Pazartesi 6 Nisan 2026 - 02:04
Arakçi, ABD-Siyonist İsrail'in İran'ın Nükleer Tesislere Yönelik Saldırılarının Sonuçlarına Karşı Uyardı

Havza / Dışişleri Bakanı Arakçi BM'ye yazdığı mektupta İran'ın tutumunu belirterek olası sonuçlara karşı uyarıda bulundu.

Havza Haber Ajansı'nın Tahran'dan bildirdiğine göre İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve BM Güvenlik Konseyi üyelerine hitaben yazdığı ve bir kopyası Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı'na gönderilen mektupta, ABD ve Siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti'nin barışçıl ve güvence altındaki nükleer tesislerine ve mekanlarına yönelik askeri saldırıları hakkındaki ülkenin tutumunu açıklayarak, bu yasadışı saldırıların vahim insani ve çevresel sonuçları konusunda uyardı.

Dışişleri Bakanı'nın mektubunun metni şu şekildedir:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Sayın Antonio Guterres

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri

Bu mektubu, 23 Mart 2026 tarihli ve S/2026/216 sayılı mektubumun bir takibi olarak ve dikkatinizi Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail rejiminin İran İslam Cumhuriyeti'nin güvence altındaki çeşitli nükleer tesislerine ve mekanlarına, özellikle de münhasıran barışçıl amaçlara tahsis edilmiş ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın kapsamlı güvence denetimi rejimi altında faaliyet gösteren aktif Buşehr Nükleer Santrali'ne yönelik devam eden saldırılarına çekmek amacıyla yazıyorum. Bu yasadışı saldırılar, tüm bölgeyi vahim insani ve çevresel sonuçları olan ciddi bir radyoaktif kirlilik riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır ve bu nedenle yanıtsız ve takipsiz bırakılmamalıdır.

Dokuz aydan kısa bir süre içinde, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nın (NPT) emanetçisi olan ABD ile NPT çerçevesi dışında hareket eden haydut İsrail rejimi tarafından İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı iki saldırgan savaş dayatılmıştır. Her iki vakada da İran'ın barışçıl nükleer tesisleri saldırıya uğramış ve bombalanmıştır; ne yazık ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Başkanı, bu olayların tekrarlanmasını önlemek için yetkileri dahilinde etkili önlemler almak bir yana, bu yasadışı eylemleri kınamaktan dahi kaçınmışlardır.

Şimdi, uluslararası insancıl hukuku "aptalca" olarak nitelendiren üst düzey ABD yetkilileri, nükleer tesislerin hedefleri arasında olduğunu ilan etme cüretini kendilerinde bulmuşlardır. ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği, Buşehr Nükleer Santrali'ne yönelik saldırıların "ihtimal dışı olmadığını" açıkça ifade etmiştir.

Bu pervasızlık, Birleşmiş Milletler ve Ajans'ın ABD ve İsrail rejiminin bu açık saldırgan eylemleri karşısındaki eylemsizliğinin doğrudan bir sonucudur ve bu durum yalnızca saldırganları daha da cesaretlendirmiştir. Bu yasadışı saldırılar silsilesi; Birleşmiş Milletler'in, Güvenlik Konseyi'nin, Ajans'ın ve güvence sisteminin güvenilirliğine onarılamaz bir darbe vurmuştur.

Endişe vericidir ki, bu cani savaşın başladığı 28 Şubat 2026'dan bu yana, ilgili uluslararası kurumlardan hiçbir açık kınama gelmeksizin, saldırganlar tarafından İran'ın barışçıl nükleer tesislerine ve merkezlerine yönelik aşağıdaki saldırılar gerçekleştirilmiştir:

 * 1 Mart'ta Natanz nükleer tesisi iki kez saldırıya uğradı;

 * 17 Mart'ta aktif Buşehr nükleer santraline sadece 350 metre mesafedeki bir yapı saldırıya uğradı;

 * 21 Mart'ta Natanz nükleer tesisinde birkaç nokta bombalandı;

 * 24 Mart'ta Buşehr nükleer santralinin çevresine bir mühimmat/füze isabet etti;

 * 27 Mart'ta Buşehr nükleer santrali üçüncü kez saldırıya uğradı;

 * 27 Mart'ta Hondab'daki ağır su üretim tesisi saldırıya uğradı;

 * 27 Mart'ta Şehit Ahmedi Ruşen uranyum işleme tesisi bombalandı.

Saldırganların aktif Buşehr nükleer santrali yakınlarındaki mükerrer saldırıları son derece endişe vericidir. Bu saldırıların aktif bir nükleer tesise yakınlığı, ciddi bir radyolojik sızıntı tehlikesi barındıran tahammül edilemez bir durum yaratmaktadır.

23 Mart 2026 tarihli mektubumda daha önce de vurgulandığı üzere bu tür saldırılar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 487 (1981) sayılı kararının yanı sıra Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın GC(XXIX)/DEC/11 ve GC(XXXIV)/RES/533 dahil olmak üzere tüm karar ve önergelerinin açık bir ihlalini teşkil etmektedir.

Bu saldırılar aynı zamanda uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinin ve kurallarının da ciddi bir ihlalidir. Cenevre Sözleşmelerine Ek 1977 tarihli I Numaralı Protokol'ün 56. maddesi, nükleer elektrik üretim santralleri de dahil olmak üzere tehlikeli güçler barındıran tesisler ve yapılar için mutlak ve güçlendirilmiş bir koruma sağlamakta ve tehlikeli güçlerin serbest kalmasına ve dolayısıyla sivil halk arasında ağır kayıplara yol açabilecek her türlü saldırıyı açıkça ve mutlak surette yasaklamaktadır.

Radyolojik sızıntının doğasında var olan riskin bilincinde olarak, bu tür tesislerin yakınındaki bölgelerin kasıtlı olarak hedeflenmesi, Ajans'ın güvence sisteminin açık bir ihlalidir ve gerek İran İslam Cumhuriyeti toprakları içindeki gerekse bölge genelindeki sivil halkı benzeri görülmemiş derecede şiddetli bir tehlikeye maruz bırakmaktadır. Ayrıca, I Numaralı Ek Protokol'ün 55. maddesi, silahlı bir çatışmanın taraflarını doğal çevreyi yaygın, uzun vadeli ve şiddetli tahribatlara karşı korumayı garanti altına almakla yükümlü kılmaktadır.

ABD ve İsrail rejimi tarafından kullanılan savaş yöntemleri ve araçları; Fars Körfezi'nin, bölge atmosferinin, karasal ekosistemlerin ve hayati doğal kaynakların radyoaktif kirlenme olasılığı da dahil olmak üzere muazzam bir çevresel yıkım tehlikesi barındırmaktadır. Böyle bir zarar ulusal sınırlarla sınırlı kalmayacak, kaçınılmaz olarak komşu ülkelere yayılacak ve böylece tüm halkların sağlığını, ekolojik dengesini ve ekonomik sürdürülebilirliğini tehlikeye atacaktır.

İran İslam Cumhuriyeti'nin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı'nın son açıklamalarına yönelik resmi itirazını ve derin endişesini kayda geçirmek isterim; bu açıklamalar kendisinin resmi misyonundan ciddi bir sapma teşkil etmekte olup Ajans'ın tüzüğünü ve Kapsamlı Güvence Denetimi Anlaşması'nı (CSA) ihlal etmektedir.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı, Mart 2026'daki son basın mülakatı sırasında İran'ın barışçıl nükleer programına ilişkin güvence denetimleriyle bağlantılı hassas bilgileri ifşa etmiştir. Düşman tarafların bu tür bilgileri kötüye kullanmasının İran'ın güvence altındaki nükleer tesislerine yönelik daha fazla saldırıyı kolaylaştırabileceğini gösteren geçmiş deneyimlerin ışığında, bu tür eylemler -devam etmesi halinde- Ajans'ın uluslararası sorumluluğunu doğurabilir.

Buna ek olarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı'nın İran'a karşı nükleer silah kullanılma ihtimaline işaret eden, NPT üyesi olan ve nükleer enerjiden barışçıl amaçlarla yararlanan bir devlete karşı nükleer silah kullanımını veya kullanma tehdidini üstü kapalı bir şekilde normalleştiren son açıklamaları son derece endişe verici ve alarm niteliğindedir.

Bu tür tutumlar, nükleer silahların yayılmasını önleme sisteminin bütünlüğüne, Ajans'ın güvence denetimi sistemine ve Ajans ile Başkanının tarafsızlığına duyulan güvende ciddi bir sarsılmaya neden olmuştur.

İran İslam Cumhuriyeti defalarca resmi itirazlarını kayda geçirmiş ve hem Haziran 2025 hem de Şubat 2026'daki saldırgan eylemlerin öncesinde ve sonrasında bu yaklaşıma dair açık uyarılarda bulunmuştur.

Ne yazık ki, Ajans'ın geçmişteki hatalarını düzeltme veya Ajans'ın tüzüğü ve Kapsamlı Güvence Denetimi Anlaşması ile uyumlu, profesyonel, tarafsız ve teknik temellere dayalı bir yaklaşıma geri dönme niyetine dair hiçbir emare bulunmamaktadır.

Bu nedenle, Zat-ı Alinizden bu mektubun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin resmi bir belgesi olarak kaydedilmesini ve ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın INFCIRC belgesi olarak dolaşıma sokulmasını rica ediyorum.

Seyyid Abbas Arakçi

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha