Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, Uzmanlar Meclisi Başkanlık Divanı Üyesi ve İmam Humeyni (r.a) Eğitim ve Araştırma Enstitüsü Başkanı Ayetullah Mahmud Recebi'nin "Küresel İstikbar ve Uluslararası Siyonizm ile 40 Günlük Kader Belirleyici Çatışmada İslam Ümmetinin Stratejik Kazanımlarının Analizi ve Bu Ganimetleri Koruma Yolları" konulu detaylı bildirisinin tam metni şu şekildedir:
Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
"Allah size elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etmiştir." (Fetih Suresi, 20)
12 günlük savaş ve Ramazan savaşı, beraberinde getirdiği acılara, zorluklara ve musibetlere rağmen; onurlu, anlayışlı, basiretli, fedakâr, vefalı ve velayete bağlı halkımız için Fetih Suresi'ndeki ayetin açık bir tecellisi olan bereket ve etkiler getirmiştir. Bu ayette Yüce Allah, sizlere birçok ganimet ve kazanım vaat ettiğini buyurmaktadır. Bu vesileyle, söz konusu değerli ganimetlerin bazılarına kısaca değinmek istiyorum.
1. Mukaddes İttifak
Mukaddes ittifak; şehit bilge rehberimiz Ayetullah el-Uzma Hamaney'in (kuddise sirruh) korunmasını vurguladığı ve bu ismi bizzat verdiği bir kazanım ve ganimettir. Düşmanların, karmaşık ABD ve Siyonist rejim komploları, ekonomik sıkıntılar ve geçim dertleri sebebiyle İran halkının bölünüp parçalanacağını, sisteme ve yetkililere karşı ayaklanacağını zannettikleri bir dönemde; Allah'ın lütfu, şehit rehberimizin eşsiz rehberliği ve halkın örneğine az rastlanır basireti sayesinde vatanın, İslami nizâmın ve rehberliğin savunulması ekseninde mukaddes ve benzersiz bir ittifak şekillenmiştir.
Bu, Kuran'ın ifadesiyle yeryüzündeki her şeyi harcasanız bile elde edemeyeceğiniz, yüreklerin derinliklerinden kopup gelen bir ittifaktır:
"Eğer yeryüzünde bulunan her şeyi harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Bu ayet, kalplerin bu şekilde kaynaşmasını sağlamak için sahip olduğumuz tüm imkânları ve varlıkları feda etsek dahi buna değeceği gerçeğine işaret ediyor olabilir.
Bu ittifak, geçici hedefler ve maddi çıkarlar uğruna değil; kalplerin ve canların birleştiği, basiret, tefekkür ve fıtrattan doğan bir ittifaktır. Kalıcılığının sırrı da buradadır. Zira düşman, asıl amacı olan İslami sistemi devirmek, ülkemize ve kaynaklarımıza el koymak için bu değerli ittifakın dağılmasına bel bağlamıştı. Yanlış hesaplamalar sonucunda zaferini kesin görüyor, kuracağı yeni rejimi ve figüranlarını uzun zamandır parlatıp propagandasını yapıyor, tüm gücünü ve teçhizatını bu amaca seferber ediyordu. Fakat:
"Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır."
2. Küresel İstikbarın ve Siyonistlerin Hegemonyasının Çöküşü
İnkılap dönemi boyunca nizamımız ve halkımız, cani istikbarı ve çocuk katili gaspçı Siyonizmi ciddi şekilde zorlamış -onlar da bize karşı birçok komplo kurup cinayet işlemiş olsalar da- hiçbir zaman bizimle topyekûn ve doğrudan bir savaşa girmemişlerdi. Yıllar süren çok yönlü, hibrit ve planlı komploların ardından, bu iki uğursuz rejim ilk kez tüm güçleriyle doğrudan karşımıza çıktılar. Yanlış hesaplamalarının bir sonucu olarak, birkaç gün içinde sistemimizi devirip kendi istedikleri düzeni kuracakları kuruntusuna kapıldılar ve bu kuruntularını dünya çapında açıkça ilan ettiler.
Ancak onurlu İslami İran milletinin kararlı ve ezici yanıtıyla, silahlı kuvvetlerimizin çeşitli ve yenilikçi eylemleriyle, şehit bilge rehberin (r.a.) ve onun salih halefinin dirayetiyle karşılaştılar. Düşmanın rüyası gerçeğe dönüşmediği gibi hegemonyaları da sonsuza dek parçalandı. ABD ve Siyonist rejimin tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir yenilgi aldılar. Şehit rehberimizin şu sözü gerçekleşmek üzeredir:
"Genellikle dünyanın Firavun, Nemrut, Rıza Han, Muhammed Rıza ve benzeri müstebitleri ve müstekbirleri, kibrin zirvesindeyken devrilmişlerdir; bu da devrilecektir."
Milletimiz ve sistemimiz hem askeri ve silah gücü alanında eşsiz bir görünüm sergilemiş, hem de halkın sahadaki vahdet içindeki varlığı, millet-rehber bütünleşmesi ve vatan aşkıyla öne çıkmıştır. Küresel istikbarın ve Siyonizmin hegemonyasını yerle bir etmişlerdir. Öyle eşsiz bir yenilgi ki, düşman çaresizlik içinde onurlu bir çıkış yolu aramaktadır.
Bu da Allah'ın bir başka ganimetidir. Öyle ki düşmanın aldığı yenilgileri ağır bir sansürle gizlemeye çalışmasına rağmen, bazı Batılı teorisyenler ABD ve İsrail'in İslami İran'ın çelik iradesi ve gücü karşısında yenildiğini açıkça ifade etmiş; ABD ve Siyonist rejimin hızla çöküşe geçtiğinin sayısız belirtisini itiraf etmişlerdir. Dünyanın iki nükleer gücüyle ve dilediğini yapmaya muktedir olduğunu sanan bir süper güçle doğrudan savaşa girdik ve meydanın galibi biziz. Hatta düşmanlar bile büyük gücümüzü itiraf etmiş ve İslam Cumhuriyeti'nden "şekillenmekte olan yeni süper güç" olarak bahsetmişlerdir.
Bu büyük nimet ve ganimet için Allah'a şükretmeli ve bunun nihai hedefine ulaşmasını dilemeliyiz.
3. Şehit Rehber'in Salih Halefi
Üçüncü ganimet, İmam ile ümmet, rehberlik ile millet arasındaki bağ nimetidir. Saygıdeğer Rehber Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney'in (Allah gölgesini daim etsin) mübarek varlığı çok büyük bir nimet ve ganimettir.
Onun seçilmesi; hem halka ve direniş cephesine huzur veren hem de sistemin düşmanlarını ümitsizliğe ve öfkeye sürükleyen seçkin bir şahsiyettir. Salih bir rehberlik nimeti öyle bir nimettir ki, onsuz bir toplum cahiliye toplumudur: "Zamanının imamını tanımadan ölen kimse, cahiliye ölümüyle ölmüş olur." Hz. Peygamber'den (s.a.a.) sonra başka bir peygamberin gönderilmeyeceği son dinde, geçmiş peygamberlerin aksine Yüce İslam Peygamberi, insanlardan risaletine karşılık bir ücret istemekle emrolunmuştur. O ücret de kendisinden sonraki salih rehberlere duyulacak sevgidir:
"De ki: 'Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden başka bir ücret istemem.'" (Şura suresi, 23)
Allah, bu savaş ve büyük imtihan (inkılap rehberinin şehadeti) vesilesiyle İslam ümmetine, ahlakı, vizyonu, karakteri, davranışları ve amelleriyle o cihanşümul büyük insanın salih halefi olan bir rehber bahşetmiştir. İçtihat, takva, adalet, siyasi vizyon, ülke meselelerine ve toplumun sorunlarına hâkimiyet, tedbir, cesaret, istikbar karşıtlığı ve dünyaya bel bağlamama konularında Şehit İmam'a benzemektedir.
Düşmanlarımız bir başka yanlış hesaplama daha yaparak, bilge inkılap rehberinin şehadetiyle milletimizin ve sistemimizin bir rehberlik boşluğuna düşeceğini sandılar. Vizyonu, bakış açısı, cesareti ve istikbar karşıtlığı bakımından şehit rehberden farklı, kendi kendilerini atamış bazı figürleri öne çıkarmaya çalıştılar. 28 Mordad (1953) darbesinde olduğu gibi istedikleri bir lideri başa getireceklerini, kendileri için zararsız bir liderin toplumun yönetimini devralacağını, böylece İran İslam Cumhuriyeti'ni hegemonik sisteme entegre edip teslim alacaklarını düşündüler.
Bilge rehberimiz bu tehlikeye dikkat çekerek şöyle buyurmuştu:
"Düşmanın amacı İslam Cumhuriyeti'nin özünü değiştirmektir; adı yine İslam Cumhuriyeti olsun, başında sarıklı biri bulunsun, hiç fark etmez. Yeter ki Amerika'nın, Siyonizmin ve birçok büyük devleti yöneten küresel güç ağlarının hedefleri güvence altına alınsın."
Ancak Allah'ın takdiri ve planı farklı tecelli etti. Allah, bu ümmetin fedakârlığının, vefasının ve mücadelesinin ödülü olarak o şehit mücahit bilgenin salih halefini başa getirdi. Bu, özellikle bu zaman diliminde ümmetimiz için çok büyük bir ganimettir. Ümmet, bu büyük nimetin ve ganimetin kıymetini bilmeli, Yüce Allah'a şükür secdesine kapanmalıdır; bugüne kadar Velayet-i Fakih'i son söz merci olarak kabul edip sevgide, biatte ve itaatte nasıl en ufak bir eksiklik göstermediyse, bundan sonra da bu yolda daha güçlü ve kararlı adımlarla ilerlemelidir.
4. Ümmetin İslami Vatanın Rehberiyle Aşk Dolu Bağı
Belki de bu ganimet, bu savaşın en şaşırtıcı kazanımlarından biridir. Basiretli, fedakâr ve göreve hazır halkımız, bu rehberin adını duyar duymaz, hatta resmi rehberlik ilanı yapılmadan önce bile ona olan biatlerini ve sadakatlerini bildirdiler. Sadece ülke içindeki halktan değil, yurt dışındaki İranlılardan, hatta yurt dışındaki Lübnan, Yemen, Irak vb. direniş cephelerinden; sadece halk kitlelerinden değil, seçkinlerden, silahlı kuvvetlerden ve kuvvet başkanlarından; sadece Velayet-i Fakih teorisine inanan Şiilerden değil, tüm mezhep, fırka ve semavi dinlerin mensuplarından gelen, tarifsiz bir aşkla, can-ı gönülden bir biatti bu.
Bu aşk ve bu katılım sadece kalplerde kalmadı, söz ve eylemlerde de tecelli etti. Üstelik resmi kurumlar tarafından özel bir adım atılmaksızın gerçekleşti. Böylesine büyük bir ganimet, Allah'ın lütfu ve Hz. Bakiyyetullah el-A’zam'ın (ruhumuz ona feda olsun) inayeti olmadan mümkün olamazdı ve bu durum düşmanların hesaplarını altüst etti. Bu savaş, eşsiz ve derin bir aşkı beraberinde getirdi.
İnsanın kemal arayışındaki fıtratından, kalplerin derinliğinden kopan; temiz ruhlarda, fedakâr, zeki, vefalı ve velayete bağlı insanlarda tecelli eden bir aşk! Bu ne büyük bir azamet ve ihtişamdır, Allahuekber! Allah bu ümmete ne verirse yeridir. Bu vefa ve aşkın bereketlerinden biri de geçmişteki fitneleri etkisiz hale getirmesidir. Gelecekteki fitneleri de etkisiz hale getirecektir:
"Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını (kusurlarını) bağışlasın diye."
İnşallah bu, Allah'ın bu ümmete bir mükâfatı olur. Aziz milletimiz bu büyük nimetin kıymetini bilmeli ve onu pekiştirme yolunda adımlar atmalıdır.
5. Halkın Ulusal ve Uluslararası Siyasi Basiret ve Vizyon Seviyesinin Yükselmesi
İnkılabın başlangıcından bu yana inkılap imamlarının (kuddise sirruhuma) yönlendirmeleriyle ümmetin basireti artmış olsa da bu savaşta ortaya çıkan basiret seviyesi, geçmişteki hiçbir dönemle kıyaslanamaz boyuttadır. Bu basiret, düşmanı hayret ve dehşete düşürmüş; dünyadaki özgür ruhları, inkılap güçlerini ve destekçilerini ise şaşkınlık içinde bırakmıştır: Aziz rehberin (Allah gölgesini daim etsin) "halk tarafından toplumun ve sistemin yönetilmesi ve yönlendirilmesi" sözleriyle ifade ettiği ve "Biz bir ayeti iptal eder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını veya bir benzerini getiririz" ayetinin bir tecellisi olarak gördüğü bir basiret!
Bombardıman altında bile "Allahuekber", "Kahrolsun Amerika" ve "Kahrolsun İsrail" sloganları atan, hedeflerine ulaşana kadar meydanlarda kalmaya hazır olduklarını haykıran, her gece çocuklarını ve hatta kundaktaki bebeklerini yanlarında getiren, şehadeti "baldan tatlı" gören bir halk! Vatan savunması, rehbere duyulan aşk, silahlı kuvvetlere minnettarlık ve bu halkın dayanışması salt duygusal bir mesele değildir; siyasi, kültürel, uluslararası bir vizyonun ve basiretin, düşünce ve inancın bir ürünüdür. Onların coşkusu her zaman şuurlarından beslenmektedir. Bu ümmetin basireti, "Kâfirleri öfkelendirmek için çiftçilerin hoşuna giden ekin" misalidir. Bu ümmetin kendisi de bu yüksek basirete şaşırmıştır; insanlığın düşmanı olan hasımları ise bu basiret karşısında öfkeye kapılmış ve paniğe sürüklenmiştir.
Bu büyük nimet ve ganimet korunmalı, kapsamı ve derinliği artırılmalı ve bu nimet için Allah'a şükredilmelidir.
6. Silahlı Kuvvetlerin Mucizeler Yaratması
Atom bombasına, en gelişmiş taarruz ve savunma silahlarına, özel güvenlik teşkilatlarına, en iyi medya imkânlarına sahip modern istihbarat donanımlarına, aziz ülkemizin etrafında çeşitli devasa üslere ve emre amade bölgesel paralı askerlere sahip iki ülke, en üst düzey teçhizat ve silahlarla bizimle savaş meydanına çıktı. Düşmanların bu muazzam yığınağını gören herhangi bir silahlı kuvvet, uzlaşma veya geri çekilme arayışına girerdi.
Fakat güçlü silahlı kuvvetlerimiz, şehit bilge rehberimizin yönlendirmeleriyle "Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın ki bununla Allah'ın düşmanını ve kendi düşmanınızı korkutasınız..." (Enfal suresi, 60) ayetini hayata geçirdiler. Bu savaşta hesap hatalarına düşen düşmanı öyle bir hezimete uğrattılar ki, düşman iç çöküşünü ve dış yenilgisini engellemek için her türlü cinayete başvurdu.
Düşmanın planları, silahlı kuvvetlerin savunma ve taarruz darbeleriyle çöktü. Savaşın ilk iki-üç günü için kesin olarak belirledikleri hedeflere ulaşamadıkları gibi, kendi vaatlerini unutturacak veya utanç verici yenilgilerini gizlemek adına bu yerine getirilemeyen vaatleri başka bir zamana erteleyecek kadar ağır bir mağlubiyet yaşadılar. Dünya halklarının alay konusu haline gelen Trump'ın yalanları ve çelişkili açıklamaları, bu gerçeğin açık bir kanıtıdır. Bir zamanlar ulaşılmaz sanılan gelişmiş düşman savaş uçaklarının düşürülmesi, yakıt ikmal uçaklarının, gelişmiş İHA ve helikopterlerin, AWACS uçaklarının imha edilmesi, gelişmiş uçakları yok edilerek ABD'nin İsfahan'daki operasyonunun utanç verici bir şekilde başarısızlığa uğratılması ve cani pilotlarını kurtarmaya gelen uçak ve helikopterlerin imhası, silahlı kuvvetlerimizin yarattığı mucizelerin yalnızca birkaç örneğidir.
Silahlı kuvvetlerimiz, ABD ve İsrail'in teknolojisinin sınırlarını hedef alarak süper güçlerin zayıflığını tüm dünyaya göstermiştir.
Hürmüz Boğazı'nı açık tutamamaları veya yeniden açamamaları, bir zamanlar dünyadaki denizlerdeki imparatorluklarının ve tahakkümlerinin sembolü olan önemli Amerikan savaş gemilerinin hızla geri çekilip kaçması; Amerikalıların, cesur silahlı kuvvetlerimizin füzeleri ve İHA'larının yarattığı mucizeler ile bu kahramanların "Gücünüz yettiği kadar hazırlanın" emrine uyarak gösterdiği kudret karşısındaki korku, dehşet ve acziyetinin bir göstergesidir. Bu dehşet öyle bir boyuttadır ki, geçmişte Amerika'nın kapı kulu gibi hareket eden Avrupalılar, Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı açmak için işbirliği yapma talebine karşı açıkça ortak hareket etmeyeceklerini ilan etmişlerdir. Yiğitlerimizin eliyle tüm gücü kırılan Trump da kabadayılık yapmak yerine geri adım atmıştır. Bu büyük nimet ve ganimet için Allah'a şükrediyoruz.
İslami İran şu an öyle bir konumdadır ki; Aziz Rehber Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney'in (bereketli ömrü daim olsun) uygun göreceği ve emredeceği herhangi bir yöntemle, Siyonist düşmana ve ABD'ye kendi isteklerini, iradesini ve şartlarını dayatmaya hazırdır.
7. İran İslam Cumhuriyeti'nin Yeni Güç Konumlarının Keşfi ve Buna Odaklanılması
Hürmüz Boğazı, sistemimizin şimdiye kadar kullanılmamış otorite merkezlerinden ve gelir kaynaklarından biridir. Bu savaşta, boğazın sürekli bir otorite merkezi ve gelir kaynağı olarak kalması gerektiği ve düşmanların ülkemize yönelik saldırı heveslerini kırabileceği kapasitesine dikkat çekilmiştir.
Bu günlerde geceleri meydanlarda ve yürüyüşlerde kendini gösteren halkın kesintisiz ve vahdet içindeki devasa varlığı, bu savaşın sistemimize muazzam bir otorite konumu kazandıran ve düşmanları çaresiz bırakan diğer bereketlerinden biridir. Düşmanın altyapıya yönelik saldırıları, Hürmüz Boğazı'nı açma ile ülkenin iç direncini ve kutsal ittifakı bozma konusundaki umutsuzluğunu göstermektedir. Bunun için de Allah'a şükrediyoruz.
8. Birleşik Direniş Cephesi'nin Yükselişi
Suriye yönetiminin düşmesi, çağrı cihazı patlamaları ve direniş komutanı Şehit Seyyid Hasan Nasrallah'ın şehadetinden sonra Siyonist rejim ve ABD, direniş cephesinin bittiği ve Hizbullah'ın yok olduğu hezeyanına kapıldı. Oysa bu savaşta; Lübnan, Irak ve Yemen'den oluşan Birleşik Direniş Cephesi, Siyonist rejim ve Amerika'nın bölgedeki çıkarlarına ve işgal altındaki topraklardaki önemli hedeflerine ağır darbeler indirmiştir. Bu, savaşın bir diğer ganimetidir. Bu savaş, direniş cephesinin gücünü kaybettiğini düşünen aciz düşmanın yanlış hesaplamalarını da gözler önüne sermiştir.
9. İslam İnkılabı Destekçilerinin Küresel Cephesinin Oluşması
Dünyanın dört bir yanında İran İslam Cumhuriyeti'nin bayrağı altında İslami İran'a desteklerini ilan eden İslam İnkılabı destekçilerinin oluşturduğu küresel cephe, İslami sistemin ve saf Muhammedî (s.a.a.) İslam'ın tanıtılması için muazzam bir zemin ve kapasitedir. Cani Amerika ve çocuk katili Siyonizm öncülüğündeki küresel istikbar, yıllarca İslamofobi ve İranofobi algısı yaratmak için faaliyet yürüttü.
İran İslam Cumhuriyeti sisteminin kurulmasıyla, dünyadaki hak arayışındaki insanların ve farklı milletlerin İslam'a ve İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelmesinin ardından bu faaliyetler daha da genişletildi ve yoğunlaştırıldı. İslam'ın tersyüz edilerek tanıtılması, İslam ve Müslümanlar adına IŞİD gibi aşırılıkçı grupların yaratılması ve özellikle İslami İran'da tecelli eden saf Muhammedî İslam'ın yayılmasını ve benimsenmesini engellemek için kurulan diğer komplolar, dünya çapında İslamofobi ve İranofobi algısını körükledi. Bilhassa son yıllarda Muhammedî İslam'ın tanıtımını engellemek için getirilen ağır kısıtlamalar ve İslamofobi propagandaları, bu algıyla mücadele etmeyi zorlaştırmış ve etkisiz kılmıştı.
Ancak bu son savaş, yıllarca süren propagandalar ve devasa bütçelerle başarılamayan bu komplonun kısa bir süre içinde boşa çıkarılmasını sağladı. Bu da savaşın dikkate alınması gereken ganimetlerinden biridir. İslami sistemin siyasi yönetim ve hâkimiyet modelinin, siyasi idare bağlamında en üstün model olarak tanıtılması ve saf Muhammedî İslam'ın anlatılması için bu kapasiteden en iyi şekilde faydalanılmalıdır.
10. Amerika ve Siyonist Rejimin Kırılganlığının Kanıtlanması
Amerika ve Siyonist rejim, yıllarca askeri güçlerinin sarsılmazlığını vurgulamış, diğer ülkeleri ve milletleri korkutmak için bunun propagandasını yapmıştı. Ancak silahlı kuvvetlerimizin savunma ve taarruz boyutundaki ağır darbeleriyle, bu iki rejimin taarruz ve savunma güçlerinin içinin ne kadar boş olduğu tüm dünyaya gösterilmiştir.
Siyonist rejimin, kendi kalkanları ile ABD savunma sistemlerinin bileşiminden oluşan çeşitli savunma kalkanları, İran'ın füzeleri ve İHA'ları karşısında çaresiz kalmış; hatta bizzat İran İHA'ları ve füzeleriyle imha edilmiştir. Taarruz alanında ise Siyonist rejimin ve ABD'nin en gelişmiş uçakları ve İHA'ları, İslami İran'ın hava savunma güçleri tarafından düşürülmüş ve yok edilmiştir. Tüm dünya İran'ın savunma ve taarruz gücü karşısında hayrete düşmüştür. Bu da son savaşın gölgesinde İran milletinin ve İslam Cumhuriyeti sisteminin elde ettiği bir başka kazanım ve ganimettir.
11. Savaş ve Bombardımanların Ortasında Halkın Huzuru
Fetih Suresi'nde ve Kur'an'ın diğer surelerinde yer alan birçok ayette belirtilen noktalardan biri şudur ki; Yüce Allah, hak ile batılın, iman ile küfrün savaşında inananların ve hakkı savunanların kalplerine kendi "sekine"sini (huzurunu ve sükûnetini) indirir.
Fetih Suresi'nde şöyle okuyoruz:
"İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine sükûneti indiren O'dur."
Aynı surenin 18. ayetinde ise şöyle buyurmaktadır:
"Allah, o ağaç altında sana biat ederlerken müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven (sekine) indirmiş ve onlara pek yakın bir fetih nasip etmiştir. Ve alacakları pek çok ganimetleri de... Allah, bunları size hemen lütfetmiştir."
Bu ilahi lütuf eşsiz bir boyutta milletimize nasip olmuş, son savaşta halkın tüm kesimlerinin kalplerine yerleşen eşsiz huzurda bunun tecellisi görülmüştür. Öyle ki, sanki ortada bir savaş, bir taarruz ve bombardıman yok gibiydi. Savaştan önce bu seviyede bir huzur mevcut değildi; ancak bu savaşta halkın kadınlarını, çocuklarını, hatta kundaktaki bebeklerini bile her gece büyük bir sükûnet içinde sokaklara çıkardıklarına tanık olduk. Hatta düşman onları bombalarken bile "Allahuekber" ve "Kahrolsun Amerika" nidalarıyla huzurlarını korumuş ve yollarına devam etmişlerdir.
12. Amerika'nın İran'ın On Şartını Kabul Etmesi
İslami sistemimizi devirmek ve direniş cephesini yok etmek amacıyla savaşı başlatan cani Amerika; İslami İran'ın onurlu, cesur ve vefalı halkının direnişi ve silahlı kuvvetlerimizin yiğitliği sayesinde Çarşamba gecesi saat 03:30'a kadar verdiği süre dolmasına rağmen, sunduğu son tehditlere rağmen geri adım atarak belirlediğimiz tüm şartları müzakere temeli olarak kabul etmiştir.
Bu şartların bir kısmı, İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilk yıllardan beri talep edilen ancak Amerika'nın bugüne kadar kabul etmediği şartlardır. Bu, İslami sistem ve büyük İran milleti için büyük bir zafer; ilan ettiği hedeflere ulaşamadan İran'ın on şartını kabul etmek zorunda kalan Amerika için ise kesin ve utanç verici bir mağlubiyettir. Elbette Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin de açıkladığı üzere, belirlenen süre zarfında bu şartların ihlal edilmesi halinde İran'ın ezici yanıtıyla karşılaşacaklardır; zira İran'daki ve bölgedeki yiğit İslam savaşçılarının eli tetiktedir.
Bu kazanımların her biri, daha fazla açıklanmayı ve teferruatıyla izah edilmeyi hak eden büyük zaferlerdir.
yorumunuz