Havza Haber Ajansı'nın haberine göre İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney (Allah ömrünü uzun etsin) yayımladığı mesajda, İran ve Irak halkının on milyonlarca kişiyle "İran'ın Şehidi" olarak nitelendirilen rehberin cenaze törenine katılmasından dolayı içten teşekkür ederek, ümmetin şehit imamına hitaben şu ifadeleri kullandı:
"Senin tertemiz kanının ve bu iki savaşta şehit olan bütün şehitlerin kanının intikamını suçlu ve rezil katillerden alacağımıza söz veriyoruz. Bu intikam milletimizin isteğidir ve mutlaka yerine getirilecektir. İsimleri en üst düzeyden en alt kademeye kadar elimizde bulunan bu suçlular, huzurlu bir şekilde yataklarında ölme hayalini mezara götüreceklerdir."
Havza Haber Ajansı Şehit Ümmet Rehberi Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hüseynî Hamaney'in (Allah rahmet eylesin) şehadetinin intikamı konusunu açıklamak ve değerlendirmek amacıyla, Uzmanlar Meclisi Genel Sekreterliği Başkanlık Ofisi Başkanı Hüccetü'l-İslam ve'l-Müslimîn Seyyid Ebu'l-Kasım Fakihî ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Şehit Rehberin Kanının İntikamını Almak Dinî, Aklî ve Millî Bir Görev midir?
Öncelikle, ebedîleşen büyük lider, Şehit İmam Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hüseynî Hamaney'i (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) saygı ve minnetle anıyor; ayrıca hakikati açıklama mücadelesindeki değerli çalışmaları dolayısıyla Havza Haber Ajansı'na teşekkür ediyoruz.
O hikmet sahibi büyük âlimin kaybının acısı sonsuza dek kalplerimizde yaşayacak; zaman geçtikçe unutulmayacak ve sönmeyecektir.
Aynı zamanda İslam İnkılabı'nın yeni rehberi Ayetullah İmam Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney'e (Allah onu korusun) bağlılığımızı ve biatimizi yeniliyoruz. Yüce Allah'tan, İslam İnkılabı gemisinin dümenini bu çalkantılı ve kritik dönemde üstlenmiş olan kendisine sağlık, başarı ve izzetli uzun ömür diliyoruz.
Bu soruya cevap verebilmek için, dinî öğretilerden alınmış sağlam bir kavramsal çerçeveye başvurmak gerekir.
Şiî kültüründe yas tutmak ve kan davası gütmek, yalnızca duygusal gözyaşları dökmek veya psikolojik rahatlama sağlamak anlamına gelmez. Bunlar, birbirini tamamlayan üç aşamalı hedefli bir hareket olarak tanımlanır:
Kısas
İntikam
Kanın hakkını isteme (Se'r)
Bu üç aşama rivayetlerde ve ziyaret metinlerinde açıkça ortaya konulmuş olup, bugün yüce şehit rehberin şehadetiyle birlikte yeni bir anlam kazanmıştır.

Birinci Aşama: Kısas
İlk aşama kısastır. Kur'an-ı Kerim'de bunun hükümleri açıkça belirlenmiş ve temel amacı toplum hayatını korumak ve anarşiyi önlemek olarak açıklanmıştır.
Yüce Allah, Bakara Suresi'nin 178. ayetinde şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı."
Ardından bunun hikmetini şu sözlerle açıklar:
"Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır; umulur ki sakınırsınız."
Buna göre kısas, toplumsal hayatı koruyan bir ilkedir ve maktulün velilerine tanınmış, hukuki çerçevede katilin cezalandırılmasını sağlayan bir haktır.
Bununla birlikte kısas, şahsî bir haktır; belirli fıkhî kurallarla sınırlıdır ve maktulün velisi isterse bu hakkı kullanabilir, affedebilir veya diyet karşılığında vazgeçebilir.
Ancak konuşmacıya göre bu aşama tek başına, şehit rehber gibi büyük bir şahsiyete karşı işlenmiş böylesine büyük bir suçun bütün boyutlarını kapsamaya yetmez.
İkinci Aşama: İlâhî İntikam
Kur'an-ı Kerim birçok ayette intikamı Allah'a nispet eder. Örneğin Zuhruf Suresi'nin 41. ayetinde şöyle buyurulur:
"Seni aramızdan alsak bile, şüphesiz onlardan intikam alacağız."
İbrahim Suresi'nin 47. ayetinde ise şöyle buyurulur:
"Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir ve intikam sahibidir."
Bu tür ilâhî intikam, toplumsal hayatı korumayı amaçlayan şahsî ve hukukî kısastan farklıdır. Burada söz konusu olan, hak cephesine karşı sürekli devam eden zulüm, fesat ve düşmanlık hareketiyle mücadeledir. Dolayısıyla kapsamı, yalnızca belirli kişi veya grupların cezalandırılmasından çok daha geniştir.
Üçüncü Aşama: Se'rullah (Allah'ın Kanı / Allah'ın Kanının İntikamı)
Üçüncü ve en derin aşama ise "Se'rullah" kavramıdır.
Âşûrâ Ziyareti'nde şöyle okunur:
"Selâm olsun sana ey Allah'ın kanı ve Allah'ın kanının oğlu! Selâm olsun sana ey haksız yere dökülmüş kanın sahibi."
Buradaki "Se'r", kanın intikamını istemek veya kan davası anlamına gelir; ancak bu kanın gerçek velisi bizzat Allah'tır.
Nitekim Emirü'l-Müminîn Hz. Ali'nin (a.s.) katili İbn Mülcem, İmam Hasan (a.s.) tarafından kısas edilmesine rağmen Hz. Ali yine de "Se'rullah" olarak anılmaktadır.
Aynı şekilde İmam Hüseyin'in (a.s.) kanının intikamı da yalnızca Muhtar es-Sekafî'nin kıyamıyla sona ermemiştir. Rivayetlere göre bu kanın gerçek intikamı, Hz. Mehdi'nin (a.f.) kıyamına kadar devam edecektir.
Bir rivayette şöyle buyrulur:
"O, mazlum olarak öldürülen Hüseyin b. Ali'dir. Biz onun velileriyiz. Bizden olan Kâim kıyam ettiğinde Hüseyin'in kanının intikamını alacaktır."
Veliyy-i Emr'in Kanı Sıradan Bir Dava Değildir
Burada önemli bir fıkhî noktaya dikkat edilmesi gerekir. Veliyy-i Emr'in kanını talep etmek, asla affedilmesi veya diyetle kapatılması mümkün olan sıradan bir şahsî hukuk davası değildir.
Emirü'l-Müminîn Hz. Ali (a.s.), Nehcü'l-Belâğa'nın 105. hutbesinde şöyle buyurur:
"Her haksız yere dökülen kanın bir intikam isteyeni vardır ve her hakkın bir talep edeni vardır."
Ayrıca birçok rivayete dayanan şu fıkıh kaidesi de vardır:
"Hiçbir Müslümanın kanı boşa gitmez."
Ancak mesele bundan çok daha ileri bir boyuttadır. Çünkü Veliyy-i Emr'e saldırmak, yalnızca bir şahsa saldırmak değildir. Bu, velâyet makamına, ümmetin varlığına ve İslam düzenine saldırıdır.
Bu nedenle bu olay, fıkıh açısından kişisel bir cinayet dosyası değil; İslam toplumuna saldıran savaş hâlindeki kâfir bir devletle mücadele kapsamında değerlendirilmelidir.
Başka bir ifadeyle, burada kişisel bir husumetten değil; ümmetin varlığını hedef alan organize ve devlet destekli bir terör ağıyla karşı karşıya olunduğu ifade edilmektedir.
Dolayısıyla buna verilecek karşılık da bireysel değil; meşru savunma niteliğinde, kapsamlı ve devlet merkezli olmalıdır.
Rehberin Mesajındaki Vurgular
Konuşmacıya göre bu yaklaşım, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney'in cenaze töreni dolayısıyla yayımladığı resmî mesajda açıkça görülmektedir.
Mesajda şöyle denilmektedir:
"Milletimiz Hüseyin'in kanının davacısıdır. Bu büyük millet yıllar boyunca evlatlarını Hüseyin uğrunda ve Hüseyin'in düşmanlarına karşı mücadelede feda etti. Bugün de onun ve zamanımızın Hüseyinlerinin kanının davacısıdır."
Ayrıca şu ifadeye de yer verilmiştir:
"Şehitlerin temiz kanının intikamını suçlu katillerden alacağımıza söz veriyoruz. Bu intikam milletimizin isteğidir ve mutlaka gerçekleşecektir."
Mesajın devamında ise şöyle denilmektedir:
"Bu görev yalnızca benim veya diğer yetkililerin varlığına bağlı değildir. Dünyanın dört bir yanındaki özgür insanlar bu ilahî görevin bir bölümünü yerine getireceklerdir."
Konuşmacıya göre bu ifade, Veliyy-i Emr'in kanının intikamını istemenin kişilere bağlı geçici bir görev değil; kurumsallaşmış ve ümmet çapında devam eden bir sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Ayrıca bu yaklaşımın, devlet destekli terör karşısında kan talebini yalnızca belirli bir ülkenin meselesi olmaktan çıkarıp, dünyanın bütün özgür insanlarını ilgilendiren ortak bir insanlık meselesi hâline getirdiği ileri sürülmektedir.
Aklî ve Millî Boyut
Konuşmacı daha sonra meselenin iki yönüne daha dikkat çekmektedir: Akıl ve toplum açısından, millî ve stratejik açıdan.
Ona göre şehit rehberin şehadeti, daha önce söylediği şu sözün gerçekleşmiş hâlidir:
"Eğer ülke için büyük bir hadise meydana gelirse Allah bu milleti ayağa kaldıracak; olayları sonuçlandıracak olan da halk olacaktır."
Konuşmacıya göre rehberin şehadetinden sonra halkın geniş çaplı seferberliği, bu sözün fiilen gerçekleştiğini göstermiş ve ülkenin millî dayanışmasını güçlendirmiştir.
Bu nedenle onun değerlendirmesine göre, pasif kalmak veya tereddüt göstermek, bu toplumsal sermayeyi zayıflatacak ve düşmanı daha cesur hâle getirecektir.
Bu yüzden sert ve caydırıcı bir kan talebinde bulunmanın hem aklın hem de millî gücün gereği olduğu savunulmaktadır.
Şehit Rehberin İntikamı Nasıl Alınmalıdır?
Konuşmacıya göre bu sorunun cevabı, birbirini tamamlayan üç temel boyutta ele alınmalıdır. Bu üç boyuttan herhangi birinin ihmal edilmesi, görevin eksik kalmasına neden olacaktır.
Birinci Boyut: Doğrudan Sorumluların Kesin Şekilde Cezalandırılması
İlk boyut, suçu işleyenler ile emri verenlerin kararlı biçimde cezalandırılmasıdır. Konuşmacıya göre bu, intikamın en acil aşamasıdır.
İslam İnkılap Rehberi'nin, "Bu suçluların isimleri en üst düzeyden en alt kademeye kadar elimizdedir ve onlar yataklarında huzur içinde ölmeyi hayal bile edemeyeceklerdir." şeklindeki sözlerinin, bu aşamadaki kararlılığı ortaya koyduğu belirtilmektedir.
Ancak daha önce "Se'rullah" konusunda açıklandığı gibi, bu aşama yalnızca ilk adımdır.
Nasıl ki İbn Mülcem'in cezalandırılması Hz. Ali'nin "Se'rullah" oluşunu sona erdirmediyse, burada da yalnızca faillerin cezalandırılması yeterli görülmemektedir. Bunun yanında, uluslararası hukuk ve diplomasi alanında da eş zamanlı bir mücadele yürütülmesi gerektiği savunulmaktadır.
Buna göre; uluslararası mahkemelerde hukuki süreçlerin işletilmesi, İslam ülkeleri nezdinde diplomatik girişimlerde bulunulması, olayın "devlet terörü" olarak uluslararası kayıtlara geçirilmesi, sorumluların sürekli hukuki ve siyasi baskı altında tutulması gerektiği ifade edilmektedir.
İkinci Boyut: Şehadetin Manevî Sermayesini Korumak
İkinci boyut, şehadetin oluşturduğu toplumsal ve kültürel değerin korunmasıdır. Konuşmacıya göre kan davası yalnızca askerî veya güvenlik alanıyla sınırlı değildir; aynı zamanda bir kültür ve bilinç mücadelesidir.
Bu alanda iki temel tehditten söz edilmektedir: Dış düşmanların propaganda yoluyla umutsuzluk oluşturması, içeride ise olayın sıradan bir kişisel cinayet gibi gösterilmeye çalışılması.
Şiî ziyaret metinlerinde geçen şu dua buna örnek gösterilmektedir:
"Allah bizi ve sizi, İmam Mehdi'nin yanında Hüseyin'in kanının davacıları olanlardan kılsın."
Buna göre yas ile mücadele birbirinden ayrılmaz iki unsurdur. Sadece ağlamak yeterli değildir; bilinç, basiret ve hareket de gereklidir. Bu çerçevede konuşmacıya göre intikamın önemli bir bölümü şunlardan oluşmaktadır: Doğru tarih anlatısını korumak, şehidin hatırasını yaşatmak, olayın çarpıtılmasını önlemek, katil ile mağdurun yer değiştirdiği propagandalara karşı mücadele etmek.
Bu nedenle medya faaliyetleri, doğru bilgilendirme ve özellikle havzaların yapacağı açıklamaların büyük önem taşıdığı belirtilmektedir.
Üçüncü Boyut: Yolun ve Medeniyet Projesinin Devam Ettirilmesi
Konuşmacıya göre intikamın en yüksek seviyesi, şehit rehberin izlediği yolun sürdürülmesidir.
Rehber, yalnızca bir kişi değil; Hüseyin'in düşüncesini benimseyen, onun çizgisinde hareket eden ve bu uğurda mücadele eden bir önder olarak tanımlanmaktadır.
Dolayısıyla gerçek intikamın; direnişin sürdürülmesi, bağımsızlığın korunması, sosyal adaletin güçlendirilmesi, "istikbar" olarak nitelenen küresel güçlerle mücadele edilmesi olduğu ifade edilmektedir.
Günümüzde bunun; siber alanda tam güç kazanmayı, yeni teknolojilerde bağımsız olmayı, ekonomik bağımsızlığı gerçekleştirmeyi de kapsadığı belirtilmektedir.
Konuşmacıya göre, "istikbarı destekleyen yapıların altyapılarına darbe vurmak", bu uzun vadeli mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görülmektedir.
Kan Davası Süreklilik Taşır
Konuşmacıya göre kısas, katilin cezalandırılmasıyla sona erer; ancak kan davası, uğruna kan dökülen hedef gerçekleşinceye kadar devam eder.
Bu bağlamda Âşûrâ Ziyareti'nde geçen şu ifadeye atıf yapılmaktadır:
"Allah'tan, Muhammed Ehl-i Beyti'nden muzaffer bir imamla birlikte kanın intikamını istemeyi bana nasip etmesini diliyorum."
Bu anlayışın, İslam düzeninin maslahatları ve dinî liderliğin değerlendirmesi doğrultusunda, Kur'an'daki:
"Onu bütün dinlere üstün kılmak için..."
ayetinde ifade edilen ilahî hedef gerçekleşinceye kadar süreceği belirtilmektedir.
Dinî İlim Merkezlerinin Görevi
Konuşmacıya göre dinî ilim merkezlerinin önemli görevlerinden biri de; savunma fıkhını geliştirmek, uluslararası sorumluluk anlayışını açıklamak, "Se'rullah" kavramını ümmetin stratejik ilkelerinden biri olarak teorik açıdan temellendirmek bunun fıkhî, hukukî ve medeniyet boyutlarını İslam dünyası ile dünya kamuoyuna anlatmaktır.
Sonuç
Röportajın sonunda şu değerlendirme yapıldı:
Şehit rehberin kanının intikamı; sadece anlık ve duygusal bir tepki değildir, yalnızca kişisel bir dava olarak da görülemez. Bu, üç boyutu aynı anda kapsayan uzun vadeli bir süreçtir:
1. Doğrudan sorumluların cezalandırılması,
2. Şehadetin kültürel ve fikrî mirasının korunması,
3. Şehit rehberin yolunun ve hedeflerinin sürdürülmesi.
Son olarak İran milletinin, rehberin mesajında ifade edildiği üzere bu hedef gerçekleşinceye kadar mücadelesini sürdüreceği belirtilmektedir:
"Kısacası, şehit rehberin kanının intikamı, geçici ve duygusal bir tepki değil; doğrudan sorumluların cezalandırılmasıyla başlayıp, uzun vadede medeniyet inşasını hedefleyen çok boyutlu bir süreçtir. Bu süreç, 'istikbar cephesinin ortadan kalkması ve ilahî vaadin gerçekleşmesi' ile tamamlanacaktır."
yorumunuz