Havza Haber Ajansı'nın aktardığına göre Şehit İnkılap Rehberi'nin yayımlanan hatıraları arasında yer alan Atabât-ı Âliyât (Irak'ta bulunan Ehli Beyt İmamlarının mukaddes türbelerini ziyaret) yolculuğu, onun talebelik yıllarının başlangıcına ve ilmî kaygılarına ışık tutmaktadır.
"1336 yılının (1957-1958) kışında Atabât'a gittim. Bu yolculuğun sebebi şuydu: Rahmetli dedem, eşini ve çocuklarından bazılarını Atabât'a göndermek istiyordu. Annemi de bu kafileye dâhil etmişti. Onların evindeydik. Bana dönerek şöyle dedi: 'Annenin yol masrafını ben karşılarım; baban da senin yol masrafını karşılasın sen de onlarla birlikte git. Yanlarında bir erkek bulunsun.'
Elbette dedemin kendisinin gelmesi mümkün değildi. Çünkü onun gelmesi bütün ailenin gelmesi anlamına gelirdi ve buna imkân yoktu.
O dönemde kişi başına Atabât yolculuğunun masrafı beş yüz tümendi. Gidip babama söyledim; o da kabul etti.
Bu yolculuk yaklaşık iki ay sürdü. Hürremşehr üzerinden, yani çocukluk yıllarımda 1324'te (1945) geçtiğimiz aynı güzergâhtan yola çıktık. Ancak o ilk yolculukta sınırı kaçak yollarla, korku ve endişe içinde geçmiştik, bu defa ise hiçbir sıkıntı yaşamadan arabaya bindik; Şelemçe'ye ulaştık. İran ve Irak sınırlarında pasaportlarımız kontrol edildi. Ardından rahatça Basra'ya geçtik; oradan trene binerek Bağdat'a gittik. Birkaç gün Kâzımeyn'de, birkaç gün Kerbelâ'da, birkaç hafta da Necef'te kaldık. Daha sonra Sâmerrâ'ya uğrayıp İran'a döndük. Gerçi ben Necef'te ailemden daha uzun süre kaldım. Atabât yolculuğumuzun genel çerçevesi buydu.
Bu yolculuktaki ilk hedefim Necef İlim Havzası'nı incelemek değildi. Fakat havzayı görünce orada kalma arzusu gönlüme düştü. Necef'in ilim tahsil edilecek yer olduğunu gördüm ve mutlaka burada kalmam gerektiğini düşündüm.
Necef'te kalabilmemin yolu babamın rızasını almaktı. Annem yanımdaydı; onu bir şekilde razı edebilirdim. Fakat asıl mesele babamı ikna etmekti. Bir de maddî imkân meselesi vardı. Necef'te gelir sağlayabileceğim bir yol yoktu. Kimseyle özel bir bağlantım da bulunmuyordu. Bu yüzden babamın Meşhed'den bana maddî destek sağlaması gerekiyordu. Defalarca mektup yazarak orada kalmak için ısrar ettim; fakat babam izin vermedi. Her defasında, 'Olmaz, yapamazsın.' diyordu.
Ben Necef'in durumunu biliyordum; fakat babam yıllarca orada yaşamıştı ve hayatın zorluklarını benden çok daha iyi biliyordu. Gerçekten de o dönemde Necef'te yaşamak son derece güçtü. Bugün insanlar o yıllarda bir medrese talebesi için Necef'te yaşamanın ne kadar zor olduğunu kolay kolay anlayamazlar. Ancak gönlünde çok güçlü bir arzu taşıyan kimse buna katlanabilirdi; ister dünya arzusu olsun ister ahiret arzusu... Bana gelince, Necef'in her köşesinde ilim, ders ve müzakerenin hâkim olması bile büyük bir heyecan veriyor, orada kalmayı bütün kalbimle istiyordum. Ama nasip olmadı.
Babamın önce Necef'e, daha sonra da Kum'a gitmemizi istememesinin sebeplerinden biri de çocuklarının kendisinden uzak kalmasını istememesiydi. Bize duyduğu sevgi sebebiyle ayrılığımıza katlanamıyordu. Necef nasip olmadı. Kum için de çok ısrar ettim; adakta bulundum, hatimler okuttum. Nihayet Kum yolu açıldı; elhamdülillah.
Kum'a gitmek istediğim günlerde, babamın buna karşı çıkarken ileri sürdüğü gerekçelerden biri şuydu:
'Sen gece uyurken üzerindeki yorgan açılıyor, birinin gelip onu tekrar üzerine örtmesi gerekir...'
İşte bize karşı sevgisi ve şefkati bu kadar büyüktü."
yorumunuz