Salı 6 Ocak 2026 - 23:08
Tebliğ ve Tebyin, İmam Hüseyin’in (a.s.) Kıyamının Hedeflerini Tamamlayıcı Niteliktedir

Havza / İlim Havzaları Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ayetullah Şebzendedâr, ilim havzalarının tebliğ alanındaki asli misyonunu açıklarken, dinî münasebetlerde tebliğcilerin görevlendirilmesini “Nefr” ayetine fiilî bir amel olarak değerlendirdi ve şu hususu vurguladı: “Ehl-i Beyt’in (a.s.) marifetlerini açık bir tebliğle duyurmak ve bu marifetleri açıklayıp temellendirmek, ilim havzalarının en temel görevleri arasındadır.”

Ayetullah Şebzendedâr, Havza Haber Ajansı muhabiriyle yaptığı söyleşide Aşura vakasının farklı boyutlarını ele alarak şu vurguda bulundu: “Aşura olayı, Hz. Seyyidüşşühedâ İmam Hüseyin’in (a.s.) ve o yüce şahsiyetin yol arkadaşlarının kıyamı, 61 hicrî yılıyla sınırlı ve dönemsel bir hareket değildir; aksine insanları hidayete sevk etmek amacıyla tarih boyunca devam eden, evrensel ve canlı bir harekettir.”

Tebliğ Yapanlar, İmam Hüseyin’in (a.s.) Kıyamının Hedeflerini Tamamlayıcı Unsurdur

Bu büyük kıyamın hedeflerine işaret eden Ayetullah Şebzendedâr, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç şüphesiz bu ideal ve hedef, farklı şartların gerektirdiği şekilde tebliğciye ve tebliğe ihtiyaç duyar; çünkü tebliğ yapanlar Hz. Seyyidüşşühedâ’nın (a.s.) gerçekleştirmek için kıyam ettiği hedeflerin tamamlayıcısı ve kemale erdiricisidir.”

Ayetullah Şebzendedâr şu hususun altını çizdi: “Hz. Seyyidüşşühedâ’nın (s.a.) fedakârlıkları, cömertliği ve canını ortaya koyuşu; Hz. Zeynep (s.a.) ve İmam Seccâd’ın (a.s.) mesajı ulaştırmaları ve hedefleri takip etmeleriyle birlikte olmasaydı, bu olay zamanla mahcur kalır, etkisini yitirir ve unutulup giderdi.”

Sözlerine devam eden Ayetullah Şebzendedâr, İslam’ın özellikle vurguladığı ve teşvik ettiği tüm matem meclislerinin, yürüyüşlerin ve yas merasimlerinin; gerçekte İmam Hüseyin’in (a.s.) uğruna şehit olduğu yolun devamı niteliğinde olduğunu ifade etti.

Hüseynî Erbain’in Hac İbadetine Benzerliği

İlim Havzaları Yüksek Konseyi Genel Sekreteri, bu yolun günümüzdeki tezahürlerine değinerek şöyle dedi: “Bu hareketin özellikle günümüzdeki en önemli yansımalarından biri, Hüseynî Erbain meselesi ve onun muazzam yürüyüşüdür. Bu yürüyüş ne kadar genişler, ne kadar küresel bir nitelik kazanır ve farklı milletler bu yürüyüşe katılırsa hac ibadetine o kadar fazla benzerlik arz eder.”

Erbain ile hac ibadetini karşılaştıran Ayetullah Şebzendedâr, şu değerlendirmede bulundu: “Yüce Allah, hac farizasında ibadet ve Allah’a yakınlaşmanın yanı sıra farklı milletlerden Müslümanların tek bir noktada toplanmalarını, birbirlerini tanımalarını, birbirlerinin sorunlarından haberdar olmalarını ve çözüm yolları aramalarını da hedeflemiştir. Aşura ve Erbain meselesi de aynı işlevi taşımaktadır ve gerçekte Erbain, bu anlamın somut bir tecellisidir.”

Ayetullah Şebzendedâr, İslam’ın Hz. Seyyidüşşühedâ İmam Hüseyin’in (a.s.) ziyaretine dair çok sayıdaki vurgusuna dikkat çekerek şöyle ifade etti: “İslam’da İmam Hüseyin’in (a.s.) ziyaretine bu denli özel bir önem verilmesi; uzaktan ziyaret ve hatta namazlar ile ibadetlerden sonra o yüce zatın her gün ve defalarca anılmasının tavsiye edilmesi; ayrıca onun mübarek toprağının namazda mühür olarak kullanılmasının önerilmesi, tümüyle şu hakikati hatırlatmak içindir: Büyük hedefleri ve yüce idealleri olan çok büyük bir hadise vuku bulmuştur.”

İmam Hüseyin’in (a.s.) Mateminin Yâd Edilmesinde Bireysel ve Toplumsal Boyutlar

Sözlerine devam eden Ayetullah Şebzendedâr şunları söyledi: “Bu nedenle mersiye meclisleri, musibetlerin anılması ve o yüce şahsiyetlerin mazlumiyetinin hatırlatılması, her biri birçok amacı takip etmektedir. Bu amaçlardan biri bireysel boyuttur; yani her bir insan, Ehl-i Beyt’e (a.s.) yönelmekle eğrilik ve yanlışlıklardan arınır, kalbi paslardan temizlenir ve Yüce Allah’a yakınlaşmanın sağlam ve temel direği olan Ehl-i Beyt’e (a.s.) velayet ve muhabbet, onun varlığında güçlenir.”

Anayasa Koruyucular Konseyi fakih üyelerinden olan Ayetullah Şebzendedâr, bu meselenin toplumsal ve medeniyet boyutunu açıklarken şu vurguyu yaptı: “Bu hareketin bir diğer boyutu, toplumsal ve medeniyet boyutudur. Bu kavramlar unutulmadığı, sürekli dile getirildiği ve canlı tutulduğu takdirde etkileri toplumda açıkça görülür. İslam İnkılabı ve İslam Cumhuriyeti sistemi, Ehl-i Beyt’in (a.s.) bereketiyle şekillenmiştir. Dokuz Dey (30 Ekim) hadisesinde o büyük fitne hangi etkenle ortadan kaldırıldı? Bir grup cahil, Hz. Seyyidüşşühedâ’ya (a.s.) ve halkın dinî bayrak ve sembollerine saygısızlık ettiğinde, halk aynı velayet bilinci sayesinde öfkelendi ve sahaya inerek; Aşura, Hz. Seyyidüşşühedâ (a.s.) ve onun hedefleriyle olan o bağı yeniden ortaya koymak suretiyle, o büyük fitneyi ortadan kaldırdı.”

Muharrem ve Safer, İslam’ın ve İslam İnkılabı’nın Hayat Sütunu Olmaya Devam Etmektedir

Sözlerini sürdüren Ayetullah Şebzendedâr şunları ifade etti: “Son kırk yılı aşkın sürede şu gerçek açıkça görülmüştür ki ülkede her ne zaman bir sorun ortaya çıkmışsa, Aşura günlerinin, Muharrem ve Safer aylarının ve Ehl-i Beyt (a.s.) ile ilgili diğer münasebetlerin gelişiyle birlikte bu sorunlar etkisini yitirmiş ve adeta eriyip gitmiştir. Bu hakikat, İmam Humeynî’nin (r.a.) İslam’ı derinlemesine tanımasına ve ilahî analizlerine dayanmaktadır. Nitekim o büyük önderin şu sözü bu gerçeği en güzel şekilde ortaya koymaktadır: İslam’ı ayakta tutan Muharrem ve Safer’dir.”

Ayetullah Şebzendedâr şu hususun altını çizdi: “Muharrem ve Safer’i canlı tutmaya yönelik her türlü faaliyet son derece değerlidir ve bunun en açık örneklerinden biri Hz. Hüseyin’in (a.s.) Erbain yürüyüşüdür. Bu yolda yürümek, İmam Hüseyin’le (a.s.) olan bağımızın ne kadar derin ve sarsılmaz olduğunu göstermektedir; öyle ki bu yolda zorluk ve meşakkati göze alıyor, onlarca kilometreyi yürüyerek kat ediyoruz. Bu yürüyüş, o yüce İmam’a duyulan sevgi ve muhabbetin açık bir sembolüdür.”

İlim havzalarının bu alandaki rolüne değinen Ayetullah Şebzendedâr şöyle konuştu: “Mübarek ilim havzası da, havza yönetiminin ve tebliğ programlarının öncülüğünde bu alandaki önemli görevlerinden birini yerine getirmektedir. Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Kuhsârî ve çalışma arkadaşları tarafından; Fatımiye günleri, itikâf, Şaban ayı, mübarek Ramazan ayı, Muharrem ve Safer ile diğer dinî münasebetlerde vaiz ve tebliğcilerin görevlendirilmesi şeklinde yürütülen bu programlar -ister ülke içinde ister ülke dışında olsun- ilim havzalarının öz ve temel vazifesini yerine getirme doğrultusundadır.”

Havzaların Asli Misyonu Tebliğdir

Havzalar Yüksek Konseyi Genel Sekreteri, konuşmasının sonunda “Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.” (Tevbe Suresi, 122) ayet-i kerimesine atıfta bulunarak şunları söyledi: “İlahî hükümlerin öğrenilmesi ve dinde derinleşme (tefakkuh), bu ilahî görevin yerine getirilmesinin ön şartıdır. Nitekim İslam İnkılabı Rehberi’nin defalarca vurguladığı ve “Öncü Havza” mesajında da özellikle altını çizdiği üzere; açık tebliğ (belâğ-ı mübîn), tebliğ ve tebyin, ilim havzalarının asli görevleri arasındadır. Diğer pek çok faaliyet ise gerçekte bu temel görevin gerçekleşmesi için gerekli zemini ve altyapıyı hazırlamaya yöneliktir.”

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha