Havza Haber Ajansı Uluslararası Servisi’nin bildirdiğine göre Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin eski Başkanı Ahmet er-Raysuni, Kâdimun Platformu’na gönderdiği özel mesajında Ehl-i Sünnet’e hitaben şöyle dedi: “Ey Ehl-i Sünnet! İran’a yardım etmek bir sünnettir.”
Dr. Raysuni bu mesajında İran’a karşı yürütülen savaşı Filistin’e yönelik saldırının devamı olarak değerlendirdi ve şöyle dedi: “Basiret ve feraset sahibi herkes İran’a yöneltilen bu tecavüz ve cinayetlerle dolu savaşın Gazze’ye, Kudüs’e ve mazlum Filistin halkına karşı yürütülen savaşın devamından başka bir şey olmadığını biliyor. Bu savaş sadece İsrail’e, onun üstün tutulmasına ve Siyonist‑Haçlı ortak projesine hizmet etmektedir.”

Dr. Raysuni, İran’ın Filistin’e verdiği destekleyici rolü hatırlatarak şöyle dedi: "Eğer İran’ın Filistin’e ve Kudüs’e yardımdaki sarsılmaz konumu ve direnişe hiçbir taviz vermeden sahip çıktığı bu tutumu olmasaydı, İran “İsrail ve siyonist sömürü planları için sadık bir dost, güçlü bir müttefik ve arzulanan bir bekçi” olabilirdi ve ona bölgedeki Arap rejimlerini kontrol görevini verebilirlerdi. Tıpkı devrik şah döneminde olduğu gibi."
Bu seçkin âlim Filistin meselesinden ve İran’ın tutumundan bağımsız olarak, Amerika‑İsrail savaşının İran’a karşı “apaçık bir saldırı, tam bir zulüm ve büyük bir suç” olduğunu belirterek, bu savaşın amacını “bölge ülkeleri ve halkları üzerinde Siyonist‑Haçlı hâkimiyetini genişletmek ve Tevrat menşeli efsaneleri gerçekleştirmek” olarak nitelendirdi.
İran’a Yardımı Şer’î Açıdan Farz Kılan Dört Sebep
Dr. Raysuni “İran’a yöneltilen bu vahşi ve barbarca saldırı, Müslümanlar için İran’ı desteklemeyi farz kılmaktadır.” diyerek bu şer’î farzın dört gerekçesini saydı:
1. Ortak din hakkı, iman ve Kur’an hakkı.
2. Komşuluk ve akrabalık hakkı.
Dr. Raysuni şöyle vurguladı: “İran yakın, asil ve kalıcı bir taraftır; saldırganlarsa uzak, geçici ve ödünç birer güçtür. Bizim geleceğimiz ve nesillerimizin geleceği İran’la şekillenir, Amerikalılarla değil.”
3. Filistin ve Kudüs meselesindeki onurlu tutumu dolayısıyla İran’a karşı vefa ve minnettarlık hakkı.
“İyiliğin karşılığı iyilikten başka nedir?”
4. Şerefli insanlar arasında ortak olan ahlak ve yüce ilkeler hakkı. Bunların başında mazluma yardım etmek ve zalimi durdurmak gelir.
Kur’an ve Nebevî Sünnete İstinad
Dr. Raysuni şöyle vurguladı: “Bütün bu hususlarda bizim örneğimiz ve sünnetimizin kaynağı, yüce örnek ve büyük Peygamber, Allah'ın Resulü’dür (s.a.a.). Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmuştur: ‘Andolsun, Allah’a ve ahiret gününe umut bağlayan ve Allah’ı çokça zikreden kimseler için Allah’ın Resulü’nün hayatında pek güzel bir örnek vardır.’ (Ahzab, 21).”
Er-Raysuni, zayıflara yardım konusundaki Nebevî sünnete işaret ederek Sahihayn’da Ayşe’nin vahyin başlangıcıyla ilgili rivayetine dayandı ve şöyle dedi: “'Allah Resulü (s.a.a.) titrer halde döndü. Hatice’nin yanına gitti ve şöyle buyurdu: ‘Beni örtün, beni örtün.’ O hâl üzerinden gidinceye kadar onu örttüler. Sonra Hatice’ye (s.a.) şöyle dedi: ‘Ey Hatice, bana ne oldu?’ ve olanı ona anlattı, ardından şöyle ekledi: ‘Helak olmaktan korktum.’ Hatice (s.a.) ona şöyle dedi: ‘Hayır asla! Müjde olsun sana. Allah’a yemin ederim ki Allah seni asla zelil etmez. Sen akrabalık bağlarını gözetirsin, doğruluğu esas alırsın, çaresizlerin yükünü üstlenirsin, yoksullara yardım edersin, misafir ağırlar ve hak uğruna meydana gelen musibetlerde yardım edersin.''"
Peygamber’in (s.a.a.) “Hılfu’l-Fudûl”e Katılması
Bu seçkin hoca sözünün devamında Hz. Hatice’nin (a.s.) anlattıklarını tasdik eden olaylardan birine değindi ve şöyle dedi: “Hz. Hatice’nin (a.s.) ifade ettiklerini doğrulayan olaylardan biri de Allah Resulü’nün (s.a.a.) henüz yirmi yaşını aşmamışken Kureyş’in büyükleri ve reisleriyle birlikte tarihin en eski medeni hukuk kurumlarından birinin kuruluşuna katılmasıdır. Bu antlaşma ‘Hılfu’l-Fudûl’ adını aldı. Bu misak mazlumlara yardım edilmesine, zalimlere karşı durulmasına ve gasbedilen hakların sahiplerine iade edilmesine tahsis edilmişti.”
Er-Raysuni İbni Hişam’ın Siresi'ne dayanarak şöyle ekledi: “Kureyş kabileleri bir antlaşmaya çağrıldı. Abdullah bin Cud’an’ın evinde toplandılar. Onun evine toplanmaları
mevkii ve yaşından dolayıydı. Antlaşma onun evinde şekillendi. Benî Haşim, Benî Muttalib, Esed bin Abdüluzzâ, Zühre bin Kilab ve Teym bin Mürre bu antlaşmada hazır bulundu. Birbirlerine söz verdiler ve yemin ettiler ki Mekke’de hiçbir mazlum ister kendi halklarından olsun ister dışarıdan gelen biri olsun görmezden gelinmeyecek. Onun yanında duracak ve zulmedene karşı birlikte hareket edecekler ki hakkı ona geri verilsin. Kureyş bu antlaşmaya ‘Hılfu’l-Fudûl’ adını verdi.”
Hılfu’l-Fudûl’un Peygamber Tarafından Teyidi
Müslüman Âlimler Birliği’nin eski Başkanı şöyle dedi: “Muhammed bin Abdullah adlı bir gencin ‘Hılfu’l-Fudûl’ün kuruluş meclisine katılması büyük ve anlamlı bir olay idiyse ondan daha büyük ve daha önemli olan şey o Hazret’in (s.a.a.) peygamberlikle görevlendirildikten ve kıyamet gününe kadar bütün insanlara risaletle gönderildikten sonra da bu antlaşmayı tasdik etmesi ve onu memnuniyetle karşılamasıdır. Bunun anlamı şudur: Bu antlaşma İslam’ın geniş ufku içinde yer aldı ve Nebevî sünnetin ve İslam şeriatının bir parçası haline geldi.”
Dr. Raysuni sözlerinin sonunda Peygamber’den (s.a.a.) naklen şöyle dedi: "Allah Resulü (s.a.a.) şöyle buyurdu: 'Ben Abdullah bin Cud’an’ın evinde yapılan bir antlaşmaya şahit oldum. Bu antlaşmayı kızıl tüylü develere bile değışmem. Eğer İslam’da da ona davet edilsem icabet ederim.' Başka bir rivayette ise şöyle gelmiştir: 'Allah’a yemin ederim ki bugün ona davet edilsem icabet ederim.'”
Er-Raysuni bu istidlalle şu noktayı vurguladı: "Peygamber (s.a.a.) nasıl ki bi‘setten önce ve sonra mazlumlara yardım etmeyi kendi sünneti kıldıysa bugün de zulümle saldırıya uğramış olan İran’a yardım etmek Müslümanlar üzerine farzdır ve Nebevî sünnete uymanın açık örneklerinden biridir."
yorumunuz