Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, "Vahdet Haftası"nın gelişi münasebetiyle, her zaman "milli vahdet", "cihad-ı tebyin" (aydınlatma cihadı) ve "anlatıların yönetimi" eksenlerine dayanan "İslam İnkılabı'nın Şehit Rehberi'nin" stratejik sözlerinden oluşan bir derleme, değerli okuyuculara sunulmaktadır.
Bir
Manevi seyr-u suluk ehli, Rebiülevvel ayının kelimenin tam anlamıyla bir "hayat baharı" ve "yaşam baharı" olduğuna inanırlar. Zira bu ayda, İslam'ın yüce Peygamberi'nin (s.a.a.) ve onun saygıdeğer torunu Hz. Eba Abdullah Cafer b. Muhammed Sadık'ın (a.s.) mübarek viladeti gerçekleşmiş ve dünyaya gözlerini açmıştır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.a.) doğumu, Yüce Allah'ın insanlık için takdir buyurduğu tüm bereketlerin başlangıcıdır.
İki
Ben mevcut işaretler ve karinelerden yola çıkarak, bugün düşmanın en büyük çabasının bu ses birliğini, tek sesliliği ve gönül birliğini zedelemek olduğunu hissediyorum. Düşman, çeşitli yöntemlerle bu amacı gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Halkımız dikkat etmelidir ki; bu mukaddes ittifak, bu muazzam toplanma ve halkın kalplerinden ve iradelerinden yükselen bu çelik kalkan asla zedelenmemelidir. Bugün, Allah'a şükürler olsun ki birlik sağlanmıştır ve halk bunu korumalıdır. Ülke yetkilileri, özellikle de üç erkin (yasama, yürütme, yargı) yetkilileri hamdolsun tam bir birlik ve beraberlik içinde çalışmaktadır. Bu gönül birliği ve ittifak korunmalıdır.

Üç
Vahdetten kasıt, kesinlikle mezhepsel bir birlik değildir; yani bir mezhebin mensuplarının başka bir mezhebe geçmesi ve herkesin tek bir mezhebe mensup olması kastedilmemektedir. Böyle bir şey asla amaçlanmamıştır.
Aynı şekilde kastedilen, coğrafi bir birlik de değildir. Örneğin altmışlı ve yetmişli yıllarda bazı Arap ülkelerinin peşinden koştuğu ve birlik ilan ederek tek bir ülke olduklarını iddia ettikleri gibi...
Ne gerçekleşen ne de gerçekleşmesi mümkün olan bir adımdı bu. Vahdetten kasıt, İslam ümmetinin çıkarlarını koruma hususunda kenetlenmek ve omuz omuza vermektir.
Dört
İlk olarak, İslam ümmetinin çıkarlarının tam olarak nerede ve hangi hususlarda yattığını tespit etmek gerekir. Ardından halklar bu zemin üzerinde birbirleriyle uzlaşmalıdır. Hükümetler de eğer ilahi iradeyle ve doğru yola hidayet edilirlerse, bu çıkarları koruma doğrultusunda birbirleriyle aynı çizgide buluşacaklardır.
Dolayısıyla hükümetlerin İslam ümmetinin çıkarları doğrultusunda birbirleriyle mutabakata varmaları ve İslam ümmetinin bugün nelere ihtiyacı olduğunu; kiminle, nasıl bir yaklaşımla düşmanlık edilmesi gerektiğini ve kiminle, nasıl dostluk ve iş birliği yapılması gerektiğini incelemeleri şarttır.
Nihayetinde bu vahdetten kasıt, görüşmeler ve müzakereler sürecinde bu yönelimler üzerinde anlaşmaya varmak ve bu doğrultuda hareket etmektir. Aslında asıl amaç, küresel istikbarın planlarına karşı eylemde ortaklaşmaktır.
Beş
Küresel istikbarın ve en başta cani Amerika'nın savaştığı şey, tam olarak sizin dininiz ve ilminizdir. Onlar sizin dininize karşı çıkmaktalar.Halkın bu engin imanıyla ve İslam ile Kur'an'ın gölgesinde şekillenen bu sarsılmaz birlikle düşmanlık içindedirler; ve nihayetinde sizin bilginize ve ilminize de karşıdırlar.
Altı
Küresel istikbar ve en başta cani Amerika'nın savaştığı şey, milletimizin "din" ve "bilim" şeklindeki iki temel direğidir. Onlar halkın derin imanıyla, İslam ve Kur'an'ın gölgesindeki birlikle ve ülkenin bilimsel ilerlemesiyle karşıtlık içindedirler.
Milli birliği korumak herkesin üzerine düşen bir görevdir. Zira ülkemiz bu dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Büyük İran milleti birçok konuda tek bir sese ve ortak bir talebe sahiptir. Bu bağlamda, ülke yetkilileri, özellikle de üç erk, yakın bir dayanışma ve iş birliği ile bu birliği güçlendirmek için çabalamakla yükümlüdür. Şüphesiz, Nizam'ın direkleri arasında bu birlik ve iş birliği sağlanırsa, milli otorite ve bütünlük günden güne daha da sağlamlaşacaktır.
Görüş farklılıklarının olması doğaldır, ancak bu ihtilafların çözüm yolu diyalog ve müzakeredir. Dünya ile etkileşim ve müzakereye inanan bazı kesimlerin, konu aile içi ihtilafları çözmeye ve iç unsurlarla etkileşime gelince neden diyalog yolundan kaçındıkları şaşırtıcıdır. Uyarmak gerekir ki, bugünlerde duyulan bazı söylemler birleştirici olmak şöyle dursun, ayrılık tohumları ekmektedir. Oysa bugün ülkenin, toplumu tefrikaya değil, vahdete davet edecek sözlere her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır.
Yedi
Bazıları yanılgıya düşerek Şii mezhebinin haklılığını kanıtlamanın, Ehl-i Sünnet kardeşlerin büyüklerine ve mukaddeslerine saygısızlık ve hakaret etmekten geçtiğini sanmaktadır. Oysa bu yaklaşım, masum imamların (a.s.) ameli siretine (uygulamalı yaşantılarına) tamamen aykırıdır.
İslam dünyasında diğer İslami mezheplerin mukaddeslerine kötü söz söyleme amacıyla ve "Şiilik" kisvesi altında faaliyet gösteren medya organları ve ağlar, açıkça yabancıların finansal kaynaklarından ve İngiliz hazinesinden beslenmektedir. İşte bu, "İngiliz Şiiliği" olgusunun ta kendisidir. Hiç kimse Ehlibeyt'in (a.s.) maarifini yaymanın ve Şii inançlarını pekiştirmenin, hakaret ve bölücülük yolundan geçtiğini zannetmemelidir. Zira bu tür eylemler yalnızca sonuçsuz kalmakla kalmaz, tam aksine bir etki yaratarak İslam ümmetinin vahdetine ciddi zararlar verir.
Sekiz
İran İslam Cumhuriyeti, kelimenin tam anlamıyla "İslam ümmetinin vahdetinin" gerekliliğine inanmaktadır. Bu inanç, Nizam'ın düşünce sistematiğinde kök salmıştır. Nitekim merhum Ayetullah el-Uzma Burucerdi gibi önde gelen taklit mercileri de vahdetin ciddi çağrıcıları olmuş, İslam dünyasının büyükleri ve Ehl-i Sünnet alimleriyle her daim temas ve diyalog halinde bulunmuşlardır.
Bu inancın kökleri derin ve kalbi bir imana dayanmaktadır. Onu sadece bir "siyasi taktik" olarak göstermeye çalışan bazı kesimlerin tasavvur veya iddialarının aksine, bu duruş dini ve imani bir görevdir.
İslam dünyasının birliği, çeşitli mertebelere ve seviyelere sahiptir. Bunun ilk ve en temel mertebesi, "saldırmazlık" ilkesine bağlı kalmaktır. Öyle ki İslami toplumlar, ülkeler ve hükümetler birbirlerine karşı eyleme geçmemeli ve birbirlerinin çıkarlarına zarar vermemelidir. Daha üst aşamalarda nihai hedef, tüm İslam dünyasının "Yeni İslam Medeniyeti"ne ulaşmak için kenetlenmesi ve yakınlaşmasıdır. Bu, İran İslam Cumhuriyeti'nin gerçekleşmesi uğruna uzun vadeli hedefler belirlediği bir idealdir.
Sesi dinlemek için buraya tıklayın.
yorumunuz