Pazar 30 Ağustos 2026 - 17:19
İslam İnkılabı Rehberi'nden Vahdet Haftası Münasebetiyle Önemli Mesajlar | Ümmetin Çaresi Vahdettir

Havza / İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney Vahdet Haftası dolayısıyla önemli bir mesaj yayımladı. Rehber verdiği mesajlarda hem İran içinde hem ümmet düzeyinde birliğe vurgu yaparak düşmana karşı uyardı.

Havza Haber Ajansı’nın haberine göre İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseyni Hamaney, Vahdet Haftası münasebetiyle yayımladığı mesajında, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a.) ve Hz. İmam Cafer Sadık’ın (a.s.) mübarek doğum yıl dönümlerini tebrik ederek, İslam’ın kötü niyetli düşmanlarının planının, İslam ümmetini zayıflatmak ve ona hâkim olmak amacıyla ayrılıkları öne çıkarmak olduğunu belirtti. Rehber, Amerika’nın suçlu ve cani yüzünden aldatıcı maskelerin düşmesine işaret ederek, İslam ümmetinin birlik olması, birbirlerini savunmaları ve küfür karşısında dayanışma göstermelerinin yanı sıra maddi ve manevi çeşitli alanlarda iş birliği ve güç birliği yapmalarının zorunlu olduğunu vurguladı.

İslam ülkelerinin yöneticilerine hitaben ise şunları vurguladı: “Amerika’nın cani yöneticileri ve sahte Siyonist rejim, İslam birliğinin ve Batı Asya ile Kuzey Afrika halkları da dâhil olmak üzere bütün İslam ümmetinin yeminli düşmanlarıdır. Bu nedenle gerçek düşmanınızı tanıyın ve onun planıyla mücadele edin.”

İslam İnkılabı Rehberi ayrıca, birlik sağlayan İslami mektebin öğretilerinin İran’da kabul edilebilir ölçüde hayata geçirilmiş olduğuna işaret ederek, halkın bütün kesimlerine, aralarında hiçbir şekilde herhangi bir ayrılığın ortaya çıkmasına izin vermemeleri tavsiyesinde bulundu.

İslam İnkılabı Rehberi’nin mesajının tam metni şöyledir:

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

“Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.”

Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a.) varlığının nuru, en yüce güneş, yaratılmışların en şereflisi, nur saçan kandil, Allah’ın seçkin kulu, ilim şehri ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resûlü’nün ve onun temiz ve pak neslinden, Allah’ın apaçık hücceti Hz. İmam Cafer Sadık’ın (a.s.) kutlu doğum günlerini, aziz İran milletine ve büyük İslam ümmetine tebrik ediyorum.

Son Peygamber’in mübarek varlığının Mekke-i Mükerreme’de güneş gibi doğduğu andan itibaren, insanlığın saadet ufku —ki bu saadet, Yüce Allah’a kulluk ve itaatte kemale ermeye bağlıdır— daha da aydınlandı. Peygamberlerin, ilahi meleklerin ve mukaddes varlıkların ruhları büyük bir sevinçle dolarken, insan ve cin şeytanları öfke, hasret ve üzüntü içinde parmaklarını ısırdılar.

Çünkü Allah’ın, yaratılışın sayısız âlemlerindeki en üstün yaratılmışı yeryüzüne ayak basıyordu. Çok geçmeden nübüvvet ve son peygamberlik makamının nişanesiyle, elinde yüce Kur’an ve insanı her yönüyle hidayete ulaştırma göreviyle, insanlığın büyük kervanının Allah’a kulluk ve O’na doğru kemale erme yolculuğunu şekillendirecekti.

O Hazret’in ve onun masum vasilerinin hayatının tamamı; hidayet ve kulluk, marifet ve sevgi, inanç ve cihad, hayat ve güzel ahlak, bireysel ve toplumsal emanet ve doğruluk, izzet ve onur, ilim ve amel, merhamet ve kararlılık, adalet ve hakkaniyet, birlik ve kardeşlik dersidir.

Bu dersler ne kadar iyi öğrenilir ve hayata geçirilirse, insanoğlunun saadet ve mutluluk zirvelerine ulaşması da o ölçüde mümkün hâle gelir.

Biz, Rahmet Peygamberi’nin pak ruhunun ve aynı şekilde onun tertemiz vasilerinin ve pak hüccetlerinin ruhlarının (Allah’ın salât ve selamı onların üzerine olsun) Müslümanların ve İslam toplumunun durumunu her zaman gözettiğine, onlara rehberlik ettiğine ve şefkat gösterdiğine inanıyoruz.

Bu şefkatli ve yüce babanın evlatlarından biri bir hata yaptığında onların gönlü incinir; Müslümanlar ise onun derslerine ve emirlerine uyduklarında mübarek kalpleri sevinçle dolar.

Bugün İslam ve İslam ehli, ilk dönemlerden günümüze kadar zorlu ve çalkantılı dönemleri geride bırakarak, çok sayıda iniş ve çıkıştan geçtikten sonra kader belirleyici ve tayin edici bir aşamaya ulaşmıştır.

Bugün Müslümanlar son derece etkili ve tarihin akışını belirleyici bir rol oynayabilirler. Bugün, hakkın batıla ve İslam’ın küfre nihai üstünlüğünün ufkunun, geçmiş dönemlerin tamamına kıyasla çok daha fazla somutlaşmaya yaklaştığı bir gündür.

Bu önemli hedefin ilk şartı, Müslümanların söz ve irade birliğidir.

Müslümanların küresel küfür karşısındaki vahdeti, Kur’anî bir strateji ve saf Muhammedî İslam’ın (s.a.a.) temel öğretilerinden biridir; yüzeysel ve geçici bir mesele değildir.

Vahdetten maksat, İslam toplumlarının genel düzeyinde herkesin ortak noktalarının temel ve belirleyici unsur hâline getirilmesidir. Elbette ayrılık noktalarının da delile dayalı bir şekilde ve kardeşlik ile dayanışmanın bütün gereklerine riayet edilerek, Kur’anî öğretilerin ortaya koyduğu şekilde, tam bir barış ve samimiyet içerisinde ortak noktalara dönüştürülmesi için çaba gösterilmelidir.

Kesin olan şudur ki İslam toplumlarındaki bütün Müslümanlar, küresel küfürle karşı karşıya geldiklerinde şu Kur’anî ilkeyi düşünce, söz ve davranışlarının merkezine yerleştirmelidir:

“Kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.”

İşte İslami vahdet ve birlik ancak bu şekilde sağlanabilir.

Bu ilahi mesajın iki bölümünden herhangi biri Müslümanların hayatında uygulama alanından uzaklaştığında, Müslümanlar İslam beldesinde hak ederek elde ettikleri izzet makamından da uzaklaşacaklardır. Bu, istisnası olmayan bir kuraldır.

Bu kural, İslam İnkılabı’nın temel ilkelerinden ve mesajlarından biridir.

İlk Vahdet Haftası’nın düzenlenmesi, Pehlevi zulüm düzenine karşı mücadele dönemine (1978 yılına kadar) uzanmaktadır. O dönemde, büyük rehber ve Allah’ın rahmetiyle makamı yüce olan şehit, sürgünde bulunduğu İranşehr’de bu düşünceyi ortaya koymuş ve Şii ve Sünni Müslümanlar bu çağrıyı memnuniyetle karşılamışlardır.

İslam İnkılabı’nın zaferinden kısa bir süre sonra ise İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu İmam Humeyni’nin (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) kararıyla “Vahdet Haftası” resmiyet kazanmıştır.

Yüce Allah’ın lütfuyla, Müslüman İran halkının bütün kesimleri arasındaki vahdet meselesi, İran milleti içerisinde başarılı bir örnek teşkil etmiş ve düşmanların komploları bu birliği ciddi ölçüde zedeleyememiştir.

Ancak şüphesiz kötü niyetli kimseler her zaman bu büyük nimeti hedef almak için fırsat kollamaktadır.

Onları umutlandıran şey ise ayrılıkların öne çıkarılmasıdır.

İtikadi ve mezhebi farklılıklar, her ne kadar İslam düşmanlarının hedeflerinin önemli bir boyutunu oluştursa ve düşmanlar bu farklılıklardan yararlanmaya büyük umut bağlasalar da bununla yetinmeyeceklerdir.

Düşman, İran’da ve diğer İslam ülkelerinde Müslüman halklar arasında ayrılık oluşturmak amacıyla her türlü ırksal, kültürel, toplumsal, ekonomik, siyasi ve coğrafi farklılığı ayrılık bahanesine dönüştürmeye çalışmaktadır. Böylece İslam ümmetinin parçalanmasını, gücünün tükenmesini seyretmek ve uygun fırsatta üzerlerinde hâkimiyet kurmak istemektedir.

Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki emri şu ayette belirtilmiştir:

“Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider."

Dolayısıyla hangi makamda olursa olsun herhangi bir kimse, Müslümanlar arasında ayrılığa yol açacak ve İslam toplumunda çatışma oluşturacak herhangi bir eylemde bulunursa, bunu bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek yapsın, İslam düşmanlarının amacının gerçekleşmesine hizmet etmiş olur.

Peki bugün, böyle bir davranışı cehaletine ve gafletine nasıl bağlayabilir? Zira artık dünyanın tağutları ve bunların başında gelen cani Amerika, çirkin yüzünden sömürgeci hedeflerinin, istikbarcı ve tahakkümcü planlarının aldatıcı ve içi boş maskelerini kaldırmış; kandırıcı kadife eldivenlerini çıkarmış ve kanlı pençelerini bütün dünyaya göstermiştir.

Artık Müslümanların düşünme ve olaylara daha dikkatli bakma zamanıdır.

Eğer Müslümanlar, yumruğunu sağlam bir şekilde sıkan tek bir el olsaydı, Filistin halkı böylesine savunmasız bir şekilde işgalcilerin zulüm ve cinayetlerine maruz kalır mıydı?

Eğer Fars Körfezi kıyılarında yaşayan halklar ve devletler, İslam sancağı altında birliklerini tesis etmiş olsalardı, kimliksiz ve yozlaşmış haydutlar binlerce kilometre öteden onların topraklarına ve varlıklarına göz dikme cesaretini bulabilirler miydi?

Bu vesileyle İslam ülkelerinin, özellikle Batı Asya bölgesi ve Fars Körfezi kıyısındaki ülkelerin yöneticilerine yönelik ısrarlı ve tekrar tekrar dile getirdiğim tavsiyem şudur:

Gerçek düşmanınızı tanıyın, onun planını anlayın ve ona karşı mücadele edin.

İslam ümmetinin sorunlarının çözümü; söz ve irade birliği, dostluk ve hayır ile iyilik yolunda yardımlaşmadır.

Amerika’nın cani yöneticileri ve sahte Siyonist rejim, bu birlik ve dostluğun yeminli düşmanlarıdır.

Onlar yalnızca İslam Cumhuriyeti’nin, İran milletinin ve büyük İslami direniş cephesinin düşmanı değildir; aynı zamanda Batı Asya ve Kuzey Afrika halkları da dâhil olmak üzere bütün İslam ümmetine düşmandırlar.

Bu konuda, kendilerinin çoğu onlarla iş birliği içinde olan bu ülkelerin yöneticileri dahi istisna değildir. Nitekim istikbar güçlerinin başkanları tarafından bazı İslam ülkelerinin liderlerine yönelik açıkça saygısız ifadeler kullanılması ve çirkin sözler söylenmesi, hem sizin hem de bizim yakın hafızamızda hâlâ yer almaktadır.

Birlik ve çatışmadan kaçınma dersi, İslam mektebinin düşman ve dost karşısında nasıl bir tutum sergilenmesi gerektiğine ilişkin ilk dersidir.

Ancak ikinci ders, küfür karşısında birbirini savunmak; üçüncü ders ise Müslümanların maddi ve manevi hayatının çeşitli alanlarında servet, güvenlik, ilim ve ilerleme bakımından iş birliği yapmak ve güçlerini birleştirmektir.

Bu yolun nihai hedefi, yeni İslam medeniyetine ulaşmaktır. Dolayısıyla Müslümanlar arasındaki vahdet, aziz ve üstün İslam medeniyetine ulaşmanın temel taşıdır.

İslam dünyası için taşıdığımız arzunun özünü barındıran bu kavramsal ve düşünsel görüş, kendi ölçüsünde İran’da kabul edilebilir bir seviyede hayata geçirilmiştir.

Bu hizmetkârın İran milletinin bütün kesimlerine yönelik tavsiyesi de bir kez daha şudur:

Aralarında hiçbir şekilde herhangi bir ayrılığın ortaya çıkmasına kesinlikle izin vermesinler.

Son olarak, Allah Resûlü’nün ve onun tertemiz Ehl-i Beyti’nin (Allah’ın salât ve selamı onların üzerine olsun) şefaatleriyle, ilahi lütuf ve rahmetin bereketli gölgesinin İslam toplumlarının üzerine yayılmasını; onların da Allah’ın emirlerine uymak suretiyle ilerleme ve izzet basamaklarını her geçen gün daha fazla kat etmelerini ümit ediyorum.

Vesselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Seyyid Müçteba Hüseyni Hamaney 

17 Rebîülevvel 1448

(30 Ağustos 2026)

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha