Havza Haber Ajansı muhabirinin bildirdiğine göre Ayetullah Seyyid Muhammed Saidî geçtiğimiz gün (27 Mart 2026) Kum'da kılınan Cuma namazı hutbelerinde önemli mesajlar verdi. Ayetullah Saidî öncelikle savaş konusunda İran'ın taviz vermeyeceğini şu sözlerle vurguladı: "İstikbar cephesiyle çok katmanlı bir karşılaşma içinde olduğumuz bu hassas ve kader belirleyici günlerde stratejik beyanatların derin ve doğru anlaşılması inkâr edilemez bir zorunluluktur. 'Meydanlar sizde, sokaklar bizde" cümlesi asla bir slogana indirgenmemelidir. Çünkü bu ifade, savaş koşullarında sert güç ile halkın yumuşak gücü arasındaki ilişkiye dair geniş ve derin bir bakış açısını temsil eder."
Kum Cuma İmamı sözlerini şöyle sürdürdü: "İnkılâbî anlamda “meydan” ve “sokağın” paylaşımı akıllıca bir iş bölümünü ifade eder. Silahlı kuvvetler ve güvenlik güçleri savaş meydanında izzet ve bağımsızlığı kararlılıkla savunmaktadır. Ancak bu direnişin devamı, toplumsal bir destek gerektirir. Bu çerçevede sokak yalnızca bir mekân değildir. Aynı zamanda varlığın ve toplumsal hayat akışının sembolüdür."
Ayetullah Saidî meydan ve sokakların boşaltılmaması gerektiğini vurgulayarak: "Meydan ve sokağın boşalması, düşmanın hesaplamalarında bir zayıflık işareti olarak okunabilir. Hibrit savaş, askeri cepheden toplumun zihnine kadar uzanan bir süreçtir. Günümüzde, askeri cephe ile toplumsal alan arasındaki sınırların aşıldığı bir savaş türüyle karşı karşıyayız." dedi.
Kum Cuma İmamı bu savaşta düşmanın medya, psikolojik araçlar ve dış baskılar aracılığıyla ülke içinde istikrarsızlık yaratmaya çalıştığını ekleyerek "İnkılap karşıtlarının çağrıları da aynı düşman komplosunun bir parçasıdır. Bu çağrıların amacı gerçek bir toplumsal hareket oluşturmak değil, kamu düzenini bozmak ve güvensizlik imajı yaratmaktır." şeklinde konuştu.
Ayetullah Saidî: "Allah'ın askerlerinin sokaklardan çekilmesi, şeytanın askerlerine yer açar. Bu nedenle, sokakları boş bırakmamaya verilen önem sadece bir tavsiye değil, aynı zamanda önleyici bir stratejidir." dedi.
Düşmanın çağrılarına karşı koymanın tek yolunun, ulusal birliği korumak, kolektif ruhu güçlendirmek ve barış ve otorite içinde normal hayata devam etmek olduğunu ekleyen Ayetullah Saidî bunun, İran halkı lehine stratejik denklemleri şekillendirecek sermaye olduğunu belirtti.
Savaş Öncesi ve Sonrasında Cinayetkâr Trump'ın Hedeflerindeki Değişim
Ayetullah Saidî, Trump'ın savaş öncesi ve sonrası hedefleriyle ilgili şunları kaydetti: "Trump ve Siyonist rejim, İran’ın nükleer endüstrisini, füze sanayisini ve kapasitesini ortadan kaldırmak, siyasi, askerî ve savunma alanındaki liderlere suikast, İran İslam Cumhuriyeti nizamını tamamen devirmek ve İran’ı farklı bayraklara sahip birkaç parçaya bölmek gibi hedeflerle İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırdılar. Bu hedefleri gerçekleştirmelerinde hiçbir şüphe duymadıkları için açıkça medyaya yansıtılmıştı. Trump, tüm Siyonist yetkililerin 47 yıllık arzusunu yerine getirmek istiyordu. En fazla 48 saat içinde bu hedeflerin tamamına ulaşacaklarını ve parçalanmış İran’ı, sahip olduğu tüm kaynaklarla birlikte yutacaklarını zannediyorlardı!"
Ayetullah Saidî şöyle devam etti: "İlahi güç ve yardımla, Amerika yalnızca söz konusu hedeflerin hiçbirine ulaşamamakla kalmadı, aynı zamanda istemeyerek bambaşka hedeflerin peşine düşmek zorunda kaldı. Bu yeni hedeflerden bazıları şunlardır: Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ülkelerin bu stratejik boğazdan normal geçişlerinin sağlanması, ABD’deki finans ve ticaret piyasalarının çöküşünün engellenmesi, Batı Asya’daki Amerikan varlıklarında daha fazla mali, ekipman ve insan kaybının önüne geçilmesi, savaştan çıkmak için bir başarı görüntüsü oluşturulması ve bu çıkışı ABD kamuoyuna gerekçelendirme çabası."
Dünyanın, özellikle Batı Asya bölgesinin Ramazan Savaşı sonrası çok büyük ve temel farklılıklara tanık olacağını vurgulayan Kum Cuma İmamı: "Batılı ünlü bir siyasetçinin ifadesiyle 'İran şu anda dünya halklarının çoğunluğunun gözünde bir kahramandır.'" dedi.
İran İslam Cumhuriyeti'nin 47 yıl boyunca Amerika’nın zalimce yaptırımları karşısında güçlü bir şekilde ayakta kaldığını hatırlatan Ayetullah Saidî: "Fakat Amerika, İran’la girdiği savaşta birkaç gün içinde diz çökmüştür." dedi.
Ayetullah Saidî sözlerini şöyle sürdürdü: "Amerika, Batı dünyası ve Hürmüz Boğazı’nı kullanan herkes bilmelidir ki Hürmüz Boğazı’nın durumu asla dayatılan savaş öncesindeki hâline geri dönmeyecektir."
Ayrıca Ayetullah Saidî İran’ın asla “hain Trump’ın” savaşı ne zaman bitireceğine karar vermesine izin vermeyeceğini vurgulayarak şöyle dedi: "Başka ülkeler, Amerikan savaş gemileri kendilerine yaklaştığında paniğe kapılır ve teslim olurlar; ancak bugün dünyanın süper gücünün savaş gemileri, siz halkın füzelerinin hışmından kaçmaktadır. İran, Amerika’nın savaş gemilerini denizin dibine göndermek için kendine doğru çağırmaktadır."
Öte yandan Kum Cuma İmamı, Trump’ın başlattığı savaşın İran’da rejimin değişmesine zemin hazırlamak yerine, Amerika’da rejim değişikliğinin zemininin oluşmasına yol açtığını ekledi.
Fetih Suresi, Günümüz Toplumu için Bir Derstir
Ayetullah Saidî, birinci hutbede takvanın değerlerinden birinin şeytanın vesveseleriyle mücadele etmek olduğunu belirterek şöyle dedi: "Kur’ân‑ı Kerîm, takvayı gözetenler hakkında şöyle buyurur:
"Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, içlerinde şeytandan gelen bir kışkırtı duyar duymaz, hemen Allah'ı hatırlayıp gerçeği görürler." (A'raf suresi, 201)
Ayrıca Ayetullah Saidî, Fetih Suresi’nin İslam’ın ilk dönemindeki olayları naklettiğini ve bu olayların bugünün toplumu için de geçerli olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Fetih Suresi, İslam’ın başlangıcında Müslümanların gizli ve açık zaferlerinden ve geride kalanların, ikiyüzlülerin akıbetinden bahseder; bu da bugün için bize ders olabilir. Allah Teâlâ, Fetih Suresi’nin 15. ayetinde münafıkların Hayber ganimetlerinden pay alma isteklerini kesin bir dille reddettikten ve Allah’ın sözünü değiştirmekte ısrar ettikleri için onları azarladıktan sonra 16. ayette geçmişlerini telafi etmeleri için onlara başka bir fırsat sunmaktadır.
Fetih Suresi'nin 16. ayeti, gelecekle ilgili görünmeyen bir mesaj vermenin yanı sıra, operasyonel bir emir ve ilk imtihanı geçemeyenler için ilahi bir imtihandır.
Fetih Suresi'nin 16. ayetinde şöyle buyuruluyor:
Savaşa katılmayıp, geride kalan bu bedevilere de ki: “Yakında çok güçlü bir topluma karşı, savaş yapmak üzere çağrılacaksınız. Onlarla savaşacaksınız veya onlar teslim olacaklar. Eğer çağrıya evet deyip, peygambere itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat ihsan edecektir. Ama şimdi olduğu gibi yine vazgeçer, yüz çevirirseniz sizi şiddetli bir cezaya çarptıracaktır."
Kum Veliyy-i Fakih temsilcisi şöyle ifade etti: "Yine Allah, şehitler verileceğini bildiriyor ve eğer bu yeni görevde de hıyanet ederseler acı bir azaba uğratılacaklarını söylüyor.”
Ayetullah Saidî sözlerini şöyle sürdürdü: “Allah, Fetih Suresi’nin 16. ayetinde itaat ve isyandan oluşan iki ilkeye işaret ediyor ve muhataba iki birbirine zıt kader gösteriyor. Allah’ın emirleri karşısında iki tür tutum vardır ve ortası yoktur. Çünkü orta yol iman, ihlâs ve inanç taşımaz, tarafsızlık ise münafıkların davranışıdır.”
Kum Cuma İmamı şöyle belirtti: “Fetih Suresi’nin 16. ayeti İslami cihadın hedefini açık biçimde belirler; düşmanla savaşın amacı öldürmek değil, dünyadan fitneyi kaldırmaktır. Nitekim Allah, Bakara Suresi’nin 193. ayetinde şöyle buyurur:
"Onlarla savaşın ki artık hiçbir fitne (şirk, putperestlik ve kâfirlerin hâkimiyeti gibi) kalmasın ve din yalnızca Allah’a ait olsun.’”
Bu ayetlerin bugün de uygulanabilir dersler olduğunu vurgulayan Ayetullah Saidî şöyle ekledi: "İlk ders, fırsatçılara ve sıkıntılı zamanlarda kaçanlara bir uyarıdır. Bu kişiler rahat zamanlarda ödül beklememelidir, aksine ihlallerini telafi etmek için daha zor bir imtihan beklemelidirler."
Kum Cuma İmamı sözlerine şöyle devam etti: "İkinci ders, ihlal edenlerin de Allah'ın rahmetinden ümitlerini kesmemeleri gerektiğini belirtir; zira Allah her zaman onlar için tövbe yolu bırakır. Üçüncü ders, gerçeği açıkça ifade etmektir. Allah, ihlal edenlere açıkça geçmişi telafi etmek için gelecekte düşmanlarla savaşmaları gerektiğini söyler ve bu düşmanların 'أُولِی بَأْسٍ شَدِیدٍ' (büyük kudret sahipleri) olduklarını bilmelerini ister. Dördüncü ders ise, Allah'ın tehditten önce teşviki öne çıkarmasıdır; önce güzel mükâfattan bahseder, ardından ihlal durumunda tehdit eder. Biz de teşviki, tehditten önce tutmalıyız."
yorumunuz