Pazartesi 22 Haziran 2026 - 01:21
Hz. Mehdi'nin (a.s.) Zuhurundan Önceki Kıyamlar

Havza / Bazıları birtakım rivayetlere dayanarak, İmam Zaman'ın (a.s.) zuhurundan önce zalim yöneticilere karşı her türlü hareketin yasak olduğunu zannetmişlerdir; bu yüzden her türlü adalet çağrısına karşı çıkmış ve onu tağut olarak adlandırmışlardır.

Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre İmam Zaman (a.f.) ile ilgili öğreti ve maarifi yaymak amacıyla hazırlanan "İdeal Topluma Doğru" adlı Mehdeviyet konuları serisi siz değerli okuyuculara sunulmaktadır.

Mehdeviyet bahislerinde her zaman tartışma ve münakaşa konusu olan meselelerden biri, gaybet döneminde ve Hz. Mehdi'nin (a.f.) evrensel kıyamından önceki kıyamların ve hükümetlerin hükmüdür. Bazıları birtakım rivayetlere dayanarak, İmam Zaman'ın (a.s) zuhurundan önce zalim yöneticilere karşı her türlü hareketin yasak olduğunu zannetmişlerdir; bu yüzden her türlü adalet çağrısına karşı çıkmış ve onu tağut olarak adlandırmışlardır!

Burada, zuhurdan önceki kıyamlara dair rivayetlerin kısa bir incelemesini yapacağız.

Zuhurdan Önceki Kıyamların Sancaktarlarının Tağut Olması

Bu rivayetlerin bazıları genel olarak Hz. Hüccet'in (a.f.) kıyamından önceki her türlü isyanı ve açılan her sancağı kınamış ve onun sancaktarını tağut veya müşrik olarak tanıtmıştır. Bu konuda sadece iki rivayete değineceğiz:

İmam Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur:

«کُلُّ رایَةٍ تُرْفَعُ قَبْلَ قِیامِ القائِمِ فَصاحِبُها طاغُوتٌ یُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللّهِ عَزَّوَجَلَّ.»

"Kaim'in kıyamından önce çekilen her sancak, sancaktarı Allah (Azze ve Celle) dışında ibadet edilen bir tağuttur." (el-Kâfi, c. 8, s. 295)

İmam Bakır (a.s.) şöyle buyurmuştur:

«کُلُّ رایَةٍ تُرْفَعُ قَبْلَ رایة القائِمِ صاحِبُها طاغُوتٌ.»

"Kaim'in sancağından önce çekilen her sancağın sahibi tağuttur." (Nu'manî, el-Gaybe, s. 114)

Bu rivayetlere yöneltilen senet sorunlarının yanı sıra, araştırmacılardan biri bu rivayetin delaletini incelerken şöyle yazmaktadır: Davet iki çeşittir:

 1. Hak davet: İnsanları hakkı ayakta tutmaya ve hükümetin idaresini Ehl-i Beyt'in (a.s.) eline geri vermeye davet etmektir ki böyle bir davet Masum İmamlar (a.s.) tarafından onaylanmaktadır.

 2. Batıl davet: İnsanları kendi şahsını ön plana çıkarmak için davet etmektir. "Her sancak" ifadesinden maksat da bu ikinci kısımdır; yani davetin, Ehl-i Beyt'in (a.s.) davetine karşı olmasıdır, onun doğrultusunda olması değil. Dolayısıyla Ehl-i Beyt'in (a.s.) haremini savunmak ve insanları onlara davet etmek esasına dayanan kıyamlar, genel olarak bu rivayetin kapsam alanından çıkmaktadır.

Şöyle denilebilir: Bu hadis, Hz. Kaim'in (a.f.) kıyamından önceki tüm kıyamların batıl olduğunu açıkça belirtmektedir; yani, batıl olma ölçüsü, davetin kendi şahsı için ve Masum İmamların (a.s.) hareketine karşı yapılması değildir; aksine ölçü, Hz. Mehdi'nin (a.f.) kıyamının önüne geçmesidir; ister hak bir davet olsun, ister batıl bir davet!

Birincisi: Büyük bir ihtimalle bu rivayetler, o zamandaki bazı kıyamları kastetmektedir ve ıstılahta "hariciye kaziyyesi"dir (dönemsel bir durumdur), "hakikiye kaziyyesi" (genel geçer bir gerçek) değildir. Tüm kıyamlara nazır değildir ve hak ile batıl olmanın ölçüsü doğru yola davet edip etmemektir.

İkincisi: Masum İmamlardan (a.s.), daha sonraları ve İmam Zaman'ın zuhurundan önce gerçekleşecek olan bazı kıyamları tamamen onaylayan ve insanları onlara katılmaya teşvik eden birçok rivayet nakledilmiştir; "Yemani'nin sancağı" gibi. (Necmeddin Tabesî, Tâ Zuhur, c. 1, s. 78)

İmam Humeyni (r.a.), zikredilen rivayetlere tutunarak bahane arayanlara karşı şöyle buyurmaktadır:

"Bu hadislerin, her akıl sahibinin gerekli gördüğü ilahi ve adil bir hükümet kurmakla hiçbir ilgisi yoktur; aksine, birinci rivayette iki ihtimal vardır: Birincisi, Veliyy-i Asr'ın (a.f.) zuhur haberleriyle ve zuhur alametleriyle ilgili olmasıdır; Kaim'in kıyamından önce imamet iddiasıyla açılan sancakların batıl olduğunu söylemek istemesidir. Diğer bir ihtimal ise, dünyada zuhur zamanına kadar kurulan ve hiçbirinin görevini yerine getirmediği -ki şu ana kadar da hep böyle olmuştur- hükümetler hakkında bir nevi geleceği bildirme kabilinden olmasıdır..." (Keşfü'l-Esrar, s. 225)

İmam Humeyni başka bir yerde şöyle buyurmaktadır:

"O rivayetler, Mehdi'nin sancağı karşısında 'Mehdeviyet' unvanıyla sancak kaldıran herkesin [batıl olduğuna] işaret etmektedir." (Sahife-i İmam, c. 21, s. 14)

Zuhurdan Önceki Kıyamların Yenilgisi

Hz. Mehdi'nin (a.s.) kıyamından önceki kıyamların hüsran ve başarısızlığını ifade eden rivayetlere değinecek olursak, bu tür rivayetler, İslâmî bir hükümet kurma çabalarının meşru olmadığına işaret etmiştir. Zira neticesiz bir kıyam, akıl ve akıl sahipleri nezdinde hoş görülmez.

Bu konuda nakledilen bazı rivayetler şunlardır:

İmam Seccad (a.s.) şöyle buyurmuştur:

«وَاللَّهِ لایَخْرُجُ واحِدٌ مِنَّا قَبْلَ خُرُوجِ القائِمِ علیه‌السلام اِلاّ کانَ مَثَلُهُ مَثَلَ فَرْخٍ طارَ مِنْ وَکْرِهِ قَبْلَ اَنْ یَسْتَوِی جَناحاهُ فَاَخَذَهُ الصِّبْیانُ فَعَبَثُوا بِهِ.»

"Allah'a andolsun ki! Bizden hiç kimse Kaim'in kıyamından önce huruç etmez (ayaklanmaz); aksi takdirde onun durumu, kanatları güçlenmeden yuvasından uçan, sonra da çocukların yakalayıp oynadığı bir kuş yavrusunun durumu gibidir." (el-Kâfi, c. 8, s. 264)

Bu rivayetten şu sonucu çıkarmışlardır: İslâmî bir hükümet kurmak için kıyam etmek sadece neticesiz kalmakla kalmaz, aynı zamanda Ehl-i Beyt'in sıkıntı ve rahatsızlığına da yol açar. Bu nedenle, Hz. Mehdi'nin (a.f.) kıyamından önce İslâmî bir hükümet kurmaktan vazgeçilmelidir!

Senet itirazlarına ek olarak, bu ve benzeri rivayetlere istinat etmek bazı yönlerden batıldır:

Birincisi: Bu rivayet kıyamın cevazının aslını reddetme niyetinde değildir; aksine zafere ulaşılacağını olumsuzlamaktadır. Eğer bu rivayetin kıyamın cevazını reddettiğini söylersek, o zaman İmam Hüseyin'in (a.s.) Yezid'e karşı kıyamını ve ayrıca Zeyd b. Ali, Hüseyin b. Ali (Fah Şehidi) ve benzerlerinin kıyamlarını da mahkûm etmiş olur! Oysa şüphesiz ki bu kıyamlar İmamlar (a.s.) tarafından onaylanmıştır. İmam Sadık (a.s), Şehit Zeyd'in kıyamı hakkında şöyle buyurmuştur:

«وَ لَا تَقُولُوا خَرَجَ زَیْدٌ فَإِنَّ زَیْداً کَانَ عَالِماً وَ کَانَ صَدُوقاً وَ لَمْ یَدْعُکُمْ إِلَی نَفْسِهِ إِنَّمَا دَعَاکُمْ إِلَی الرِّضَا مِنْ آلِ مُحَمَّدٍ علیهم السلام وَ لَوْ ظَهَرَ لَوَفَی بِمَا دَعَاکُمْ إِلَیْهِ إِنَّمَا خَرَجَ إِلَی سُلْطَانٍ مُجْتَمِعٍ لِیَنْقُضَه.»

"Zeyd'in kıyamını kınamayın; çünkü o alim ve doğru sözlü bir adamdı ve sizi kendisine davet etmedi; aksine sizi Âl-i Muhammed'e (a.s.) ve onların rızasına davet etti. Eğer galip gelseydi, sizi davet ettiği şeye kesinlikle vefa gösterirdi. O, sağlam ve bir bütün halindeki bir saltanata ve hükümete karşı kıyam etti ve onun temellerini parçalamak istiyordu." (el-Kâfi, c. 8, s. 264)

İkincisi: Kıyamın zafere ulaşmaması, kıyam etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaya delil teşkil etmez. Örneğin, "Sıffin savaşında Muaviye'nin öldüğü şayiası yayıldı. Bu haber insanların sevinmesine neden oldu, fakat Hz. Ali (a.s.) insanların bu sevincine karşılık şöyle buyurdu: 

"Canım kudret elinde olan Allah'a andolsun ki, insanlar onunla aynı çizgiye gelmedikçe Muaviye helak olmaz."

Hazret'e sordular: O halde neden onunla savaşıyorsunuz?

İmam da şöyle buyurdu:

«اَلْتَمِسُ العُذْرَ بَینی وَ بَیْنَ اللَّهِ.»

"Rabbim ile kendi aramda bir mazeretim olmasını istiyorum."¹ (İbn Şehraşub, el-Menâkıb, c. 2, s. 259)

Bu ve benzeri rivayetler, Müslümanın kendi yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini ve illa ki istenilen sonuca ulaşmayı beklememesi gerektiğini ifade etmektedir.

Üçüncüsü: Bazı rivayetlerde, Hz. Mehdi'nin (a.s.) hükümetine zemin hazırlayacak olan Kaim'in kıyamından önceki kıyamlar müjdelenmiştir. Şüphesiz onların zemin hazırlaması, o kıyamların başarıya ulaşması açısındandır. Kaldı ki, bu hazırlığı sağlamak zaten başlı başına onların en büyük meyvesidir. Bu kıyamların en belirginlerinden biri, birçok rivayette sancağından "en çok hidayete ermiş sancak" olarak bahsedilen Yemani'nin ayaklanmasıdır.

Dördüncüsü: Eğer bu rivayetler, zulüm ve fesatla mücadeleden ve kıyamdan alıkoyma niyetinde olsaydı; cihad, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker ayetleriyle ve aynı zamanda Masum Önderlerin (a.s.) yaşantısıyla çelişirdi.

Suskunluk ve Evde Oturma

Bazı rivayetler insanları susmaya çağırmakta ve zuhur alametleri gerçekleşmeden önce her türlü kıyama ve mücadeleye katılmaktan alıkoymaktadır. Örnek olarak, İmam Sadık (a.s.) Sedir'e şöyle buyurmaktadır:

«یا سَدیرُ اِلْزَمْ بَیْتَکَ وکُنْ حِلْساً مِن اَحْلاسِهِ وَاسْکُنْ ما سَکَنَ اللَّیْلُ وَالنَّهارُ فَاِذا بَلَغَکَ اَنَّ السُّفْیانِیَّ قَدْ خَرَجَ فَارْحَلْ اِلَیْنا وَلَوْ عَلی رِجْلِکَ.»

"Ey Sedir! Evinde otur, evinin kilimlerinden biri ol (evden çıkma) ve gece ile gündüz sakin olduğu sürece sen de sakin ol; ama Süfyani'nin huruç ettiği (ayaklandığı) haberi sana ulaştığında yaya olarak da olsa bize doğru gel." (el-Kâfi, c. 8, s. 264)

Bazılarının görüşüne göre, bu rivayetin gereği sadece Sedir'e özgü değildir; aksine herkesin Süfyani'nin hurucuna kadar susması ve kıyam edip ayaklanmaktan kaçınması farzdır!

Bu görüşe cevap olarak şunları söylemek gerekir: Hükmün bütün zamanlardaki tüm bireylere genellenmesi, İmam'ın belirli bir şahsı veya özel bir durumu kastetmediğine dair kesin bir bilgiye sahip olmamıza bağlıdır.

Dolayısıyla, bazı hadislerin senetlerinin sahih olduğunu varsaysak bile, bunların hiçbirisi gaybet asrındaki bir kıyamın ve hükümetin meşruiyetini sorgulayamaz. Aksine bu tür rivayetler, gerekli şartları taşımayan veya yozlaşmış hedefler ve hevesler uğruna gerçekleştirilen kıyamları yasak ve batıl olarak kabul etmektedir.

O halde, eğer bir kıyam şeriatta belirtilen şartlarla, adil bir hakimin (fakihin) gözetiminde gerçekleşirse ve hedefleri de şeriat esaslarına göre şekillenirse, Hz. Mehdi'nin (a.f.) kıyamına zemin hazırlayacak nitelikte olur ve ondan alıkoymak şöyle dursun, bazı durumlarda onu gerçekleştirmek için çaba göstermek farz olacaktır.

Devam edecek...

Hûdamurad Selimiyan'ın "Mehdeviyet Ders Kitabı" adlı eserinden küçük değişikliklerle alınmıştır.

1. Bu hadiste İmam Ali (a.s.) esasen geleceği öngörmektedir. O, takipçilerine Muaviye'nin mevcut savaşta ölmeyeceğini, aksine insanlara hükmedeceğini buyurmuştur. Doğal olarak Hazretin ashabı şaşırmış ve "Eğer onun hayatta kalacağını ve gücü ele geçireceğini biliyorsanız, o halde şu an onunla savaşmanın ne faydası var?" diye sormuşlardır. İmam cevap olarak, görevlerinin bu savaşta belirli bir sonucu garanti altına almak olmadığını, aksine asıl görevin gelecekte ne olacağından bağımsız olarak her zaman hakka dayalı hareket etmek olduğunu buyurmuştur.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha