Havza Haber Ajansı'nın haberine göre İran’daki kadın ilim havzaları yönetim merkezinin Ayetullah Şerî‘î (r.a.) salonunda hocalar ve bazı yetkililerin katılımıyla gerçekleştirilen törende Ayetullah Arafi, yeni tahsil yılının başlaması dolayısıyla tebriklerini ileterek bu ilmi, dinî ve terbiyevî kurumun gelişmesi ve yücelmesi için emek veren herkese teşekkür etti.
Son Gelişmelerde Havza'daki Kadınların Rolüne Takdir
Ülke genelindeki ilim havzalarının yöneticisi Ayetullah Arafi halkın, hayırseverlerin, ailelerin, talebelerin, hocaların, kadın ilim havzalarının kadrolarının ve bölge yöneticilerinin çalışmalarını takdir ederek şöyle konuştu:
“İran’da ve dünyada kadın ilim havzalarının bu seçkin ve itibarlı kurumunun gelişmesi ve yücelmesi için çaba gösteren herkese teşekkür etmek gerekir. Özellikle de değerli hanımlarımızın son gelişmelerde ve Üçüncü Savaş’ta sergiledikleri son derece seçkin, parlak ve benzersiz rolleri nedeniyle kendilerine özel olarak teşekkür etmeliyiz.”
“Allah’a hamdolsun, kadın ilim havzalarının faaliyetleri ve İran genelinde toplumsal ve inkılabî misyonunu yerine getirmesi bakımından altın bir sayfa açtınız. Bu altın sayfa, kadın ilim havzalarının tarihinde kalıcı olacaktır. İnşallah Allah Teâlâ hepinizin bu azmini, gayretini, çabasını ve mübarek mücadelesini kabul eder.”
Mukaddes Savunma Haftası ve Şehitlerin Anılması
Ayetullah Arafi, Mukaddes Savunma Haftası münasebetiyle Mukaddes Savunma şehitlerini ve son iki savaşta hayatını kaybedenleri anarak şöyle dedi:
“İmam Humeynî’yi, büyük rehberi ve şehit imamı, İran milletinin diğer şehitlerini, Direniş Ekseni şehitlerini, havza ve ruhaniyet şehitlerini, ayrıca genç, öğrenci ve üniversite öğrencisi şehitlerini anıyor ve hepsinin ruhuna selam gönderiyoruz.
Bu kuruma destek veren ve bugün Allah’ın huzurunda bulunan herkesi de anmalıyız. Bunların arasında Ayetullah Şerî‘î’nin (r.a.) özel bir yeri vardır. Onların ruhlarına da selam gönderiyoruz.”
İlim havzaları yöneticisi Ayetullah Arafi ayrıca Ayetullah el-Uzma Seyyid Musa Şübeyrî Zencanî’nin vefatı dolayısıyla başsağlığı diledi.
İnsanın Hüznü ve Sevinci, Onun Kişiliğinin Aynasıdır
Ayetullah Arafi daha sonra Duha Suresi’nden bazı ayetleri okuyarak insanın hüznü ve sevincinin kişiliği ve kimliğiyle ilişkisini açıkladı ve şöyle konuştu:
“Bazı rivayetlerde bu surenin vahyin kesilmesinden sonra kısa bir aranın ardından nazil olduğu belirtilmiştir. Nüzul sebebiyle ilgili nakledilenlere göre Resûlullah (s.a.a.), bu fetret ve Allah’ın meleği Emin Cebrâil’in gelmemesi nedeniyle ağır bir üzüntü yaşamıştı. Çünkü vahyin kesilmesinin ve ilahî ayetlerin gelmemesinin Allah’ın gazap ve öfkesinin bir işareti olmasından endişe etmişti. Bu, Resûlullah için yürek yakıcı bir üzüntüydü. Vahyin kısa süreli kesilmesine ilişkin yalnızca böyle bir ihtimal bile Allah’ın Peygamberini hasret, hüzün ve kedere sevk etmişti.”
İlim havzaları yöneticisi, insanın kişiliğini tanımanın ölçütlerinden birinin onun üzüntü ve sevinçlerini incelemek olduğunu belirterek şöyle dedi:
“Bir insanın, kendimizin veya başkasının kişiliğini değerlendirmek istediğimizde, insanın ağırlığını ve kişilik düzeyini anlamamızı sağlayan çeşitli ölçütler vardır. Bu ölçütler çok ve çeşitlidir. Bunlardan biri de kendi üzüntü ve sevinçlerimize veya başkalarının üzüntü ve sevinçlerine başvurup bunları dikkatle incelemektir.”
“Biz kendi varlığımız üzerinde huzurî ilim yoluyla bir kuşatıcılığa sahibiz ve kendi üzüntü ve sevincimizi inceleyebiliriz. Bunlar insanın kişiliğini şekillendiren önemli duygulardır. Neye üzüldüğümüze, neye sevindiğimize ve üzüntü ile sevincimizin hangi ölçütlere tabi olduğuna bakmalıyız.”
“Bütün gerekçeleri ve diğer meseleleri bir kenara bırakıp üzüntü ve sevincimizin hangi ölçütlere tabi olduğuna baktığımızda çok önemli bir noktaya ulaşırız. Bu ölçü sayesinde insanın hangi düzeyde ve hangi kişilik makamında bulunduğu söylenebilir.”
Felsefî Bakışta Haz, İlim ve Istırap İlişkisi
Aynı zamanda Kadın İlim Havzaları Politika Konseyi Başkanı olan Ayetullah Arafi haz, ilim ve ıstırap konusundaki felsefî tartışmalara değinerek şöyle konuştu:
“İbn Sina, İşârât adlı eserinde ve özellikle kitabın son bölümlerinde bu konuları güzel bir şekilde açıklamıştır. Felsefemizde ilim, ıstırap ve haz meselesini açıklayan en güzel metinlerden biri, İşârâtın son bölümleridir. İşârâtın yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu nematları ile Hâce Nasîrüddin Tûsî’nin bunlara yazdığı şerhte yer alan konular, haz, ilim ve bunların kaynağı bakımından üzerinde durulabilecek meselelerdir. Daha ileri seviyede bulunanlar bu konulardan yararlanabilirler.”
“Burada bu konulara girmek istemiyorum. Sadece şu noktayı vurgulamak istiyorum: Üzüntümüz ve sevincimiz bizim kişiliğimizin aynasıdır ve bununla kendimizi sınayabiliriz.”
Emirü’l-Müminin’in Başkalarının Acıları Karşısındaki Hüznü
Ayetullah Arafi, Emirü’l-Müminin Hz. Ali’nin (a.s.) hayat tarzına değinerek şöyle konuştu:
“Emirü’l-Müminin, yaşadığı bütün zorluklar nedeniyle üzülmezdi. Fakat İslam topraklarında bir Yahudi kadının ayağından halhalının çıkarıldığını duyduğunda büyük bir öfke ve üzüntüye kapılırdı. İşte bu üzüntü, onun kişiliğinin nasıl bir kişilik olduğunu gösterir.”
“İran milletinin heybeti ve azameti dünyayı şaşkına çevirmiştir. Ancak biz çok tehlikeli bir yolun ortasındayız ve bu yol henüz sona ermemiştir; hâlâ bu yolun ortasındayız.”
İlim havzaları yöneticisi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emirü’l-Müminin’in sevinci ise o halvetinde ve Allah’ın huzurundadır. Bu da onun nurlu ve mübarek varlığının içinde nasıl bir dünyanın bulunduğunu gösterir.”
“Kendi ekmeğimizi kaybettiğimiz için mi üzülüyoruz, yoksa imkânımız olduğu hâlde birinin elinden tutamadığımız için mi üzülüyoruz, buna bakmalıyız. Küçük insanlar birincisi için üzülür; büyük insanlar ise ikincisi karşısında sarsılır.”
Büyük İnsan, Varlığını Başkalarına Açar
Ayetullah Arafi, insanın insanlığını bireycilikten çıkıp kendi varlığını başkalarına açmasında gördüğünü belirterek şöyle dedi:
“İnsanlığın önemli göstergelerinden biri, insanın yalnızca kendi benliğinde ve bireysel dünyasında kalmaması, kendisini kendi kabuğuna hapsetmemesi ve bunun dışına çıkmasıdır.”
“İnsanın varlığı ne kadar genişler ve açılırsa, başkaları onun üzüntü ve sevinçlerinin, çalışmalarının ve çabalarının gölgesine ne kadar çok girerse, o insan da o kadar büyük olur. Küçük insan yalnızca kendisini ve sınırlı çevresini görür. Ancak bu şemsiye ne kadar genişler ve insan ne kadar yüksek zirvelere ulaşırsa, varlığının kapsamı da o kadar genişler.
İşte o zaman bir yoksulun çektiği acı onu incitir, bir insanın sapkınlık içindeki zilleti onu yıkar. Çünkü onun varlığı genişlemiş ve açılmıştır; başkaları da onun gölgesi altına girmiştir.”
“Kendini aşmış bir hoca, öğrencilerini kendi varlığının bir parçası ve uzantısı olarak görür. Bu, ilahî, dinî ve havza mantığına uygun bir öğretmendir. Varlığı genişlemiş, başkalarının mutluluk ve mutsuzluğunda önemli bir pay sahibi olduğu bir yönetici de başka bir düzeyde insandır.”
Duha Suresi’nin Mesajı: Allah, Peygamberi Yalnız Bırakmadı
Ayetullah Arafi, Duha Suresi’nde Hz. Peygamber’in (s.a.a.) durumuna değinerek şöyle dedi:
“Allah’ın Peygamberi bütün karşılaşmalara ve sıkıntılara rağmen genellikle sakin, sabırlı ve metindi. Ancak Kur’an’da Peygamberimizin üzüldüğü bazı durumlar vardır ve bunlardan biri de Duha Suresi’nde yer almaktadır. Her türlü darlık ve zorluk karşısında sakin ve sabırlı olan bu yüce varlık, burada yürek yakıcı bir üzüntüye kapılır. Allah da Peygamberini teselli etmek için şöyle buyurur:
‘Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.’ (Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ.)
İlim havzaları yöneticisi şöyle devam etti:
“Allah daha sonra şöyle buyurur:
‘Şüphesiz ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.’
Bil ki o kutsal ve gaybî âlem, bu dünyadan üstündür. Bu dünyanın üzüntülerinin seni kuşatmasına izin verme; senin şahsiyetinin asıl temeli oradadır.
Üçüncü cümlede ise şöyle buyurulur:
‘Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın.’
Allah sana o kadar lütfedecek ki sonunda razı olacaksın.”
‘Rabbin Sana Verecek ve Sen Razı Olacaksın’ ve Hz. Fatıma Zehra’nın (s.a.) Makamı
Ayetullah Arafi, Duha Suresi’nin nüzulü hakkında bazı görüşlere değinerek şöyle konuştu:
“Bazı görüşlere göre bu sure iki defa nazil olmuştur; bir defa Mekke’de, bir defa da Medine’de. İki defa nazil olduğu söylenen ayet ve hatta sureler vardır ve bu örnekler arasında ortak bir yön bulunmaktadır.”
“Bazı nakillere göre bu ayetler, Mekke’de vahyin kesilmesiyle ilgili nüzul sebebi çerçevesinde nazil olmalarının yanı sıra Hz. Peygamber’in (s.a.a.) ömrünün son dönemlerinde de nazil olmuştur. Eğer bu bilgi doğruysa, Hz. Peygamber’in ömrünün sonlarında, Mekke dönemindeki vahyin kesilmesine ilişkin endişenin yanı sıra risaletin geleceği ve devamlılığı konusunda da başka bir endişe bulunuyordu.”
“Bu ayetlerin bu bölümü söz konusu endişeyle uyumludur ve şöyle buyurur:
‘Şüphesiz ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.’
Yani orada bunların hepsinden daha üstün bir şeyin var. Sakin ol.”
“‘Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın’ demek, Allah’ın sana mutlak bir rızaya ulaşacağın kadar lütufta bulunacağı anlamına gelir. Bu, ‘Ey huzura ermiş nefis! Rabbine, O’ndan razı olmuş ve O da senden razı olmuş olarak dön’ ayetinde işaret edilen mutlak rızadır.”
Ayetullah Arafi, bu anlamın şefaat makamı ve ‘Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik’ ayetiyle ilişkisine değinerek şöyle dedi:
“Bu mutlak rıza makamı büyük bir makamdır ve hakkında çeşitli şeyler söylenmiştir. Ancak şüphesiz bunun ‘Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik’ ayetiyle ilgisi vardır.”
“Elimizdeki bu öncüller ve bilgiler doğrultusunda, ‘Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik’ ayetinin apaçık ve belirgin bir örneğinin bulunduğundan emin ve mutmainiz. Eğer bunun Hz. Fatıma Zehra (s.a.) olduğunu söylemesek bile, bu ayetin apaçık ve belirgin bir örneğinin; paklık ve faziletlerin hanımefendisi, ilahî velayet ve ismetin gerektirdiği bütün hususlarda yüce bir makama sahip olan Hz. Fatıma Zehra (s.a.) olduğunu en azından söylemek gerekir.”
Hz. Fatıma Zehra (s.a.), Vahyin ve Risaletin Devamı
İlim havzaları yöneticisi şöyle konuştu:
“Peygamber’in üzüntüsü ya vahyin kesilmesinden ya da risaletin ve toplumun hidayetinin gelecekte devam edip etmeyeceğine ilişkin endişeden kaynaklanıyordu. Peygamber’in iki temel üzüntüsü bunlardı. Bu ayetler de yeniden nazil olduğu yönündeki ihtimale göre her ikisine de cevap vermektedir.
Allah şöyle buyuruyor: ‘Vahyin kesilmesine üzülme; senin yüce bir makamın var.’ Aynı şekilde ‘Risaletin devamı konusunda da üzülme; sen Fatıma’ya sahipsin’ buyuruyor. Vahyin kesilmesine üzülme, devamın olmamasına üzülme; bütün bunlar Fatıma’nın varlığıyla tedavi edilmektedir.”
“Allah, bu parlak Kevser’i ve nur saçan güneşi Peygamber’e (s.a.a.) hem gayb âlemiyle bağlantılı olması hem de somut dünyaya ve tarihin geleceğine ışık saçması için bağışladı.”
Kadın İlim Havzaları Politika Konseyi Başkanı, Hz. Fatıma Zehra’yı ilahî nurun bağlantı noktası ve tecellisi olarak nitelendirerek şöyle dedi:
“Bu bağlantı noktası, ilahî nuru ve semavî cezbe ve tecellileri bütün insanlığa ulaştırmaktadır. O, ilahî velayete, ilahî tekvinî velayete ve manevî ve irfanî makamlara sahip büyük bir kadındır; bütün bu makamlar onun varlığında toplanmıştır.”
Kadın İlim Havzalarının Kimliğinin Hz. Fatıma Zehra (s.a.) ile Bağı
Ayetullah Arafi, kadın ilim havzalarının böyle yüce bir makama dayandığını vurgulayarak şöyle konuştu:
“Kadın ilim havzaları kimliğini bu yüce makamdan alır ve bu semavî makamdan misyon sahibi olur. Kadın ilim havzalarının derinliğinin anlaşılması için yalnızca bu cümle bile yeterlidir.”
“Tahsil yılının başlangıcında, bu keramet sahibi hanımefendiyi, imametin zahirî ve bâtınî annesini, Resûlullah’ın dayanağı olan ve onun kalbindeki dünyanın üzüntülerini ortadan kaldıran bu şahsiyeti dikkate almak; bizim ve sizlerin, özellikle de siz kadınların özü, misyonu, mahiyeti, cevheri ve kimliğidir.
Bence bu söz ve hatırlatma, yıl boyunca değerli hanımlarımızın, hocalarımızın ve talebelerimizin bu misyonu ve kimliği korumaları ve velayet, imamet ve Sıddıka-i Tahire’ye verdikleri ahde bağlı kalmaları için her şeye yeterlidir.”
“Bugünün havzalı kadınının, İslam’ın aile terbiyesi ve kadın-aile alanındaki anlayışını hayata geçirmede özel bir role ve öncü bir konuma sahip olmasını bekliyoruz.”
“Bu kadınlara özgü misyon, bu kimlik ve güzel ve doğru ifadeyle, Müslüman kadının sabit örnek kimliği, Peygamber Ehl-i Beyti’nin (a.s.) anlayışında zirveye ulaşmıştır. Bunun korunması gerekir.”
“Biz İslam’ın kadın konusundaki genel anlayışını takip etmekle birlikte, Ehl-i Beyt mektebinin sahip olduğu son derece yüce yaklaşımı ve anlayışı temsil ediyoruz.
Değerli hanımlar! Kadın ilim havzalarının böyle bir misyonu ve böyle bir kimliği vardır. Bu küçük ve önemsiz bir şey değildir; bu konum korunmalıdır.”
Kadınların İslami İlim ve Marifet Alanındaki Tarihî Geçmişi
İlim havzaları yöneticisi daha sonra kadınların İslami ilim ve marifet alanındaki geçmişine değinerek şöyle konuştu:
“Kadın ilim havzaları yeni kurulmuş bir kurumdur. Ancak tarih boyunca büyük kadınlar İslam’ın ilim ve marifet mektebinde ve Ehl-i Beyt’in (a.s.) öğretilerinde yer almış ve büyük roller üstlenmişlerdir.
Hz. Hatice’den, Hz. Fatıma Zehra’dan, Hz. Zeynep’ten ve onların benzeri büyük şahsiyetlerden başlayarak tarih boyunca uzanan son derece mübarek bir silsile bulunmaktadır.”
Ayetullah Arafi, Hz. Peygamber’in kadın sahabeleri hakkında yazılan kitaplara değinerek şöyle dedi:
“Bazı kaynaklarda Resûlullah dönemindeki kadın sahabelerden binden fazla kişinin adı zikredilmiştir. Üstelik bu, kadının toplumda neredeyse hiçbir konuma sahip olmadığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu durum, Hz. Peygamber döneminde kadının çeşitli alanlarda rol üstlenmesinin ve aktif hâle getirilmesinin dikkate alındığını göstermektedir.”
Kadınların Ravi ve Muhaddisler Zincirindeki Rolü
İlim havzaları yöneticisi, hadis ve İslami ilimler ravileri zincirinde yüzlerce kadın ravinin bulunduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Bizim hadis ravileri zincirimizde de yüzlerce kadın ravi ve muhaddis bulunmaktadır.”
Ayetullah Arafi, Merhum Mamkânî’nin Tenkîhu’l-Makâl adlı eserine işaret ederek şöyle dedi:
“Bu konuyu nispeten iyi şekilde bir araya getiren eserlerden biri Merhum Mamkânî’nin Tenkîhu’l-Makâl adlı kitabıdır. Bu eser, bizim önemli ricâl kitaplarımızdan biridir. Bir kimse eserin giriş ve ön hazırlık bölümlerini okursa, Merhum Mamkânî’nin gerçekleştirdiği büyük ve kapsamlı çalışmayı görür.”
“Merhum Mamkânî iki-üç olağanüstü eser ortaya koymuştur. Bunlardan biri de Tenkîhu’l-Makâldır. Dün gece ben de bu eserin bazı bölümlerini okuyordum ve benim için gerçekten çok ilginçti. Özellikle kitabı yazarken yaşadığını aktardığı bazı olaylar ve hissettiği bazı kerametler dikkat çekiciydi.”
Bu büyük eserin önemine değinen Ayetullah Arafi şöyle dedi:
“Mısırlı bir âlim bir yerde bu çalışmayı eleştirmiş ve ‘Bu kadar büyük bir çalışma ancak büyük bir grubun işi olabilir; bir kişinin bunu yapması nasıl mümkün olabilir?’ demişti.
Kendisine, ‘Necef’te bu çalışmayı yapan âlim hâlâ hayattadır ve bütün eserleri ile çalışmasının izleri mevcuttur’ denildiğinde, tek bir kişinin kısa bir süre içinde onlarca derinlikli ricâl eseri telif edebilmesi karşısında hayrete düşmüştür.”
“Bin yıllık havza geleneğini küçük ve önemsiz görmemeliyiz. Ben her zaman yeni tecrübelerden yararlanılması gerektiğine inananlardan oldum. Bugün de insanlığın tecrübelerinden yararlanmak için etrafımıza sınır çizilemeyeceğine inanıyorum. Ancak bu bin yıllık tarih zengin bir hazinedir.”
“Merhum Âgâ Bozorg-i Tahrânî de bu büyük çalışma hakkında, böyle bir eserin tek bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde yıllar gerektireceğini söylemiştir.”
Ayetullah Arafi, ricâl kitaplarındaki kadınlara ilişkin bölümlere değinerek şöyle konuştu:
“Birçok ricâl, dirâye ve hadis kitabında kadınlara ayrılmış bölümler bulunmaktadır. Bu bölümlerde, hadis ve rivayet zincirlerimizde yer alan çok sayıda kadın ravi zikredilmiştir. Bunlar, kadınların İslami maarif ve ilimler alanındaki ilmî faaliyetlerinin geçmişi ve sağlam kökleri bulunduğunu gösteren örneklerdir.”
Nurlu Zincirin İlk Halkaları
İlim havzaları yöneticisi şöyle konuştu:
“Bu nurlu ilim, marifet ve hadis zincirinin ilk halkaları Hz. Hatice, Hz. Fatıma Zehra ve Hz. Zeynep’tir. Özellikle Hz. Fatıma Zehra ve büyük ölçüde Hz. Zeynep’e, tarihin kritik dönemeçlerinde velayetin tezahürlerinden ve hatta velayet ile dış dünyadaki rehberlikten bir bölüm tevdi edilmiştir.”
Kadın ilim havzaları Politika Konseyi Başkanı, bu üç büyük hanımefendinin tarihin kritik dönemlerindeki rolüne değinerek şöyle dedi:
“Bu üç kadının ortak bir özelliği vardır: Tarihin bir noktasında, herkesin yetersiz kaldığı, herkesin tükendiği bir anda bu üç kadın yalnızca geri adım atmadı; aksine toplumun hidayetinin öncüsü ve rehberi oldular."
“Bu büyük şahsiyetlerin hayatlarının bazı dönemlerinde bütün risalet, imamet ve hidayet hassas bir noktaya ulaşmış, toplum sessizliğe gömülmüştü. Ancak bu üç kadın öncüydü.
Bu büyük hanımefendilerin halkın hidayeti ve İslami rehberlikteki payı tarihte kalıcı olmuş ve bu rol kesintisiz biçimde devam etmiştir.”
Ayetullah Arafi, modern dönemde kadın ilim havzalarının oluşumuna değinerek şöyle dedi:
“Bütün bu geçmişe rağmen, yakın dönemde, İslam İnkılabı’ndan önceki yıllarda ve İmam’ın hareketi ile inkılap söylemi çerçevesinde şekillenen ve İslam İnkılabı’nın zaferinden sonra kurumsal bir yapıya kavuşan kadın ilim havzaları, bugünkü anlamıyla kadın ilim havzalarıdır.”
“Bahsettiğim bu büyük birikimlere rağmen, bugünkü anlamıyla kadın ilim havzaları kurumu yeni bir kurumdur ve son birkaç on yıla aittir.”
Ayetullah Arafi, kadın ilim havzalarını “son derece mübarek, genç bir kurum” olarak nitelendirerek şöyle konuştu:
“Genç bir kurum dediğimizde iki önemli özelliği vardır. Birincisi, bizzat kadınların içinde güçlü köklere sahiptir. İkincisi ise kökleri genel anlamda ilim havzalarına dayanmaktadır."
“Bir diğer avantajı da genç bir kurumun düzenlenebilmesi, yönetilebilmesi ve yönlendirilebilmesidir. Bu kurumun ilk tuğlaları hâlâ döşenmektedir. Sizler kurumsal anlamda hâlâ yapılandırma ve kurum inşa etme sürecindesiniz.”
Kadın İlim Havzalarının Kurumsallaşması
Ayetullah Arafi, “Kim güzel bir sünnet başlatırsa, kıyamet gününe kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevap kazanır” hadisine işaret ederek şöyle konuştu:
“Kadınlar alanında İslami ilimlerin kurumsallaşması için çaba gösteren ve bugün de bu yönde çalışan herkes güzel bir sünnetin öncüsüdür ve kıyamete kadar bu kurumun sevabına ortak olacaktır.
Elbette Allah korusun, eğer bu süreçte bir hata yapılırsa bunun da sonuçları ve sorumluluğu kat kat olacaktır. Dolayısıyla hocalar, değerli kadrolar, yöneticiler ve bu kervanı ilerleten bu büyük topluluğun tamamı farklı ve özel bir sorumluluk taşımaktadır.”
Kadın İlim Havzalarının İki Genel ve Özel Misyonu
Ayetullah Arafi kadın ilim havzalarının misyonlarına değinerek şöyle konuştu:
“Kadın ilim havzalarının iki misyonu vardır: Genel bir misyon ve özel bir misyon. Bazen bu ikisi arasındaki denge görülmemektedir.”
Kadın ilim havzaları Politika Konseyi Başkanı şöyle devam etti:
“Bazen kadın ilim havzalarının görevinin kadın ve aile meseleleri olduğu ve bu alanda; ilmî üretim, yaygınlaştırma, söylem oluşturma ve tebliğ bakımından rol üstlenmesi gerektiği söyleniyor. Bu bir bakış açısıdır.
Bazen de bunun tam tersine, bazıları kadın ilim havzalarını erkeklerin ilim havzalarıyla tamamen aynı şekilde değerlendiriyor. Bu iki yaklaşımın her biri tek başına doğru değildir.”
“Kadın ilim havzalarının iki misyonu vardır. Bunlardan biri genel misyondur: Din ilmi, fıkıh, kelam, hadis, tefsir, edebiyat ve İslami maarif kadın-erkek ayrımı taşımaz. Bunlar insanlığın hidayeti için Allah tarafından emanet edilmiş ilimlerdir.”
“Hepimiz inkılabın, İslamî nizâmın, Yüce Rehber’in ve şehitlerin yolunun devamının yanında durmalı ve bunun için havzanın misyonuna uygun bir program hazırlamalıyız; yalnızca genel ve halk düzeyinde bir program değil, havzanın misyonuna uygun bir program.”
“İslami ilimlerin büyük bölümü ortaktır ve kadınlar havzasının genel misyonu herhangi bir özel alanla sınırlı değildir. Kadın ilim havzaları, İslami ilimlerin bütün alanlarında; üretim, telif, geliştirme, işleme, yaygınlaştırma ve neşirde rol üstlenmektedir. Kelam, akaid, hadis, tefsir, fıkıh, ahlak ve diğer İslami ilimlerin bütün alanlarında rol oynayabilir ve oynamalıdır.”
“Bu genel misyonun yanında kadın ilim havzalarının kadın ve aile alanında özel bir misyonu vardır ve bu alanda özel bir öncülük üstlenmelidir.”
İslami İlimler Alanında Kadın Düşünür ve Uzmanların Yetiştirilmesi Gerekliliği
Ayetullah Arafi şöyle konuştu:
“Bu iki misyonun her ikisi de kadın ilim havzalarının görevleri arasındadır. Dolayısıyla kadın ilim havzalarından büyük düşünürlerin ve büyük şahsiyetlerin yetişmesi beklenmelidir.
Özel misyon bakımından da bugünün havzalı kadınının, İslam’ın aile terbiyesi ile kadın ve aile alanındaki anlayışını hayata geçirmede özel bir rol ve öncü bir konum üstlenmesini bekliyoruz. Bunun da yerine getirilmesi gereken pek çok gerekliliği bulunmaktadır.”
Ayetullah Arafi daha sonra kadın ilim havzalarının ve Camiatü’z-Zehra’nın geleceğine ilişkin bazı stratejik noktalara değinerek şöyle konuştu:
“Her iki alanda da yani kadın ilim havzaları ve Camiatü’z-Zehra’da, bazı noktaları yeniden gözden geçirmek, hatırlatmak ve bunları vurgulamak gerekiyor.”
“Bu yeni bir konu değil; ancak stratejik yaklaşımlar, program odaklılık ve bu anlayışa bağlılık üzerinde durmak istiyorum. Allah’a hamdolsun, ilk defa kadın ilim havzaları ‘beş yıllık ve orta vadeli programlar ile yol gösterici belgelere’ sahip oldu. Camiatü’z-Zehra bünyesinde de böyle bir yaklaşım bulunmaktadır.”
“Bu yaklaşım korunmalı ve güçlendirilmelidir. Bütün branşlar ve faaliyetler de bununla uyumlu olmalıdır. Eğer bu programda bir sorun varsa, düzeltilmesi için katkıda bulunulmalıdır. Ancak stratejik belgelerin ve temel ve genel programların belirlediği raydan ve kurallardan çıkılmamalıdır.”
Sahaya Odaklanma
İkinci yaklaşımın “topluma ve sahaya odaklılık” olduğunu belirten Ayetullah Arafi şöyle dedi:
“Biz merkezde oturan, odalarda çalışan insanlar olarak, yardımcılar, mevcut birimler ve yapılan tasarımlar elbette gerekli ve son derece önemlidir. Ancak bu tasarım, sahadan; okuldan ve bölgelerden geri bildirim almaktan kopuk olursa mutlaka eksiklik ve zaaflar ortaya çıkacaktır.
Bu bağlantı planlama alanında son derece önemlidir ve uygulama alanında da dikkate alınmalıdır.”
“Okul, merkez ve kurum gibi son halkadan orta kademelere kadar bütün birimlerin gerekli yetkiye sahip olması gerekir. Hem stratejilerin belirlenmesine yeterli ölçüde katılmalı, hem programların ilerletilmesi için gerekli yetkiye sahip olmalı, hem de aynı anlayış doğrultusunda değerlendirme, denetim ve derecelendirme yapılmalıdır.”
Bilimsel, Ahlâkî, Manevî ve Toplumsal Açıdan Dengeli Eğitim
Ayetullah Arafi üçüncü yaklaşımın “kapsamlı bilimsel, ahlaki, manevî ve toplumsal yaklaşım” olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Karikatürize edilmiş ve dengesiz bir yapıya sahip olmamalıyız. Kapsamlı ve dengeli eğitim, işin temelidir. Bu husus belgelerde de yansıtılmıştır.”
Ayetullah Arafi uygulamada incelik ve titizliğin önemini vurgulayarak şöyle dedi:
“Belgelerde öngörülenler, talebelerin eğitiminin kapsamlı ve dengeli olması için dikkat ve hassasiyetle uygulanmalıdır.”
Havza Geleneklerinin Korunması ve Bin Yıllık Mirastan Yararlanılması
İlim havzaları yöneticisi dördüncü yaklaşımın “havza kimliğinin korunması ve havza geleneklerinin muhafazası” olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Havza geleneklerini korumalı ve bu geleneklerden ilham almalıyız.
Bin yıllık havza geleneğini küçük ve önemsiz görmemeliyiz. Ben her zaman yeni tecrübelerden yararlanılması gerektiğine inananlardan oldum. Bugün de insanlığın tecrübelerinden yararlanmak için etrafımıza sınır çizilemeyeceğine inanıyorum. Ancak bu bin yıllık tarih zengin bir hazinedir.”
“Kadın ilim havzaları birinci sınıf düzeyde fakih, filozof, müfessir, muhaddis ve İslami beşerî bilimler alanında söz sahibi uzmanlar yetiştirmelidir.”
Ayetullah Arafi şöyle devam etti:
“Bu hazineyi tanımak ve bu alandaki ilmî yürüyüşün âdâbını ve geleneklerini öğrenmek gerekir. Bu miras küçümsenmemelidir. Kadın ilim havzaları bu bin yıllık tarihî güçlü ağaçla bağlantılı olmalıdır. Bu bağlantı zayıflamamalıdır.”
Kadın ilim havzaları Politika Konseyi Başkanı beşinci yaklaşımın “kadın ilim havzalarının kendi içinde ve dışında yakınlaşma ve sinerji” olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Kadın ilim havzalarında bir faaliyet halkası veya zinciri oluşturulmalıdır.”
Ayetullah Arafi, Yüce Rehber’in bu konudaki açıklamalarına ve yazılı talimatına değinerek şöyle dedi:
“Rehber’in yazılı olarak belirttiği bu açıklama doğrultusunda arkadaşlar çalışmalarını sürdürüyorlar. İnşallah güzel sonuçlar elde edilir. Bu mübarek bir çalışmadır ve takdir edilmeli, desteklenmeli ve bu çalışmaya katkıda bulunulmalıdır. Kadın ilim havzalarının havza sisteminin bütünü içerisinde seçkin ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olması için çaba gösterilmelidir.”
Uluslararası Yaklaşımın Güçlendirilmesi
İlim havzaları yöneticisi ayrıca “uluslararası yaklaşım” konusuna dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Kadın ilim havzaları uluslararası ve küresel bakışını güçlendirmeli ve bu alanda rol üstlenmelidir.”
Ayetullah Arafi son gelişmelere de değinerek şöyle dedi:
“Üçüncü savaş ve acı verici şekilde büyük rehber ve önderin şehit edilmesinin ardından yeni bir dönem başlamıştır; bu, 22 Behmen’de (İnkılabın kuruluşu) yaşanan olayın düzeyinde bir gelişmedir.”
“22 Behmen, dünyaya tamamen benzeri görülmemiş dalgalar yaydı ve bu dalgalar dünyayı sarstı. Üçüncü savaşta yaşananlar da aynı düzeydedir; İran ve İslam İnkılabı mesajının devamı ve benzersiz bir uzantısıdır.”
Direnişin Dünya Çapındaki Yankısı ve İran Halkının Rolü
Ayetullah Arafi son dönemde gerçekleştirdiği yurt dışı ziyaretlerine değinerek şöyle konuştu:
“Bu süre içerisinde iki yurt dışı seyahatim oldu. Gerçekten de yıllardır dış politika ve uluslararası meselelerle ilgilenmeme rağmen, bu son iki seyahatimde, 12 günlük savaşın ardından ortaya çıkan bazı olaylar gördüm ki, dış ve uluslararası gelişmeler ile inkılabın dalgalarına nispeten aşina olan biri için bunlar yeni, farklı ve şaşırtıcıydı.”
“İran milletinin heybeti ve ihtişamı, sizin de üretiminde önemli bir pay sahibi olduğunuz bu durum, dünyayı şaşkına çevirmiştir. Ancak biz çok tehlikeli bir yolun ortasındayız ve bu yol hiçbir zaman sona ermiş değildir; biz hâlâ bu yolun ortasındayız.”
Direniş ve Hazırlık Vurgusu
Ayetullah Arafi, direnmenin gerekliliğini vurgulayarak şöyle dedi:
“Direniş ve kararlı duruş dışında bir yol yoktur. Başka hiçbir yol yoktur. Konuşmalar ve müzakere etmeler elbette ayrı bir konudur; ancak meselenin özü, küresel tahakküm düzeni karşısında kesin, sürekli ve derin bir direniş ve kararlı duruştur.”
“Bu yeni bir dönemdir ve biz ve sizler bu büyük mücadele ve savaş alanının ortasında ilmimizi, bilgimizi, düşüncemizi ve fikrimizi harekete geçirmeliyiz.”
“İlim havzaları geçmişteki tahsil alanındaki zayıflıklarını ve eksikliklerini gidermelidir. Ancak bu mücadele alanındaki ve bu sahanın ortasındaki temel görev ve rollerini küçümsememelidir.
Bu rol uluslararası bir roldür; uluslararası anlayış ve uluslararası faaliyet gerektirir ve bunlar dikkate alınmalıdır.”
Kadın İlim Havzalarının Toplumsal Faaliyetlerinin Güçlendirilmesi Gerekliliği
Ayetullah Arafi bir diğer yaklaşımın “inkılabî yaklaşım ve aktif toplumsal faaliyet” olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Kadın ilim havzaları, genel toplumun yanı sıra üniversiteler ve eğitim-öğretim alanında da rol üstlenmelidir. Sahip olduğumuz sorunlara, özellikle iffetli yaşam anlayışı ve örtünme meselelerine özel önem vermeliyiz.”
Kadın ilim havzaları Politika Konseyi Başkanı ayrıca “kadın ilim havzalarının toplumsal varlığının güçlendirilmesi gerekliliğine” işaret ederek şöyle dedi:
“Kadın ilim havzaları, tebliğciler, uzmanlar ve toplumsal aktörler yetiştirecek şekilde hareket etmeli ve bütün alanlarda varlık göstermelidir. Allah’a hamdolsun, bugün bu varlığın etki alanı genişlemiştir. Ancak bunun yanında özel programların da bulunması gerekir.”
Ayetullah Arafi, kadın ilim havzalarının bir diğer yaklaşım ve gerekliliğinin “üst düzey ilmî şahsiyetlerin yetiştirilmesi” olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Kadın ilim havzaları birinci sınıf düzeyde fakih, filozof, müfessir, muhaddis ve İslami beşerî bilimler alanında söz sahibi uzmanlar yetiştirmelidir.”
“Yüz yüze eğitim ve hoca ile öğrenci arasındaki yüz yüze etkileşim de dikkate alınmalıdır. Çünkü bu etkileşim, havza eğitiminde önemli bir yere sahiptir.”
İlim havzaları yöneticisi ayrıca “öncü ve örnek bir havza” anlayışına dikkat çekerek şöyle dedi:
“Arkadaşlar bu konuda çalışmalar yaptılar. İnşallah bu yol devam eder.”
İslam İnkılabı ve Şehitlerin Yolunun Devamına Vurgu
Ayetullah Arafi konuşmasının bir bölümünde şöyle dedi:
“Hepimiz İslamî nizâma, inkılaba, Rehber’e ve şehitlerin yolunun devamına sahip çıkmalı ve bunun için havzanın misyonuna uygun bir program hazırlamalıyız; yalnızca genel ve halk düzeyinde bir program değil, havzanın misyonuna uygun bir program.”
“Kadın ilim havzaları ilmî ve terbiyevî misyonlarını yerine getirmenin yanı sıra, bu alan için de kendi kimlik ve havza misyonlarına uygun bir programa sahip olmalıdır.”
Ayetullah Arafi konuşmasının sonunda kadın ilim havzalarının yöneticilerine, çeşitli kurumların sorumlularına, hocalara ve bu kurumların bütün çalışanlarına teşekkür ederek, farklı birimler tarafından sunulan ve onaylanan program ve projelerin uygulanmaya geçirilmesi temennisinde bulundu.
Kadın ilim havzaları Politika Konseyi Başkanı, hocalarla ilgili gündeme getirilen konulara değinerek şöyle dedi:
“Hocalar konusunda da daha önce ifade edildiği üzere bu yıl çalışmalara başlanacaktır. Bu konu birkaç toplantı önce konseyde nihai hâle getirildi. İnşallah bunun uygulanması için gerekli imkânlar sağlanır ve bu proje ilerler.”
yorumunuz