Havza Haber Ajansı'nın haberine göre İslami Hikmet Yüksek Kurulu yaşanan son saldırılar nedeniyle insanlık dışı saldırıları kınayarak bu uluslararası hukuku hiçe sayan saldırılar karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini kaydetti. Kurul tarafından yapılan açıklamada tarihin, bu günleri kayıt altına aldığı, bu zulme ses çıkarmayanların da ses çıkanların da kaydedileceği hatırlatıldı. Kurul tarafından yayımlanan çağrının tam metni şu şekildedir:
Yüce Allah'ın Adıyla
Dünya filozofları, düşünürleri ve saygıdeğer akademisyenler!
Filozoflar, en önemli görevlerini "akılcılığı" pekiştirmek ve yaymak olarak görür, akıl yürütmekten ve bilgelikten her zaman gurur duyarlar. Filozoflar, toplumsal ve siyasi gerilimlerin birer unsuru olmak yerine, bu gerilimleri değerlendirir; insanlığa dair her türlü sapmayı kendi derin akılcı düşünceleriyle analiz ederler.
Araçsal aklın egemenliği, yaklaşımlarında ve yönelimlerinde akıldan yoksun olan toplumlar ve devletlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır; bu yapıların faaliyetleri heva ve heveslerden ve insanlık karşıtı kötülüklerin tezahüründen başka bir temele dayanmamaktadır.
Akıldan kaçışın bazıları için bir övünç vesilesi olduğu ve bunda inatla ısrar edildiği bir dünyada, propaganda sahiplerinin ve güç odaklarının etkisi altında kalan insanları aydınlatan ve onlara yardım edenler yine filozoflardır. Bu sayede insanlar, servet biriktirenlerin, propaganda efendilerinin ve heves düşkünlerinin oyuncağı olmazlar. Filozofların katkısıyla elde ettikleri akıl ve bilinç sayesinde insanlar, suçlar karşısında kayıtsız kalmaz; aksine zalimlere karşı gereken her türlü eylemi gerçekleştirirler.
Aydınlanma, filozofların en önemli kaygısıdır ve duyarlı bir filozof, insanların akılcı düşünmesi, dünyadaki her türlü şerle mücadele etmesi ve insani kötülükleri herkese göstermesi için tüm çabasını sarf eder.
Bizler; insanlık tarihinin yaşayan akılcılık, bilgelik, maneviyat, hikmet ve irfan mirasıyla kendi kültür, tarih ve medeniyetimizin sürekliliğini mümkün kılan İranlı filozoflar olarak, yüce hakikatlerden mahrum kalmış günümüz dünyasını, zorbaların "akılsızlığının" ve "çıkarcılığının" bir sonucu olarak görüyoruz. Bu zorbalar, en asgari akılcı mantığa bile bağlı kalmayıp kendi çıkarlarına ulaşmak için her türlü cinayeti işlemeye hazırdırlar. Onlar başkalarını kendilerine köle etmek istemekte ve her türlü özgürlük ile bağımsızlık talebini çeşitli savaş ve medya araçlarıyla boğmaya çalışmaktadırlar.
Geçmişte dünyanın bazı köşelerinde kötülük görürdük; ancak bugünün zorba güçleri kötülüklerini küreselleştirmektedir. Bugün dünya, insanlığı akıldan uzaklaştıran ve akıl yoksunluğuna sürükleyen bu güç sahiplerinin zulmü altındadır. Bu nedenle siz dünya filozoflarından, bu kadar zulüm ve suç karşısında güçlü bir ses olmanızı rica ediyoruz.
İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırım suçları, onları yeni bir kan dökücülüğe sürüklemiştir. Bu akıl dışı ve insan haklarına aykırı yolda, Amerika da onların teşvikçisi ve takipçisi olmuştur. Modern tarih boyunca, özellikle 1979 yılında halk devriminin zaferinden sonra, İran sürekli olarak hegemonik güçlerin düşmanlığına maruz kalmıştır. Halkın güçlü desteğine dayanan yönetimin kurulmasından bu yana Amerika ve İsrail, bağımsız ve köklü medeniyete sahip İran’a karşı en ağır saldırıları gerçekleştirmiştir.
Bu düşmanlığın kökleri, İran’ın tek taraflılığa ve tahakküme karşı çıkması, mazlumları savunması, işgale ve saldırıya karşı durması ve kendi özgürlük ve bağımsızlığını korumasına dayanmaktadır. Bu yıllarda İran halkına karşı çeşitli suçlar işlenmiştir; bunlar arasında insanlık dışı ilaç, gıda ve finans yaptırımları, siyasi ve askerî şahsiyetlere, bilim insanlarına ve bazı filozoflara yönelik suikastlar, İran büyükelçiliklerine saldırılar, askerî saldırılar ve psikolojik-medya savaşları yer almaktadır.
Sadece son sekiz ay içinde, Amerika ve İsrail tarafından İran’a ve onun bağımsızlık ve özgürlük yanlısı halkına karşı iki büyük açık askerî saldırı gerçekleştirilmiştir. Bu saldırılar, İran’ın Amerika ile müzakere sürecinde bulunduğu bir dönemde gerçekleşmiş; ancak onlar müzakereleri askerî saldırı için bir aldatmaca olarak kullanmışlardır. İkinci saldırının başlangıç saatlerinde (Mart 2026), Minab şehrindeki bir okulda 8-12 yaş arası öğrencilere en gelişmiş bombalarını atmışlar ve yaklaşık 180 öğrenciyi katletmişlerdir. Oysa ki son yüzyıllarda hiçbir vahşi saldırgan bile, savaşa çocukları katlederek başlamamıştır.
Bu son savaşta, dünya Şialarının lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney'e yönelik suikast açık bir suç ve düşmanlık örneğidir. Ayetullah Hamaney bilimsel, yönetsel ve kültürel alanlarda seçkin bir şahsiyetti; felsefeye, bilime ve düşünce insanlarının konumunun korunmasına özel önem verirdi. Her zaman barış ve dostluğu vurgulamış, çeşitli alanlarda düşünür ve yazar olarak faaliyet göstermiştir. Şiddetten, saldırıdan ve ihanetten arınmış bir dünya için nükleer silah üretimini yasaklayan fetvayı ilk kez o vermişti. Bu fetva, dinî ve aklî temellere dayanarak ve insan haklarına riayet edilerek verilmişti. Ancak Amerika ve İsrail, asılsız bahanelerle İran’ın egemenliğini ihlal etmiş ve vahşi bir eylemle İslam Cumhuriyeti’nin rehberini hedef almıştır. Bu suç hangi aklî ve hukukî temele dayandırılabilir?
Amerika ve İsrail’in son askerî eylemleri, sivillere ve İran’ın hayati altyapısına karşı işlenen savaş suçlarıdır. Okulların, hastanelerin, üniversitelerin, spor merkezlerinin, camilerin, kütüphanelerin, acil yardım merkezlerinin, itfaiye istasyonlarının ve tarihî yapıların hedef alınması; yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar ve sivillerin katledilmesi, bu saldırıların suç niteliğini açıkça göstermektedir.
Bu durumda gerçek filozoflar, “insanlığın boğazlanmasına ve aklın ölümüne” seyirci kalabilir mi?
Bu suçlar, yalnızca uluslararası hukukun ve insani ilkelerin ihlali değil, aynı zamanda İran halkının iradesini bastırma girişimidir. İran bağımsız bir ülke olarak kendi ulusal çıkarlarını savunma hakkına sahiptir. Ne yazık ki bazı devletler İran’ın itidalini zayıflık olarak değerlendirmiş ve bu yanlış hesap üzerine askerî saldırılarda bulunmuştur. İran’ı kısa sürede işgal edip parçalayabileceklerini ve yönetimini değiştirebileceklerini sanmışlardır. Ancak büyük İran milleti, köklü medeniyeti ve derin inancı gereği asla zulme boyun eğmez. İran halkı saldırgan değildir; fakat kendi ülkesine yönelik saldırıya da asla izin vermez.
Amerika ve İsrail geniş çapta dezenformasyon ve medya savaşından faydalanmıştır. Propaganda mekanizmalarıyla yanlış bilgiler yaymış, gerçekleri çarpıtmış ve zalim ile mazlumun yerini değiştirmeye çalışmışlardır.
İnsanlık, 20. yüzyılın yıkıcı savaşlarının ardından “küresel barış”ın gerekliliğini ve “şiddet” yerine “diyalog” ve “akılcı diplomasi”nin önemini kavramıştır. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar, anlaşmazlıkları yönetmek ve çatışmaları önlemek için kurulmuştur. Askerî güce başvurmak, şiddet dolu geçmişe geriye dönüş anlamına gelir ve barış ile insanlığı alaya alır.
Filozoflar yalnızca soyut teorisyenler değil, aynı zamanda “aklî akımın taşıyıcıları” ve “toplumun uyanık vicdanı”dır. Onlar “evrensel aklı”, “ifade özgürlüğünü” ve “sorumluluğu” savunur; adaletsizlik ve suçlara karşı durarak hakikatin ve ahlakın sesi olurlar. Filozofların zulüm ve suç karşısındaki sessizliği, felsefenin misyonuna ihanettir.
Dünyanın dört bir yanındaki siz değerli meslektaşlarımızdan, İran’a yönelik son saldırıları güçlü bir şekilde kınamanızı; bunları akılcılığın, uluslararası hukukun ve ahlaki ilkelerin açık ihlali olarak görmenizi talep ediyoruz. Bildiriler yayımlayarak, makaleler yazarak ve bilimsel toplantılar düzenleyerek “küresel barış”, “çatışmasızlık”, sivillerin korunması ve ülkelerin “ulusal egemenliğine” saygı konularında ısrarcı olmanızı rica ediyoruz. Sizleri, düşünsel etkinizi kullanmaya ve derin felsefî analizlerle şiddet yanlısı söylemlere ve akıl dışı gerekçelere karşı çıkmaya davet ediyoruz. Aynı zamanda diyalog ve “barış içinde birlikte yaşama” için zemin hazırlamanızı bekliyoruz.
Değerli meslektaşlar; bilin ki tarih bu tepkileri büyüklükle anacak, buna karşılık zulüm karşısındaki sessizliği ise kaydedecek ve kınayacaktır. Zalimler karşısında susmak, kadınların ve çocukların mazlumiyeti karşısında susmak ve masum insanların katledilmesine sessiz kalmak tarih önünde yargılanacaktır. Bizler, filozofların varlığı ve çabasıyla, bu kritik tarihî dönemeçte aklın ve insanlığın sesinin galip geleceğine yürekten inanıyoruz.
Saygılarımızla ve şiddetten arınmış, adalet temelli bir gelecek umuduyla...
İslami Hikmet Yüksek Kurulu
Mart 2026
yorumunuz