusunun ele alındığı bir konuşmayı rivayet etmektedir.

Sahabelerin her biri bir cevap vermiştir. Bazıları namazı, bazıları zekâtı, bazıları orucu, hac ve umreyi, bazıları ise cihadı zikretmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.a.), bütün bu amellerin faziletli olduğunu ifade ettikten sonra şöyle buyurmuştur:

“İmanın en sağlam kulpu, Allah yolunda sevmek, Allah yolunda buğzetmek, Allah’ın dostlarıyla dost olmak ve Allah’ın düşmanlarından beri olmaktır.”

Bu kulp, imanın en sağlam temelidir ve bundan daha güçlü bir güç yoktur.

Böylesi bir imana dayanmadan içgüdüleri yönetmeye çalışanlar, aslında “boşuna çaba harcamaktadır."

Bir Gençten Gizli Hazdan Vazgeçmesi Nasıl İstenebilir?

Şimdi şu temel soru üzerinde düşünelim:

Cinsel içgüdünün mahiyetini, içerdiği hazzın derinliğini ve bu hazza zahmetsiz ve gizli bir şekilde ulaşma yolunu çok iyi kavramış bir kişiyle karşı karşıya olduğumuzu düşünelim.

Üstelik bu kişi, söz konusu davranışın yalnızca kötü görülmediği, hatta zaman zaman normalleştirildiği veya teşvik edildiği bir çevrede yaşıyor olabilir. Böyle bir durumda hangi çözüm yoluna sahibiz? Ondan bu kolayca ulaşabileceği hazdan vazgeçmesini nasıl isteyebiliriz?

Şüphesiz zihninizde şu soru oluşmuştur:

Genç ve ergen nesilde bu derece derin ve sağlam bir iman oluşturmak gerçekten mümkün müdür?

Bu, derin ve yerinde bir kaygıdır. Bunun cevabı ve uygulanabilir çözüm yolları, önümüzdeki oturumlarda ele alacağımız temel konuyu oluşturacaktır.

İzin verirseniz, çoğunuzun aşina olduğunu düşündüğüm bir örnek vereyim:

Üç genç, hem geleneksel yemeklerin hem de fast food ürünlerinin servis edildiği bir restorana girer. Üçü de pizza sipariş eder. Bir süre sonra önlerine taze, güzel görünümlü ve hoş kokulu pizzalar ile gazlı içecekler gelir. Pizzanın bütün özellikleri onun lezzetli olduğunu göstermektedir.

Gençlerden biri diğerlerinden önce bir dilim alır ve yediğinde yüzünde öyle bir ifade belirir ki sanki hazdan kendinden geçmiştir. Büyük bir heyecanla:

“Vay! Ne kadar lezzetli olduğunu bilemezsiniz!” der.

Diğer iki genç de sabırsızlıkla birer dilim pizzayı ağızlarına götürür.

Bu sırada yan masada geleneksel yemek yiyen yaşlı bir adam birden bağırır:

“Bakın! Bu pizza domuz etinden yapılmış! Bu sucuk da domuz etinden!”

İki gençten birinin pizza dilimi tam ağzının önündedir. Umursamaz bir şekilde:

“E, öyle olsun!” der.

Ona bunun haram olduğu söylendiğinde yine:

“E, olsun ama çok lezzetli!” der ve tarif edilemez bir haz içeren aynı ifadeyle yemeye devam eder.

Üçüncü genç de pizzayı ağzına götürmek üzereyken durur.

Ona neden yemediği sorulur.

Arkadaşları:

“Ne dediğini duymadın mı?” derler ve onunla alay ederler.

Ancak genç:

“Domuz eti olduğunu söylediler; lezzetli ama ben yemem.” diye cevap verir.

Arkadaşları:

“Parasını zaten verdin!” der.

Genç ise:

“Peki, ama paranı geri vermiyorlar; pizzayı da geri almıyorlar. O hâlde en azından zarar etmeyeyim diye ye. Ama bundan sonra bunlardan satın alma.” derler.

Buna rağmen genç pizzaya elini sürmez.

Peki bu gençte, diğer iki gençte olmayan ne vardı?

O şey imandı. Allah’a iman ve ilahî hükümlere iman.

Allah’ın hükmüne aykırı bir şey yapamazdı. Bu, kalpten gelen bir inançtı.

İki genç pizzalarını yerken pizzacının sahibi gelir ve iki kişinin yemek yediğini, ancak bu gencin yemeğe hiç yanaşmadığını görür.

Arkadaşı:

“Efendim, bu çocuk pizzayı yemiyor çünkü domuz etinden yapıldığını düşünüyor.” der.

Bunun üzerine yaşlı adam bir köşeden kalkar ve:

“Çocuklar, şaka yaptım! Hayır, bu sucuk domuz etinden değil. Sadece zararlı olduğunu düşündüğüm için yemeyin dedim.” der.

Pizzacı, genci ikna etmek için onu mutfağa götürür ve:

“Bak, bu sucuk. Bu da helal işareti. Bu da üretici firmanın bilgileri.” der.

Böylece gencin içini rahatlatmak ister.

Genç tekrar masasına oturur ve bir dilim pizzayı alıp yemeye hazırlanır.

Tam o sırada yaşlı adam konuşmaya devam eder:

“Hiç değilse sağlıklı yemek yiyin! Ben etli nohutlu geleneksel yemek yiyorum. Fiyatı da bununla çok farklı değil, hatta daha ucuz. Neden pizza gibi sağlığa zararlı bir yemek yiyorsunuz? Gazlı içecekler yerine ayran için; en azından vücudunuz için faydalıdır.”

Daha önce pizzadaki sucuğun domuz etinden yapıldığını düşündüğü için yemeyi reddeden ve elindeki pizza dilimini masaya bırakan aynı genç şimdi:

“Hacı Amca, siz de yiyin ve ne kadar lezzetli olduğunu görün! Tadını çıkarın.” der.

Bir yudum gazlı içecek içer ve:

“Vay! Bir kez denerseniz, bir daha başka yemeklere yönelmezsiniz.” der.

Yaşlı adam ise:

“Evladım, zaten soluduğumuz hava bile kirli. Zihnini bu meselelerle meşgul etme ve hayatın tadını çıkar.” diye cevap verir.

Buradaki soru şudur:

O gencin mevcut hazdan vazgeçmesini sağlayan neydi?

Bunu sağlayan şey imandan başka bir şey miydi?

Neden çocuklarımızı mümin olarak yetiştirmenin mümkün olmadığına inanıyoruz?

İşte cevaplanması gereken soru budur.

Bu örneği, “cinsel eğitim” konusunda basite indirgemeci yaklaşımlardan kaçınmak ve denetim ile bilgilendirmeye dayalı yöntemler üzerinde daha fazla düşünmek gerektiğini göstermek için verdim.

Bu yöntemlerin birçoğu ikincil konumdadır. Elbette bunlardan yararlanmak gerekir. Ancak iman temeli olmadan bunlar havada kalacak ve etkisiz olacaktır.

Sadece bu araçlarla meşgul olmak ya insanı umutsuzluğa sürükler ya da ona sahte ve asılsız bir güven duygusu verir.

Bir genci “sanal yalnızlıklarında” günahtan uzak tutan güç nedir? Bir genci mutlak yalnızlık içinde günahtan uzak tutan şey nedir?

Şimdi bu örneği cinsel eğitim alanına uyarladığımızda, tamamen farklı bir durumla karşı karşıya kalırız.

Bir gence, kimsenin göremeyeceği mutlak bir yalnızlık içinde, geçmişte yaşadığı deneyimlerden —örneğin uyumak veya yemek yemek gibi deneyimlerden— tamamen farklı bir hazza ulaşabileceği söylenmektedir.

Ya da onu uyarıcı görüntülerle karşılaştırıp:

“Bu filmleri izle, çok büyük bir haz verir.” denmektedir. Böyle bir durumda gence: “Bunu yapma.”veya “Bu filmi izleme.” dediğimizde temel soru şudur: Neden yapmamalı?

O mutlak yalnızlık içinde, özdenetimini koruyabilmesi için ona yardım edecek hangi güç vardır? Akranlarının baskısı karşısında onu uygunsuz içerikleri izlemekten alıkoyacak şey nedir? Bu son derece ciddi bir sorudur.

Babalara ve annelere sesleniyor ve adeta haykırıyorum:

Sermayenize sahip çıkın ve onu boş yere heba etmeyin. Kaygılarınızı, zamanınızı ve motivasyonunuzu ikincil meseleler uğruna harcamayın.

Bu tür şeyler ancak ikincil konumları korunduğu zaman faydalı olabilir.

Denetim ve bilgilendirme önemli olmakla birlikte, imanın desteği olmadan havada kalır ve etkisiz hâle gelir. Konuyu burada noktalamama izin verin.

Bu meselenin “iman” kavramına ilişkin bir tamamlayıcı açıklaması daha vardır. İnşallah gelecek oturumun başında bu konu üzerinde duracağız.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha