Perşembe 27 Ağustos 2026 - 13:38
İsrail Rejimiyle Her Türlü İlişki Kurmak ve Varlığını Sürdürmesine Yardımcı Olmak, Kesinlikle Ümmetin Çıkarlarıyla Çelişmektedir

Havza / Bölge yöneticileri şunu bilmelidir: Siyonist rejim, kendi ayakları üzerinde durmak, bağımsız yaşamak ve yabancı güçlerin hâkimiyetini kabul etmek istemeyen her güçlü İslam ülkesiyle sorun yaşayacaktır.

Havza Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre Ayetullah el-Uzma Hüseyin Nuri Hemedani, 40. Uluslararası İslami Birlik Konferansı’nın açılışı münasebetiyle bir mesaj yayımladı.

Ayetullah el-Uzma Nuri Hemedani’nin mesajının tam metni şöyledir:

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun. Efendimiz ve Peygamberimiz, Ebu’l-Kasım Mustafa Muhammed’e, onun tertemiz ve pak Ehl-i Beyt’ine, özellikle yeryüzündeki Bakiyyetullah Hz. Mehdi’ye salât ve selam olsun. Onların bütün düşmanlarına da kıyamet gününe kadar Allah’ın laneti olsun.

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin; yoksa gevşersiniz ve gücünüz, kudretiniz elden gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”

(Enfâl suresi, 46)

Öncelikle, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a.) mübarek doğum yıl dönümünü ve Vahdet Haftası’nı, bütün İslam ümmetine ve bu değerli toplantıya katılan siz kıymetli kardeşlerimize tebrik ediyorum. Bu değerli toplantının düzenlenmesinde emeği geçen saygıdeğer yetkililere de içtenlikle teşekkür ve takdirlerimi sunuyorum.

Burada, İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu İmam Humeyni’nin (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) hatırasını yâd ederek; İran İslâm Cumhuriyeti'nin, suçlu Amerika ve çocuk katili Siyonist rejimin saldırı ve tecavüzüne karşı gerçekleştirdiği güçlü savunmada şehit düşen aziz şehitlerin temiz ruhlarına selam gönderiyoruz.

Özellikle ümmetin birliğinin bayraktarı ve büyük şehit önder Ayetullah Seyyid Ali Hameney'i (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) anıyor ve bu azizlerin Allah katındaki derecelerinin yücelmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.

İslam tarihi boyunca Müslümanların birliği ve birbirlerine yakınlaşması temel bir gereklilik olmuştur. Ancak bugün İslam düşmanlarının bütün güçleriyle Müslümanları zayıflatmaya, aralarında ayrılık çıkarmaya ve İslam ülkeleri üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştıkları bir dönemde, bu mesele her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.

Bu konunun aklî gerekliliği ve şer‘î zorunluluğu, bugün geçmişte olduğundan çok daha açık biçimde ortaya çıkmıştır.

Kur’an-ı Kerim Müslümanları Allah’ın ipine hep birlikte sarılmaya çağırmış; onların zayıflamasına ve güç ve heybetlerinin ortadan kalkmasına yol açacak çekişme ve ayrılıklardan ise açıkça sakındırmıştır.

Elbette yakınlaşma ve birlik, İslam mezheplerinin mensuplarının kendi temel ilkelerinden ve inançlarından vazgeçmeleri anlamına gelmez. İlmî ihtilaflar, ilim ve araştırma ortamı içerisinde kalmalıdır. Bunlar Müslümanlar arasında çatışma, düşmanlık, tekfir ve kan dökülmesine araç hâline getirilmemelidir.

İslam âlimlerinin bu konuda çok ağır bir sorumluluğu vardır. Âlimler, basiret ve bilinçle hareket ederek mezhepsel farklılıkların İslam düşmanları tarafından Müslümanlar arasında fitne ve ayrılık çıkarmak amacıyla kullanılmasının önüne geçmelidir.

Bugün İslam düşmanları ve bunların başında gelen Amerika ile Siyonist rejim, Müslümanların zayıflığından, bölünmüşlüğünden ve geri kalmışlığından başka bir şey istememektedir.

Bu iki akımın birbirinden bağımsız hareket ettiğini ve farklı hedeflerin peşinde olduğunu düşünmek büyük bir saflık olur. Son yıllardaki tecrübeler açıkça göstermiştir ki onların amacı bölge üzerinde hâkimiyet kurmak ve İslam ülkelerinin güçlenmesini engellemektir.

Onların düşmanlığının yalnızca İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik olduğu düşüncesi son derece basit ve yüzeysel bir yaklaşımdır.

Bölge yöneticileri şunu bilmelidir: Siyonist rejim, kendi ayakları üzerinde durmak, bağımsız yaşamak ve yabancı güçlerin hâkimiyetini kabul etmek istemeyen her güçlü İslam ülkesiyle sorun yaşayacaktır.

Bugün İran İslam Cumhuriyeti onların düşmanlığının hedefidir. Yarın ise bağımsızlık ve güçlenme yolunda ilerleyen başka herhangi bir İslam ülkesi aynı düşmanlığın hedefi olabilir.

Bu nedenle Müslümanların birbirleriyle dayanışma ve yakınlaşması, İslam ülkelerinin yöneticilerinin ise ortak iş birliği yapması herkes için bir zorunluluktur.

“Şu ülke diğerlerinden daha fazla iş birliğine ve yakınlaşmaya muhtaçtır, diğerlerinin ise buna ihtiyacı yoktur” şeklindeki bir düşünce, İslam dünyasının gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.

Birlik, bütünlük ve iş birliği; bütün Müslüman halkların ve İslam devletlerinin ortak ihtiyacıdır.

İslam ülkelerinin izzeti ve güvenliği birbirinden bağımsız değildir. Diğer İslam ülkeleri zayıflık, güvensizlik ve ayrılık içerisindeyken herhangi bir İslam ülkesinin kalıcı güvenlik ve güç elde etmesini beklemek mümkün değildir.

Ortak düşman, Müslümanların arasındaki ayrılıklardan yararlanmaktadır. Onun İslam topraklarına uzanan açgözlü elini kesecek olan ise Müslüman halkların ve devletlerin uyanışı, basireti, birlik ve iş birliğidir.

İran İslam Cumhuriyeti, İslam İnkılabı'nın zaferinden bu yana Müslümanların birliğini, İslam’ın izzetini ve İslam ülkelerinin bağımsızlığını temel ilkelerinden biri olarak kabul etmiş ve bu yolda büyük bedeller ödemiştir.

İran’ın rehberliği, yetkilileri, askerî güçleri ve halkı bu dayanışmanın gerekliliğinin farkındadır ve bu ilkeye bağlıdır.

Ancak ne yazık ki bazen Müslümanların topraklarının bir bölümü, İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik tehdit veya saldırılar için bir üs olarak kullanılmaktadır.

Açıktır ki bir ülkenin bağımsızlığını, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü savunması meşru bir haktır ve kesin bir sorumluluktur. Dolayısıyla herhangi bir saldırı gerçekleştiğinde İran İslam Cumhuriyeti, saldırganı ve işgalciyi püskürtmek zorunda kalacaktır.

Bu savunma, gerçekte ve uzun vadede, ortak düşmanın hâkimiyet altına almaya çalıştığı bölgenin ve Müslüman halkların güvenliğini savunmak anlamına da gelmektedir.

Şüphesiz İslam ümmeti bugün, birlik konusundaki değerli öğretilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır.

İslam dünyasının mevcut şartları; Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Yemen’de İslam ümmetinin bedenine yönelik düşmanların saldırı ve tecavüzleri; ayrıca bölgemizin ve İslam dünyasının bazı ülkelerinde kan dökücü düşmanın uğursuz ve talihsiz varlığı, Müslüman halkların ve devletlerin birliği korumaya, ayrılık ve iç çatışmadan kaçınmaya her zamankinden daha fazla önem vermesini gerekli kılmaktadır.

Bu vesileyle, hatırlatma mahiyetinde birkaç noktaya değinmek istiyorum:

1. Vahdet ve mezhepler arası yakınlaşma

Vahdet ve yakınlaşma, ayrılık ve bölünmeden kaçınma; her zaman ve özellikle mevcut şartlarda hem aklî bir gereklilik hem de şer‘î bir zorunluluktur.

Müslümanların birbirlerinden ayrılmasına yol açacak her türlü söz ve eylem, şüphesiz İslam ümmetinin düşmanlarının hedefleri doğrultusunda atılmış bir adımdır.

2. Ümmetin temel düşmanı Siyonist rejimdir

Günümüzde ümmetin en temel düşmanı, işgalci Siyonist rejim ile onun zalim destekçileridir.

Bunlar İslam topraklarını ve Müslümanların kutsal mekânlarını işgal etmiş; kadınları, çocukları ve masum insanları öldürmekte ve bölgemizdeki güvensizlik ve savaşların temel sebebini oluşturmaktadır.

İsrail rejimiyle her türlü ilişki ve onun varlığını sürdürmesine yönelik her türlü yardım, kesinlikle ümmetin çıkarlarıyla çelişmektedir.

Müslüman halkların, bu ortak düşmana karşı tek bir beden gibi birlik içerisinde durmaları; Filistin, Lübnan ve bu düşmanların saldırısına uğrayan diğer bölgelerdeki mazlum Müslümanlara yardım ve desteklerini esirgememeleri gerekmektedir.

3. Müslüman hükümetlerin sorumluluğu

Müslüman devletlerden, birlik ve ortak iş birliğine her zamankinden daha fazla önem vermeleri beklenmektedir.

Kendi ülkelerinin güvenliğini sağlamak için, ümmetin düşmanlarına dayanma yolundan kaçınmalıdırlar. Çünkü bu güçler, kendi çıkarları ve işgalci rejimin çıkarlarından başka hiçbir şeyi düşünmemektedir.

Şuna dikkat edilmelidir ki bu düşmanların bölgemizdeki varlığının güvensizlik ve fesat dışında hiçbir sonucu yoktur.

4. İslam âlimlerinin ağır sorumluluğu

Bu noktada İslam âlimlerinin görevi son derece önemli ve ağırdır.

Âlimler halkları ve hükümetleri birliğe, basirete ve düşmanı tanımaya çağırmalı; kalpleri birbirine yakınlaştırma, anlaşmazlıkların ve bölünmelerin önüne geçme konusunda öncü olmalıdır.

İlim havzaları, üniversiteler ve İslam dünyasındaki ilmî merkezler, bilimsel ve aydınlatıcı diyalogların yürütüldüğü ve Müslümanların çıkarlarının savunulduğu mekânlar olmalıdır. Allah korusun, bunlar mezhepsel ayrılıkların büyütülmesine ve Müslümanların saflarının zayıflatılmasına araç hâline gelmemelidir.

Bu vesileyle, bu konferansa katılan siz değerli kardeşlerimize başarılar diliyor ve görüşmelerinizde İslam dünyasındaki hükümetler, halklar, bilimsel ve dinî merkezler arasındaki ilişkileri ve iş birliğini güçlendirmenin pratik yollarını gündeme almanızı rica ediyorum.

Ayrıca düşmanların, Müslümanları birbirinden ayırmaya ve aralarında bölünme oluşturmaya yönelik plan ve komplolarını İslam ümmetine açıklamanızı istiyorum.

Son olarak, Yüce Allah’tan İslam ümmetini hak ettiği izzet ve şerefe ulaştırmasını, Müslümanların sorunlarını ıslah etmesini, onların kalplerini birbirine yakınlaştırmasını ve düşmanların elini İslam topraklarından uzaklaştırmasını niyaz ediyorum.

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Kum – Rebiülevvel 1448 / Şehriver 1405

(Ağustos 2026)

Hüseyin Nuri Hemedani

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha