Havza Haber Ajansı muhabirinin aktardığına göre, Uzmanlar Meclisi Başkanlık Divanı Üyesi Ayetullah Abbas Ka‘bî bir değerlendirme yazısında şunları kaleme aldı:
Maddî hesaplar sisteminde güç, silah namlusunda ve teknolojik üstünlükte özetlenir; ancak Kur’ânî kültürde gerçek güç yalnızca Allah’a aittir:
“Allah, emrinde daima galiptir.” (Yûsuf, 21).
Allah’ın nihai iradesi her zaman üstün gelir; ne kadar karmaşık olursa olsun hiçbir plan ve tertip ilahî iradeyi boşa çıkaramaz. Kur’ânî kültürde maddî güç ne kadar büyük görünürse görünsün, ilahî irade ve mümince direniş karşısında en zayıfıdır.
1977 yılında terörle mücadele ve derinlemesine operasyonlar amacıyla kurulan ABD ordusunun özel harekât birimi (Delta Force), mutlak bir askerî güç olmaktan ziyade Hollywood’un anlatı endüstrisinin bir ürünüdür. Amerika, bu birimin kabiliyetlerini abartarak, ilk kurşun sıkılmadan önce milletlerin iradesini kırmayı ve direniş ruhunu yok etmeyi hedeflemektedir; bu durum şu ayetin açık bir örneğidir: “Şüphesiz bu, şeytandır; dostlarını korkutur.”
Delta Force’un sicili, iddia edilen heybetini yerle bir eden ağır yenilgilerle iç içedir: Teçhizatlarının işlemez hâle geldiği Tebes hadisesinden—İmam Humeynî’nin (r.a.) ifadesiyle kumların Allah’ın memuru olduğu o olaydan—Lübnan’dan aşağılayıcı çekilişe ve Mogadişu’daki kanlı çatışmaya kadar; bu çatışmada Amerikan askerlerinin cesetlerine ait görüntüler, bu gücün “yenilmezlik” efsanesini dünya kamuoyu nezdinde geçersiz kılmıştır.
3 Ocak 2026 sabahı Venezuela’da gerçekleştirilen ve altyapının bombalanması, elektriğin kesilmesi ve bir ülkenin meşru cumhurbaşkanının kaçırılmasıyla sonuçlanan operasyon, sıradan bir askerî eylemin ötesinde; uluslararası hukukun tüm kurallarının açıkça ihlali ve barbarlık çağına geri dönüş anlamına gelmektedir. Trump’ın talimatıyla yapılan bu “modern haydutluğun” hedefi, ulusal kaynakların (petrol, gaz ve altın) yağmalanmasından ve bağımsız milletlerin aşağılanmasından başka bir şey değildir.
Her ne kadar düşman, iç bölünmelerin yaşandığı ortamlarda “taktik başarı” şansı yakalayabilse de, ilahî sünnetlere göre bu tür görünürdeki zaferler kalıcı olmayacaktır. Peygamberler tarihi, “güçlü ve kudret sahibi olanın yakalaması”nı ifade eden «Biz de onları güç ve kudretimize lâyık bir şekilde yakaladık.» (Kamer, 42) ayetinin en açık şahididir. Allah mutlak hâkimdir; tehdidin içinden ferahlık ve çıkış yolu yaratır:
• Hz. Yusuf (a.s.): Kardeşleri onu ortadan kaldırmak için kuyuya attılar; fakat o kuyu ve ardından gelen zindan, Mısır’da izzet ve iktidar tahtına ulaşmasının yolu oldu.
• Hz. Musa (a.s.): Firavun onu yok etmek için bebekleri katletti; ancak Allah’ın iradesiyle Musa, bizzat Firavun’un kucağında yetişti!
• Hz. Muhammed (s.a.a.): Hicret gecesinde düşmanlar canına kastettiler; fakat aynı tehdit, İslam’ın dünya çapında yayılışının başlangıcı oldu.
Bu ilahî sünnet gösteriyor ki görünürdeki yenilgilerimiz ya da düşmanın geçici başarıları bile, Allah’ın hikmeti çerçevesinde daha büyük zaferlerin ve “yeni Hitlercilik”e karşı direnen milletlerin uyanışının öncülü olabilir.
Bu askerî ve medya düzeniyle karşı karşıya gelindiğinde iki temel adım zaruridir:
1. Çok yönlü hazırlığın artırılması:
Sebep-sonuç düzeninden gafil olunmamalıdır. «Düşmanlarınıza karşı bütün imkânlarınızı seferber ederek kuvvet hazırlayın.» (Enfal,60) ayeti gereğince, her ihtimale karşı savunma ve askerî caydırıcılığın güçlendirilmesi şer‘î bir görevdir.
2. Propaganda kuşatmasının kırılması:
Medya devlerinin telkinlerine teslim olunmamalıdır. Düşman, Venezuela operasyonunu abartarak bizim hesap düzenimizi bozmak istemektedir. Delta Force ve onu destekleyen medya ağları, korku aşılamak için kullanılan şeytanî araçlardır. Ancak Tebes'in gösterdiği gibi, halk direnişi ve imanlı kalp, Washington’un en karmaşık planlarını bile stratejik bir yenilgiye dönüştürebilir. Gelecek, direnen milletlerindir; çünkü her zorluğun içinde, tedbir ve tevekkülle elde edilecek bir ferahlık gizlidir.
İslam İnkılabı’nın Yüce Rehberi’nin beyanları:
“Oturarak seyretmekle ve düşmanın hata yapmasını beklemekle işler ilerlemez; çaba göstermek gerekir, sahada olmak gerekir, çalışmak gerekir, Allah’a güvenmek gerekir, mücahede etmek gerekir, sürekli karşı planlama yapmak gerekir; bu, sorumluların görevidir.
Millî gücün unsurları artırılmalıdır; bunlardan biri de silahlı kuvvetlerdir. Güç üretmek ve bu gücü pratikte de göstermek gerekir.”
(8 Şubat 2021)
“İnkâr edenlerin yeryüzünde dönüp dolaşmaları seni aldatmasın. Bu, az bir geçimliktir; sonra varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır!”
(Nisâ Suresi, 196–197)
yorumunuz