Havza Haber Ajansı’nın haberine göre, Ayetullah Ali Rıza Arafî bugün Kum şehrinde Havzalar İdaresi Başkanı’nın makamında Afganistan’daki ilim havzalarından bir grup âlim ile yaptığı görüşmede şunları ifade etti: “Afganistan’daki âlimlerin, medreselerin ve ilmî merkezlerin özellikle de Kâbil’deki Eimme-i Ethâr (a.s.) Fıkıh Merkezi'nin sunduğu değerli hizmetler takdire şayan ve övgüye değerdir.”
İlim Havzaları Müdürü, Eimme-i Ethâr (a.s.) Fıkıh Merkezi Kâbil’in yetkilileri ve hocalarının ilahî marifetlerin korunması ve yayılması yolundaki çabalarına teşekkür ederek şunları söyledi: “İlmi ve marifeti bir meşale gibi diri tutan, eğitim ve terbiyenin bayrağını dalgalandıran siz değerli kardeşlerimizin hizmet ve emeklerinden dolayı şükranlarımızı sunuyor, merhum Ayetullah el-Uzma Fazıl Lenkerânî (r.a.) için yüce dereceler niyaz ediyoruz.”
Şaban Ayı, İlahî Ziyafete Hazırlanmak ve Ramazan Ayına Girmek için Büyük Bir İmkândır
Ayetullah Arafî, konuşmasının devamında Şaban ayının önemine işaret ederek şöyle dedi: “Bu mübarek ayda verilen talimatların iki boyutu vardır; biri, bu ayın sahip olduğu özel manevî fırsatlardan kaynaklanan konu merkezli bakış açısıdır; diğeri ise insanı ilahî ziyafete hazırlanma ve mübarek Ramazan ayına giriş için destekleyen yöntemsel ve hazırlayıcı bakış açısıdır.”
Konuşmasının devamında, bu ayın öğretilerinde “Salavât-ı Şabâniyye” ve “Münâcât-ı Şabâniyye” adlı iki duanın özel önemine vurgu yapan Ayetullah Arafî, bu duaları Şaban ayının manevî atmosferinde insanın yükselişi için iki temel direk ve iki kanat olarak nitelendirdi ve ekledi: “İmam Humeynî (r.a.) bu münâcata özel bir önem verirdi; nitekim Münâcât-ı Şabâniyye, Allah’ı tanıma ve Yüce Allah ile irtibat kurmanın yol ve yöntemlerini öğreten kapsamlı bir manevî eğitim sürecidir.”
İlim Havzaları Yüksek Konseyi Üyesi Ayetullah Arafî sözlerini şöyle sürdürdü: “Münâcât-ı Şabâniyye kırktan fazla ilahî isim ve sıfatla, insanı adım adım Allah’a yakınlaşmaya ve ilahî feyizlerden yararlanmaya yönlendirmektedir.”
Seyr-i Sülûk için Bir Mektep: Münâcât-ı Şabâniyye
Ayetullah Arafî, Münâcât-ı Şabâniyye’nin manevî boyutlarını açıklarken bu duayı, ilahî yakınlığa erişmek ve Yüce Allah’ın huzurunda gerçek kulluğa ulaşmak için büyük bir ders ve kapsamlı bir mektep olarak nitelendirdi. Bu münâcatın salavatla başlamasına ve ilk cümlelerine işaret ederek şöyle dedi: “Bu duada kul, Allah’a şöyle seslenir: ‘Allah’ım! Sana dua ettiğimde duamı işit; Sana seslendiğimde sesimi duy.’”
İlim Havzaları Müdürü sözlerine şöyle devam etti: “Daha sonraki bölümlerde kul, münâcat esnasında Allah’ın kendisine yönelmesini ister ve şöyle niyaz eder: ‘Ben Sana sığındım, Senin huzurunda acziyet içinde durdum; Sana boyun eğmiş ve yalvarır bir hâlde yöneldim. Ey Rabbim! Seninle münâcat ettiğimde bana yönel.’”
Anayasayı Koruyucular Konseyi fakihlerinden olan Ayetullah Arafî şu hususu vurguladı: “Bu iki hâl, kulların farklı ruh hâllerinin bir yansımasıdır; insan bazen kendisini Allah’tan uzak, bazen de O’na yakın hisseder. Münâcât-ı Şabâniyye’deki manevî yolculuk bu iki noktadan başlar. Bu süreçte insan, ilahî isimleri tekrar ederek adım adım ilerler, kendini tanımaya başlar ve nihayet uzaktan yapılan bir çağrıdan yakından verilen bir karşılığa ulaşır.”
Bu seyr-i sülûkün olgunlaşma noktasına değinen Ayetullah Arafî şöyle ekledi: “Duanın başlangıcında kul şöyle der: ‘Allah’ım! İçimde olan her şeyi Sen bilirsin; ihtiyacımı Sen haber almışsındır; gizli hâlimi Sen tanırsın; âhirete dönüşüm ve ebedî yurdumla ilgili hiçbir şey sana gizli değildir.’”
Ayetullah Arafî, bu münâcattaki ilahî yakınlığın zirvesine işaret ederek şöyle konuştu: “Bu kulluk yolu öyle bir noktaya kadar ilerler ki insan perdelerin aralandığı, iki yönlü ve derin bir irtibatın kurulduğu bir makama ulaşır. Nitekim duada bu hâl şöyle ifade edilir:
‘Kalplerin gözleri, nur perdelerini yarıp geçinceye kadar…’
Bu ifade, Münâcât-ı Şabâniyye’de tasvir edilen yakınlık yolunun ve derin ilahî iletişimin açık bir tablosudur.”
Münâcât-ı Şabâniyye’de Tevhit, Salavât-ı Şabâniyye’de Velâyet
İlim Havzaları Yüksek Konseyi Üyesi, Şaban ayı dualarının özel konumuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Münâcât-ı Şabâniyye’de saf tevhit ve ihlâslı kullukla Allah’a yakınlaşmanın tasviri yer alır. Bunun tamamlayıcısı ise Salavât-ı Şa‘bâniyye’dir; bu duada risalet ve velâyetin makamları açık ve derin bir biçimde ortaya konmuştur.”
Bu iki manevî kaynağın özelliklerini açıklayan Ayetullah Arafî şöyle dedi: “Salavât-ı Şabâniyye’de ‘peygamberliğin ağacı’ ve ‘risaletin kaynağı’ gibi son derece yüce ifadeler kullanılmıştır. Bu ifadelerle risalet makamı ve velâyetin rolü tasvir edilmiştir. Gerçekte, Münâcât-ı Şabâniyye’deki tevhit ve Allah’a doğru manevî yolculuk anlayışı ile Salavât-ı Şabâniyye’deki risalet ve velâyet vurgusu, biz ilim havzaları için temel ve asli manevî hazinelerdir.”
İlim Havzaları Müdürü şunu da vurguladı: “Bu incelikler ve derin manevî boyutlar, Ehl-i Beyt (aleyhimüsselâm) mektebinin kendine has ve eşsiz özelliklerindendir. Havza geleneğinin varlık sebebi ve kimliği de bu ayırt edici niteliklerde ortaya çıkar.”
Ayetullah Arafî konuşmasının devamında ilim havzalarının misyonunu açıklayarak şöyle dedi: “Umuyoruz ki Allah, hepimize bu manevî atmosferlerden faydalanma başarısını nasip eder. Bizim görevimiz, hem kendimizin bu yüce marifet ve değerlerden istifade etmesi hem de ilahî feyze vesile olarak bu hakikatleri bireyler, toplumlar ve diğer insanlar arasında yaymamız, onları bu değerlere davet etmemizdir.”
Anayasayı Koruyucular Konseyi Üyesi sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir taraftan bu saf ve hakiki gerçekleri derinlemesine kavramak, diğer taraftan başkalarına yol göstermek ve onları bu marifetlere yönlendirmek, bizim ve sizin omuzlarımıza yüklenmiş ağır bir sorumluluktur. Gerçek kimliğimiz ve varlığımız, bu sorumluluğu yerine getirmemize bağlıdır.”
Afganistan’ın İslam Dünyasındaki Stratejik Konumu
Ayetullah Arafî, Afganistan’ın bölge ve İslam dünyasında önemli bir konum ve role sahip olduğunu, bu rolün daha da belirgin hâle gelebileceğini belirterek şöyle dedi: “Afganistan’ın sahip olduğu sermaye, kabiliyet ve kapasite çok yüksek ve geniş boyutlardadır. Ben her zaman İran ile Afganistan arasında mümkün olan en iyi ve en güzel ilişkilerin kurulması gerektiğini vurgulamışımdır.”
Ardından şöyle devam etti: “Birçok durumda bu ilişkilerin derinleşmesi için çaba gösterilmiştir; iki millet olan İran ve Afganistan arasında İslami, imani ve ilahî kardeşlik ilkelerinin hâkim olması hedeflenmiştir.”
İlim Havzalarının Müdürü şu noktaya dikkat çekti: “Afganistanlı hocalar ve ilim ehli kimseler, farklı alanlarda, çeşitli disiplinlerde ve değişik seviyelerde canlılık ve faaliyetle sahadadırlar. Ben her zaman güçlü ve derin ilişkilerin kurulması gerektiğini özellikle vurguladım.”
Ayetullah Arafî konuşmasının devamında şunu ifade etti: “Zor şartları fırsata dönüştürmek kolay bir iş değildir; ancak büyük insanların sanatı, zorluklar ve krizler içinde bile hedeflerini sürdürmeleri ve görevlerini yerine getirmeleridir. Bu, özel ve nadir bir maharettir.”
İslam’ın Büyük Hanımlarını Örnek Almak
Ayetullah Arafî konuşmasının devamında İslam’ın üç büyük hanımının ortak özelliklerini ele alarak şöyle dedi: “Hz. Hatice (selâmullahi aleyhâ), Hz. Fatımatü’z-Zehra (selâmullahi aleyhâ) ve Hz. Zeynep (selâmullahi aleyhâ) çok belirgin bir ortak özelliğe sahiptirler; o da tarihî dönüm noktalarında ve kriz anlarında dimdik ayakta durmalarıdır.
Ardından şöyle devam etti: “Bu muhterem hanımların her biri, umutların umutsuzluğa dönüştüğü karanlık ve son derece zor şartlarda hidayet sancağını ayakta tutmuştur. Hz. Hatice (s.a.), hiç kimsenin Peygamber-i Ekrem’i (sallallahu aleyhi ve âlih) desteklemediği bir dönemde O’nu tanıdı ve yanında durdu. Hz. Fatımatü’z-Zehra (s.a.), Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a.) vefatından sonra Ehl-i Beyt’e (aleyhimüsselâm) alanın daraltıldığı bir ortamda tek başına direndi. Hz. Zeynep (s.a.) ise Kerbelâ hadisesinden sonra, Hz. İmam Seccâd (aleyhisselâm) ile birlikte direnişi sürdüren tek kişi oldu.”
İlim Havzaları Yüksek Konseyi Üyesi, bu hanımların büyüklüğünün işte bu zor şartlar içinde ortaya çıktığını vurgulayarak şöyle dedi: “Eğer bu yalnızlık, gariplik ve ümitsizlik dönemleri olmasaydı onların varlığındaki saf cevher bu şekilde ortaya çıkmazdı. Onlar karanlıkların içinde nur saçtılar. Hz. Fatıma’nın (s.a.) Fedek hutbesi, Hz. Zeyneb’in (s.a.) Şam’daki konuşmaları ve herkesin inkâr ettiği bir dönemde Hz. Hatice’nin (s.a.) Peygamber-i Azam’ı (s.a.a.) tasdik etmesi, bunun açık delilleridir.”
Ayetullah Arafî konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bazen şöyle ifade ediyorum: Âşura günü ikindiden sonra, Allah Resûlü’nün (s.a.a.) gerçek velayet ve hilafet çizgisinin devamı adına İslam âleminin hiçbir yerinde umut kalmamıştı. Ancak Hz. Zeyneb-i Kübrâ (s.a.), bu büyük hanım, umudu yeniden diriltti ve süreci ileri taşıdı. Bunlar bizim için çok büyük derslerdir: En zor şartlarda bile tedbir, hikmet ve fırsat üretme ile sancağı ayakta tutmak gerekir.”
Hikmetli ve Âlimane Direniş ve Dirayet
Ayetullah Arafî, konuşmasının devamında İslam dünyasının mevcut durumuna işaret ederek şöyle dedi: “Son yıllarda Gazze’den dünyanın diğer bölgelerine kadar İslam âlemine karşı şeytanî saldırılar gerçekleştirilmiştir. Büyük insanların ve uyanık şahsiyetlerin sanatı, bu krizler ve zor şartlar karşısında direnmek ve ayakta durabilmektir. Afganistan’daki âlimlerin de özellikle dikkat ettiği bu konu bağlamında, mevcut hassas şartlarda hikmetli ve âlimane direniş ve dirayet çok daha yüksek bir değere sahiptir.”
Genç Nesil için İlim Havzalarının Öncelikleri
Ayetullah Arafî, genç neslin arasında bulunmanın önemini vurgulayarak şunları söyledi: “Gerek eğitim-öğretim alanında gerekse üniversitelerde genç nesle yönelik özel bir ilgi ve hassasiyet gösterilmelidir.”
İlim Havzaları Müdürü, ardından Eimme-i Ethâr (a.s.) Fıkıh Merkezi’nin faaliyetlerine değinerek şu değerlendirmede bulundu: “Bu merkezin Kâbil’de yaptığı çalışmalar takdire şayandır; orada yürütülen bu faaliyet gerçekten özel ve benzersiz bir girişim niteliğindedir.”
Afganistan, Şii-Sünni İlişkilerinde Uygun Bir Modeldir
Ayetullah Arafî, Şii ve Sünni ilişkilerinin büyük bir hassasiyetle korunması gerektiğini belirterek şöyle dedi: “Bu mesele bütün İslam dünyasının gündemindedir; ancak Afganistan gibi bir ülkede buna çok daha fazla dikkat edilmelidir. Afganistan, Şii ve Sünni ilişkilerinde her zaman iyi bir örnek olmuştur ve tam da bu nedenle düşmanlar bu ilişkileri bozmak için çaba göstermektedir.”
İlim Havzaları Yüksek Konseyi Üyesi, birlik ve beraberliğin korunmasının inanç ve ilkelerden geri adım atmak anlamına gelmediğini vurgulayarak şunları söyledi: “İnançlarımız yerli yerindedir; ancak bunların ifade edilmesi ve uygulanması, âlimlerin görüşleri doğrultusunda ve şartlara uygun şekilde düzenlenmelidir. Bu ilişkiler bana göre son derece önemlidir.”
Ayetullah Arafî, Afganistan Âlimler Konseyi’nin yapısına da değinerek şöyle dedi: “Âlimler Konseyi’nin mevcut yapısı ve kararların kolektif biçimde alınması çok kıymetlidir. Herkesin birlik ve bütünlük içinde, tek ses olarak konuşması için çaba gösterilmelidir.”
Ayetullah Arafî konuşmasının devamında şu hususu vurguladı: “İlim, bilgi ve araştırma sermayesi bizim asıl gücümüzdür. Üniversite alanında, özellikle gençleri —Şii veya Sünni ayrımı olmaksızın— ilmî güçlerini artırmaya teşvik etmeliyiz. Havza alanında da ilmî büyüklüğümüzü korumak için çaba göstermeliyiz; çünkü gerçek değerimiz ve gücümüz ilme sahip olmaktan kaynaklanmaktadır.”
İlmî Altyapının Güçlendirilmesi ve Mukayeseli Yaklaşım
Ayetullah Arafî, ilmî temellerin sağlamlaştırılmasının önemini vurgulayarak şöyle dedi: “Eğer güçlü bir felsefe, kelâm ve fıkıh birikimine sahip olursanız, her ortamda ve her kişiyle konuşma ve fikir alışverişinde bulunma imkânına sahip olursunuz. Özellikle çalışmalarınızda mukayeseli ve karşılaştırmalı bakış açısını güçlendirmeye ihtiyacınız vardır ki bu sayede tartışma ve müzakere yeteneği kazanabilesiniz. Bu konu son derece büyük bir öneme sahiptir.”
Sözlerini sürdüren Ayetullah Arafî şöyle ekledi: “İlmi çalışmanın devamlılığı, insanın ruhsal, manevî ve ilmî gücünü artırır. Şartlar değiştiğinde de kişinin daha etkili bir rol üstlenmesini sağlar. Bu nedenle havzalarda ve diğer alanlarda ilmî, manevî ve marifet temelli güç altyapısının oluşturulması ve güçlendirilmesi ciddi bir ilgi ve özenle takip edilmelidir.”
İlim Havzaları Müdürü, Afganistan’ın havza ilimleri alanındaki konumuna değinerek şunları söyledi: “Afganistan’daki Şiilik köklü bir tarihî geçmişe sahiptir; geçmişte ve günümüzde önemli büyük şahsiyetler yetiştirmiştir. Bu parlak miras mutlaka korunmalıdır.”
Ayetullah Arafî sözlerine şöyle devam etti: “İlim havzaları eş zamanlı olarak iki temel hedefi takip etmektedir. Birincisi; cami, minber, mihrap ve halkın hizmetinde olan, âlimlerin üstlendiği sorumluluklar için insan gücü yetiştirmektir ki bu son derece hayati bir görevdir. İkincisi ise seçkin ve yetenekli kişilerin desteklenmesi, onların daha yüksek ilmî zirvelere ulaşmalarının sağlanmasıdır.”
Afganistan Toplumunda Dinî ve İslami Hassasiyet Çok Güçlüdür
Ayetullah Arafî, havza eğitim sistemindeki iki temel hedefe işaret ederek şöyle dedi: “Biz aynı anda iki yolu birlikte yürümek zorundayız; biri toplumda genel dinî görevleri yerine getirecek insan gücünü yetiştirmek, diğeri ise İslami ilimlerin farklı alanlarında zirveye ulaşabilecek ve küresel düzeyde rol oynayabilecek seçkin âlimler yetiştirmektir.”
İlim Havzaları Müdürü, Afganistan toplumunda dinî ve İslami hassasiyetin çok güçlü olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Bu büyük topluma hizmet etmek sizin görevinizdir. Şiilerle ilgilenmenin yanında, Ehl-i Sünnet ile ilişkilerin sürdürülmesi ve güçlendirilmesi de son derece önemlidir.”
yorumunuz