Cuma 6 Kasım 2026 - 01:42
Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Havza / Ayetullah el-Uzma Subhani, insanın neden dua etmesi ve ihtiyaçlarını Allah’tan istemesi gerektiği sorusunu gündeme getirerek şu açıklamada bulundu: “Bu sorunun cevabını Kur’an vermiştir: ‘Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir; hamda layık olan O’dur.’ İnsan baştan sona ihtiyaç ve muhtaçlık içerisindedir. İhtiyaç sahibi olan kimse, ihtiyacının giderilmesi için zengin ve hiçbir şeye muhtaç olmayan kimseye el açmalıdır. Dolayısıyla dua, varlığımızın bir gereğidir. Biz varlığı mümkün olan varlıklarız ve mümkün varlık, her bakımdan ihtiyaç sahibidir.”

Havza Haber Ajansı muhabirinin haberine göre, Ayetullah el-Uzma Hacı Şeyh Cafer Subhani’nin ahlak dersi, 4 Kasım 2026 Çarşamba akşamı, Mekkârimü’l-Ahlâk Duası’nın şerhi ekseninde, Kum’un Perdisan bölgesindeki İmam Sadık (a.s.) Enstitüsü Camii’nde gerçekleştirildi.

Ayetullah el-Uzma Subhani, dersin başında ahlak derslerine yeniden başlama tevfiki dolayısıyla Allah’a hamd ve şükürde bulunarak şu açıklamayı yaptı: “Geçen hafta beyefendilerin çoğu derse katılamamıştı. Bu nedenle önceki dersin kısaca tekrarlanmasının uygun olacağı düşünüldü. Konumuz dua üzerinedir; ancak mutlak anlamda dua değil, İmam Ali bin Hüseyin’den (a.s.) Mekkârimü’l-Ahlâk Duası’nda nakledilen duadır.”

Dua, İnsan Varlığının Bir Gereğidir

Ayetullah el-Uzma Subhani, insanın neden dua etmesi ve ihtiyaçlarını Allah’tan istemesi gerektiği sorusunu gündeme getirerek şu açıklamada bulundu:

“Bu sorunun cevabını Kur’an vermiştir: ‘Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir; hamda layık olan O’dur.’ İnsan baştan sona ihtiyaç ve muhtaçlık içerisindedir. İhtiyaç sahibi olan kimse, ihtiyacının giderilmesi için zengin ve hiçbir şeye muhtaç olmayan kimseye el açmalıdır. Dolayısıyla dua, varlığımızın bir gereğidir. Biz varlığı mümkün olan varlıklarız ve mümkün varlık, her bakımdan ihtiyaç sahibidir.”

Bu taklit merciî sözlerine devam ederek şu beyte işaret etti:

“Her iki cihanda da karadır vechin,

Fark bulmaz biri birinden; sırrı âlimdir Hakk’ın.”

“İhtiyaç, insandan ayrılmaz. Yani ihtiyaç, bizim zatımızın bir parçasıdır. Sahip olduğumuz her şey yukarı âlemdendir. Bu nedenle her zaman dua etmeliyiz. Yüce Kur’an, dua etmemizi emrediyor ve biz de dualarınıza icabet ederiz, buyuruyor.”

Ayetullah el-Uzma Subhani ardından şöyle buyurdu: “İhtiyaç, varlığımızın bir parçasıdır: ‘Siz Allah’a muhtaçsınız.’ Allah’ın bizim fakrımızı ve ihtiyaçlarımızı gidermesi için dua etmeliyiz. Üstelik bizim fakrımız bir günlük değildir; sürekli devam etmektedir. Her gün ve her an fakiriz. Bir anlığına zengin olup artık bunun yeterli olacağı düşünülemez. İhtiyaç her zaman vardır; bu nedenle her zaman dua etmeliyiz.”

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Bu taklit mercii, sözlerinin devamında dua ile ilahi takdir arasındaki ilişkiye dair bir soruyu gündeme getirerek şöyle buyurdu: “Bazen duanın hakikatini anlamayan kimseler, ‘Dua etmemize ne gerek var? Allah’ın takdir ettiği şey mutlaka gerçekleşecektir.’ derler. Allah’ın elbette bir takdiri ve kaderi vardır; takdir ettiği şey de gerçekleşecektir. İnsan ya arzusuna kavuşacaktır ya da kavuşmayacaktır. Eğer Levh-i Mahfuz’da arzusuna kavuşması takdir edilmişse artık dua etmeye ne gerek vardır?”

Ayetullah el-Uzma Subhani, bu soruya cevap olarak şöyle buyurdu: “Takdir edilen şey, sizin duanıza bağlıdır. Allah bunu takdir etmiştir ancak gerçekleşmesini sizin talebinize şart koşmuştur. Yani siz talep ederseniz gerçekleşecektir. Takdir edilen şey mutlak bir takdir değildir; ister dua edin ister etmeyin mutlaka gerçekleşecek değildir. Aksine, duaya bağlıdır. Dolayısıyla bu isteğin ve ihtiyacın karşılanmasının sebeplerinden biri de kulun duasıdır.”

Ayetullah el-Uzma Subhani, bu bölümü özetlerken şu hususlara dikkat çekti: “Buraya kadar iki konuyu kısaca açıkladık:

Birincisi: Neden dua edelim? Çünkü fakirlik, bizim cevherimiz ve zatımızdır. Fakirlik, duanın sebebidir.

İkincisi: ‘Bir şey takdir edilmişse neden dua edelim?’ şeklindeki şüpheye cevap olarak, takdir edilen şeyin duaya bağlı olabileceğini söyledik. Allah’ın bu gece benim ihtiyacımı karşılaması, benim duama bağlıdır. Benim duam olmazsa bunun gerçekleşmesi de takdir edilmiş değildir.”

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Sahife-i Seccâdiye Sadece Bir Dua Kitabı Değildir

Ardından Sahife-i Seccâdiye’nin konumuna değinen Ayetullah el-Uzma Subhani şöyle buyurdu: “Sahife-i Seccâdiye bir dua kitabı değildir; büyük bir mekteptir. İmam Seccâd (a.s.), Emevîlerin baskı ve zulüm döneminde, Abdülmelik bin Mervân’ın iktidarda olduğu sırada, İslam’ın hakikatlerini; inanç, ahlak, amel ve siyaset açısından bu dualarda bir araya getirmiştir.

Bu taklit mercii sözlerini şöyle sürdürdü: “Adı duadır ve Mekârimü’l-Ahlâk da onun bir bölümünü açıklamaktadır. Aksi hâlde Sahife-i Seccâdiye’de genel olarak inanç, ahlak, adap, siyaset ve daha başka konuların tamamı bulunmaktadır.”

Ayetullah el-Uzma Subhani, merhum Ayetullah el-Uzma Mer‘aşî’den (r.a.) bir hatırasına değinerek şöyle konuştu: “Merhum Ayetullah el-Uzmâ Mer‘aşî, altmış-yetmiş yıl önce Sahife-i Seccâdiye’yi Mısır’ın büyük müfessirlerinden merhum Tantâvî Cevherî’ye göndermişti. Kitap eline ulaşıp onu incelediğinde, cevaben bir mektup yazdı ve şöyle dedi: ‘Şimdiye kadar böyle bir hazineye ulaşamamış olmaktan dolayı kendimi zarara uğramış hissediyorum.’

Ayetullah el-Uzma Subhani sözlerine şöyle devam etti: “Tantâvî’nin Kur’an üzerine bir tefsiri vardır ve Mısır’ın tanınmış âlimlerindendir. Mektubunda, ‘Şimdiye kadar böyle bir hazineye ulaşamamış olmaktan dolayı mahcubiyet ve kayıp hissediyorum.’ diye yazmıştı. Dolayısıyla Sahife-i Seccâdiye’nin yalnızca bir dua kitabı olduğunu düşünmeyelim. İmam (a.s.), herhangi bir gerginliğe yol açmaması için bütün bu hakikatleri dua kalıbı içerisinde dile getirmiştir.

Abdülmelik bin Mervân’ın valisi, ölümü sırasında on altı bin mahkûmu bulunan Haccâc bin Yûsuf’tu. İşte böyle bir dönemde İmam, hakikatleri duaların satır aralarında ifade etmektedir.”

Duanın Salavatla Başlamasının Sebebi

Bu taklit mercii, Mekârimü’l-Ahlâk Duası’nın başlangıcına değinerek şöyle buyurdu:

“İmam duaya salavatla başlıyor ve şöyle buyuruyor: ‘Allah’ım! Muhammed’e ve ailesine salât eyle ve imanımı imanın en mükemmel derecesine ulaştır.’”

Ayetullah el-Uzma Subhani, duanın salavatla başlamasının sebebini açıklarken şöyle dedi:

“Emîrü’l-Müminîn Ali’den (a.s.) nakledilen bir rivayette, Allah’tan herhangi bir hacetinizi istediğiniz zaman, öncesinde salavat getirmeniz gerektiği bildirilmiştir. Hz. Ali’nin (a.s.) ifadesi şöyledir: ‘Allah Teâlâ, bir duayı kabul edip diğerini kabul etmeyecek kadar noksan sıfatlardan münezzeh ve ihsanı sonsuz olandır.’”

Ardından sözlerini şöyle sürdürdü: “Önce ‘Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle.’ der, ardından hacetimizi isteriz. Zira Allah-u Teâlâ, ilk duamız olan salavâtı muhakkak kabul buyurur. O, sonsuz lütuf ve kerem sahibi olduğundan, bir duayı kabul edip diğerini kabul etmeden geri çevirmekten münezzehtir.”

Ayetullah el-Uzma Subhani, bir hatırasını aktararak şöyle konuştu: “Mısır’ın önde gelen isimlerinden biri, hatta Amerika’nın İran’a yönelik saldırısını bile kınamıştı. Bir mecliste eksik salavat getirdi. Kendisine, ‘Azizim, siz Müslümanlar arası yakınlaşmanın öncülerinden ve bu alandaki önde gelen isimlerdensiniz. Getirdiğiniz bu salavatta “Âli” (Muhammed’in ailesi) yok. Bundan dolayı memnun değilim.’ dedim. O da bunu düzelteceğini söyledi.”

İmam Seccâd’ın (a.s.) En Mükemmel İmanı İstemesinin İki Anlamı

Bu taklit mercii, Mekârimü’l-Ahlâk Duası’nın ilk bölümüne dönerek şöyle buyurdu:

“İmam Ali bin Hüseyin (a.s.) duanın başında şöyle buyuruyor: ‘İmanımı imanın en mükemmel derecesine ulaştır.’”

Şöyle devam etti: “İmam Ali bin Hüseyin’in (a.s.) zaten imanı kâmil olduğu hâlde, ‘Bu nasıl bir duadır?’ denilmemelidir. Birincisi, o yüce şahsiyetler açısından da imanın dereceleri bulunması mümkündür. İman tek bir dereceden ibaret değildir. Onlar masum ve kâmil imana sahip olmakla birlikte, daha mükemmel derecelere de ulaşabilir ve ibadet ve dua yoluyla bu mertebelere erişebilirler.

İkincisi, bu dua kuluna ve size öğretmek amacıyla söylenmiş olabilir. Yani biz de Allah’tan bir şey isterken, ‘Allah’ım! İmanımı imanın en mükemmel derecesine ulaştır.’ demeliyiz.”

Ayetullah el-Uzma Subhani şöyle buyurdu: “Böylece iki anlam ortaya çıkmaktadır: Birincisi, peygamberler ve veliler de kemal sahibi olmakla birlikte kemallerinin dereceleri bulunabilir ve ibadet ederek, Allah’tan isteyerek bu derecelere ulaşabilirler. İkincisi ise bu sözün, bize ve size öğretmek amacıyla söylenmiş olmasıdır.”

‘Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.’ atasözüne de değinen Ayetullah el-Uzma Subhani şöyle dedi: “Kumluların böyle bir atasözü vardır. Bu dua da bize ve size öğretmek amacıyla söylenen sözlerdendir.”

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

İman Amelle Birlikte Olmalıdır

Bu taklit mercii, imanın derecelerini açıklarken “İslam’ın esasları üçtür: Allah’ı kabul etmek, Peygamber’i kabul etmek ve ahireti kabul etmek.” ifadesine değinerek şöyle buyurdu: “İmanın bir derecesi, insanın tevhidi, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) peygamberliğini ve ahireti tasdik etmesidir. Bu üçü olmadan iman gerçekleşmiş olmaz.

Elbette imanın ilk derecesi, sözlü olarak şehadet getirmektir. Yani insanın bu üç hususa gerçekten şahitlik etmesidir. Ancak bu aşama, kemal aşaması değildir. İkinci aşama ise imana amelin de eşlik etmesidir.”

Ayetullah el-Uzma Subhani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir kimse ‘Allah’tan korkuyorum.’ diyor ama faiz yiyor. Bu iddia doğru değildir. ‘Kıyamete inanıyorum.’ diyor ancak davranışlarında bu inancının gereğine göre hareket etmiyor. İman amelle birlikte olmalıdır. Nitekim rivayette şöyle buyurulmuştur: ‘İman, kalpte yerleşen ve amelin doğruladığı şeydir.’

Bundan daha yüksek derece ise insanın ibadet sayesinde gerçekten öyle bir makama ulaşmasıdır ki daha bu dünyadayken ahireti ve berzah âlemini görebilsin.”

Bu taklit mercii, imanın üç derecesini özetleyerek şöyle buyurdu: “Birincisi, insanların Peygamber’in huzuruna geldiklerinde dilleriyle ifade ettikleri şehadettir; tevhid ve risalete şahitlik etmeleridir.

Ancak kurtuluş yalnızca bunda değildir. Bilakis amelin de bunun yanında olması gerekir. Daha yüksek derece ise insanın henüz bu dünyadayken berzah âlemini görebilmesidir: ‘Hayır! Kesin bilgiyle bilseydiniz, elbette cehennemi görürdünüz.’”

Ateş Örneğiyle İman ve Yakîn Derecelerinin Açıklanması

Ayetullah el-Uzma Subhani, ahlak âlimlerinin imanın derecelerine ilişkin açıklamalarına değinerek şöyle devam etti: “Bu dereceleri açıklamak için ateş örneği verilir: Bir defasında insana ateşin var olduğu söylenir. Bir başka aşamada ateşi kendi gözleriyle görür. Üçüncü aşamada ise elini ateşe uzatır ve onun yakıcılığını hisseder. İşte bu aşama önemlidir; imanın kemali buradadır.”

İmam Seccâd (a.s.), imanın en mükemmel derecesini istedikten sonra şöyle buyurur: ‘Yakînimi yakînin en üstün derecesi kıl.’

Hem imanın kemalini hem de yakînin kemalini istemektedir. Tam yakîn, işte bu son aşamadır.”

Ayetullah el-Uzma Subhani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazen ateşi hiç görmemişizdir ve bize ateşin ısıtan bir şey olduğu söylenir. İkinci aşamada ateşi uzaktan görür ve ona yaklaşırız. Üçüncü aşamada ise elimizi sobaya uzatır ve sıcaklığını hissederiz. İşte bu aşama önemlidir.”

Bu taklit mercii şöyle buyurdu: “İnsan ahiret konusunda da bu dereceye ulaşırsa; onu tasavvur eder, ona göre amel eder ve ardından perdeler aralanarak ahireti görürse, işte bu imanın en mükemmel, yakînin de en üstün derecesidir. Yani onun yakîni de imanı da kemale ermiştir. Bu nedenle İmam önce Allah’tan şöyle ister: ‘İmanımı imanın en mükemmel derecesine ulaştır.’ Ardından da şöyle buyurur: ‘Yakînimi yakînin en üstün derecesi kıl.’”

En Üstün Yakîn ve Hakikatin Müşahede Edilmesi

Ayetullah el-Uzma Subhani, en üstün yakînin perdelerin aralanması ve insanın hakikati olduğu gibi görmesi olduğunu belirterek şöyle buyurdu: “Keşif ehli olan kimseler hakikati görür ve idrak ederler. Bazen bir kişiye yemek getirirler ancak o yemez ve ‘Ben bu yemekte kan görüyorum.’ der. Ben baktığımda kebap görüyorum; fakat o baktığında kan görüyor. İşte bu, mükâşefedir. Yani hakikat onun için açığa çıkar ve ahiretin gerçeklerini daha bu dünyadayken görür.”

Ayetullah el-Uzma Subhani, ‘Sonra elbette siz onu, gözünüzle ayan beyân göreceksiniz.’ (Tekasür 7. ayet) ayetini okuyarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Üç aşama vardır: İşitmek, görmek ve dokunmak. İnsan, daha bu dünyadayken ahireti bir şekilde idrak edebilir.

Ayetullah el-Uzma Subhani şu hususa dikkat çekti: “Ahirette bütün insanlar saf hâlinde dizildiğinde ve Sırat’tan geçmeleri gerektiğinde hakikati müşahede ederler: ‘Sizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak hükme bağladığı bir iştir.’

Bu, son derece zordur. İşte bu nedenle âlimler, ‘Oraya girişimiz kesindir ancak oradan çıkışımız kesin değildir.’ derler.”

Sözlerinin devamında şu açıklamalarda bulundu: “Bu ayet Hz. Peygamber’e (s.a.a.) nazil olduğunda Resûlullah ağlamaya başladı ve uzun süre ağladı. Onu teskin etmek için gelen hiç kimse bunu başaramadı. Bunun üzerine, ‘Fâtıma’yı getirin. Kızına düşkündür; belki onu görünce dikkatini başka yöne çeker ve sakinleşir.’ dediler.

Hz. Fâtıma (s.a.) geldiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.a.) bu ayeti kendisine okudu. Ancak Hz. Fâtıma (s.a.) da aynı hâle büründü.

Kur’an’ı Sakin ve Anlamlarına Dikkat Ederek Okuyun

Ayetullah el-Uzma Subhani, Kur’an’ın anlamlarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle buyurdu: “Kur’an okurken Kur’an’ın anlamlarına dikkat edin. Yalnızca okumak, tek başına insanı inşa etmeye yetmez. Sakin bir şekilde okuyun ve Kur’an’ın anlamlarına dikkat edin. Bu hakikat, insanı inşa edebilir ve onu ahiret insanı hâline getirebilir.”

Ayetullah el-Uzma Subhani, Mekârimü’l-Ahlâk Duası’nın başlangıcında yer alan İmam Seccâd’ın (a.s.) iki münacat bölümüne yeniden değinerek sözlerine şöyle devam etti: “İmam Ali bin Hüseyin (a.s.), Allah’tan iki şey istemektedir: İmanın en mükemmel derecesine ulaşmayı ve yakînin en üstün derecesine erişmeyi; yani hakikati daha bu dünyadayken kendi gözleriyle müşahede etmeyi.”

Emîrü’l-Müminîn Ali’nin (a.s.) şu sözünü naklederek; ‘Perde aralansaydı, yakînim daha da artmazdı.’ şöyle buyurdu: “İşte bu, yakînin en yüksek dereceleridir. Yani bu dünyadan ayrılıp berzah ve ahiret âlemine geçsem, yakîn bakımından şu anki hâlimden hiçbir farkım olmaz. Çünkü o aşamaları daha bu dünyadayken berzah gözüyle idrak etmişimdir.

Ayetullah el-Uzma Subhani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazen bazı kimseler bunları aşırıya kaçmak olarak değerlendiriyor. Bunlar imamı tanımıyorlar. Eğer imamı tanısalar ve imametin mertebelerini idrak etselerdi, bunların hiç de zor şeyler olmadığını anlarlardı.”

Ayetullah el-Uzma Subhani ekledi: “Allah’tan bize kâmil bir iman vermesini ve amellerimizin imanımıza uygun olmasını isteyelim. Allah’tan bize kâmil bir yakîn vermesini; yakînimizin bu aşamaları aşabilecek ve diğer âlemi daha bu dünyadayken idrak edebilecek bir yakîn olmasını dileyelim. Böylece şu ayetlerin ifade ettiği hakikatin bir örneği olabilelim:

‘Mal, evlat ve akraba çokluğu ile övünmek sizi öyle aldatıp oyaladı ki’

‘Hayır! Eğer gerçeği kesin bir bilgiyle bilseydiniz böyle yapmaya cür’et edemezdiniz!’

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Tekâsür Suresi Ayetlerinin Açıklanmasında Allâme Tabâtabâî’nin (r.a.) Anılması

Ayetullah el-Uzma Subhani, merhum Allâme Tabâtabâî’ye (r.a.) değinerek şöyle buyurdu: “Beni ilk defa bu ayete dikkat etmeye yönlendiren kişi Allâme Tabâtabâî idi:

‘Hayır! Eğer gerçeği kesin bir bilgiyle bilseydiniz böyle yapmaya cür’et edemezdiniz! Siz, o kızgın alevli cehenemi mutlaka göreceksiniz.’ Yani ahireti daha bu dünyadayken, henüz burada görürsünüz.”

Ardından sözlerini şöyle sürdürdü: “Allah-u Teâlâ daha sonra şöyle buyuruyor: ‘Sonra onu kesin gözle göreceksiniz.’ Buradaki ‘summe’ (sonra) kelimesi, bir gecikmeye ve sonraki bir zamana işaret eder. Yani belirli bir zaman geçtikten sonra müşahedenin başka bir derecesi gerçekleşecektir. Burada ilmü’l-yakîn, orada ise aynü’l-yakîn söz konusudur. Burada mükâşefe mertebesi vardır; orada ise insan hakikati bir şekilde bizzat hisseder.

Ayetullah el-Uzma Subhani şu tavsiyede bulundu: “Bu ayetleri namazlarınızda daima okuyun: ‘Çoklukla övünme yarışı sizi oyaladı; nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.’

Dünya malını biriktirmek bizi meşgul etmiştir. Gece gündüz mal mülk biriktirme düşüncesiyle uğraşıyoruz; sonunda toprağın altına giriyoruz.”

Bu taklit mercii sözlerine şöyle devam etti: “Ardından Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Hayır! Yakında bileceksiniz. Hayır! Elbette yakında bileceksiniz.’

Bu dünyada gaflet içindeydik. Ardından ilmü’l-yakînden, daha sonra da onun üstündeki mertebeden söz ediyor: ‘Hayır! Kesin bilgiyle bilseydiniz, elbette cehennemi görürdünüz. Sonra onu kesin gözle göreceksiniz.’ İlmü’l-yakîn bu dünyada, aynü’l-yakîn ise ahirettedir.”

Ahirete İman Etmek ve Günahlardan Sakınmak

Ayetullah el-Uzma Subhani, ardından Allah’tan Sırat’tan selametle geçmeyi, meşru hacetlerin karşılanmasını, kâmil imana ve ahirete yakîne sahip olmayı niyaz etti.

Ayetullah el-Uzma Subhani, sözlerinin devamında Kum âlimlerinden merhum Ayetullah Mustafa Hânsârî’den (r.a.) bir hatıra aktararak şöyle dedi: “Kendisine ‘Ayetullah Bûrûcerdî (r.a.) hakkındaki görüşünüz nedir?’ diye sorduklarında, ‘Merhum Bûrûcerdî ahirete iman etmişti.’ diye cevap vermişti.”

Ayetullah el-Uzma Subhani, bu sözün önemini vurgulayarak şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Kendisine Ayetullah Bûrûcerdî hakkındaki görüşü soruluyor; o da ‘Ahirete iman etmişti.’ diye cevap veriyor. Bir kimse gerçekten ahirete iman etmişse günah işlemesi imkânsızdır. Günah işliyorsa imanının derecesi oldukça zayıftır. İmanın dereceleri vardır. İnsan bazen günahı terk edebilir, bazen ise terk etmeyi başaramayabilir.”

Bu taklit mercii, sözlerini Allah’tan kâmil iman ve en üstün yakîni isteyerek şu duayla tamamladı: “Allah’ım! İmam Seccâd’ın (a.s.) senden imanın en mükemmel derecesini istediği gibi biz de bunu senden istiyoruz. Amellerimiz imanımıza uygun olsun. İmam’ın Senden yakînin en üstün derecesini istediği gibi, bizi de bu yakîn mertebesine ulaştır.”

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Bir Şey Takdir Edilmişse Neden Dua Edelim?

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha