Havza Haber Ajansı'nın Tahran’dan bildirdiğine göre Said Celili, katıldığı televizyon programında üçüncü dayatılan savaşın bazı boyutlarını inceleyip değerlendirdi ve soruları yanıtladı.
Bu röportajın tam metni aşağıdadır:
Soru: Savaşın başlamasının üzerinden geçen kırk günün arifesinde gerçekleşen en önemli olay, halkın şehirlerin meydanlarında sürekli ve coşkulu bir şekilde varlık göstermesidir ki bu çok özel bir durumdur. Bu günlerde halkın harekete geçmesi ve İran tarihinin bu kesitinde üstlendikleri rolün bilincinde olmaları hakkındaki analiziniz nedir?
Said Celili: Sözlerimin başında, bugün dost ve düşmanın itiraf ettiği o büyük destanı yarattıkları için halkımızı tebrik etmeli ve onlara teşekkür etmeliyim. Ayetullah Cevadi gibi büyük ve bilge şahsiyetlerin bu halk karşısında nasıl tevazu gösterdiğini görüyoruz; ortaya çıkan bu eylem çok değerli ve büyüktür. Önemli olan nokta şu ki, inkılabın şehit rehberi bunu müjdelemiş ve öngörmüştü; bu da bir sistemin neden bu kadar sağlam olduğunu gösteriyor. Rehber, kendi halkını ne kadar derinlemesine anlıyor? Düşmanın yenilgiye uğramasının nedenlerinden biri, gerçekleri ya görmemesi ya da görmek istememesidir. Peki bizim gücümüzün kaynağı nedir? Gerçekleri çok iyi görmemizdir. Rehberimizin şu tabiri çok önemlidir: "Eğer bir şey olacaksa, Allah bu milleti harekete geçirecek ve onlar işi bitirecektir." Bugün tüm dünya bu vaadin doğruluğunu açıkça anlıyor. Gerçekleri ve meseleleri anlama ile karar alma mekanizmasının, hem de rehberlik gibi en üst düzeyde, bu kadar kesin ve net olduğu bir sistemde yer almanız çok önemli ve değerlidir; işte bu bizi yeni bir aşamaya taşıdı.
Unutmayalım ki düşmanın defalarca dile getirilen planları vardı; neyi amaçladığını, ne yaptığını, ne tür ham hayaller içinde olup nereye vardığını biliyoruz. Biz henüz kırk gün dolmadan, geçmiş ümmetlerde okuduğumuz şeyleri yaşıyoruz. Örneğin, Hz. Musa (a.s.) kırk günlüğüne ayrıldığında halkın nasıl bir bakış açısına sahip olduğu anlatılır. Bizde ise henüz kırk gün dolmadan halk bu yası nasıl gerçekten bir destana dönüştürdü? Başlangıçta halkımızın yası destana dönüştürmesi gerektiği söyleniyordu. Sanırım bu en üst düzeyde gerçekleşti. Sadece bir destan yazıldığını söylemekle kalamayız, hayır, bu destan aziz milletimizi yeni bir güç seviyesine taşıdı.
Bugün Trump "En büyük güçlerden biriyle savaştayız" diyor. Kendini süper güç sanan biri, bir yandan bunu söylerken diğer yandan "Hayır, bu iş zaten bitti" diyordu. İfadelerini gördünüz. Bir başkası ise "İran bugün bir süper güçtür" diyor. Bunlar bizim ifadelerimiz değil. Onların resmi makamlarının ifadeleridir; üstelik tecrübeli, geçmişi olan ve bize düşmanlık besleyen kişilerin... Yani bunları dostluktan söylemiyorlar. Biz yeni bir aşamaya girdik. Her yüzyılda iki üç kez dönüm noktalarımız olur. Şu an onlardan birindeyiz. Uluslararası ilişkilerdeki yanlış, işlevsiz ve sonuçsuz düzenin artık devam edemeyeceğini, ister o düzeni savunanlar olsun, ister muhalifleri, eleştirenleri veya diğerleri olsun, bugün tüm dünya kabul ediyor. Çırpınışları da bu yeni atmosferde, bu dönüm noktasında kendilerine yeniden bir konum yaratabilmek içindir. İşte milletimiz, bize "En güçlü ülkelerden biri" dedirten, bir başkasına "Bu bir süper güçtür, kıymeti bilinmeli" dedirten o büyük ve layık rolü bu dönüm noktasında üstlenmiştir. Bugün bu seviyede bir aktör olmalıyız. Etkileşimimiz bu seviyede olmalı ki bunun gereği, kendi güçlü yönlerimizi ve düşmanın zayıf yönlerini, bu gerçekleri iyi tanımaktır. Bugün uluslararası ilişkilerde var olan gerçekleri tanımalıyız. Bir önceki aşamadan geçişi idrak etmeliyiz ki geri kalmayalım, çağdışı analizlere kapılmayalım ve bu seviyeye uygun bir şekilde oyun kurucu olalım.
Soru: Bahsettiğiniz bu yeni dönemin, şu anda halkın ve tüm farklı unsurların buna uygun olarak rol aldığı bu dönemin en önemli özellikleri nelerdir ve hangi dönemden hangi döneme geçiyoruz?
Said Celili: Seksen yıl boyunca bunlar bir düzen kurdular veya bazı güçler oluştu. Amerika da kendini bu düzenin lideri olarak görüyor. Bugün öyle bir dönemdeyiz ki, aynı Amerika tüm askeri, siyasi, ekonomik ve güvenlik gücüyle milletimize karşı savaşa giriyor ve yeniliyor. Hem itibarı, hem gücü, hem sloganları, hem kapasitesi hem de o zayıflıkları, işlevsizliği ve hataları tüm dünyaya ifşa oluyor. Bu yenilgi neden? Bu yenilginin bu dönemdeki nedenlerinden biri Trump gibi deli bir başkana sahip olmalarıdır. Bunu herkes söylüyor ama sebep sadece bu değil. Ne de olsa ortaya çıkan bu sistemin çıktısı, bu ilişkilerin bir meyvesidir.
Yaklaşık kırk gündür tüm güçlerini çeşitli alanlarda kullanıyorlar; öncesinde de ellerinden geleni yaptılar. 47 yıl boyunca milletimize düşmanlık ettiler. Terör, yaptırım... Hem de en üst düzeyde. "Maksimum baskı, bir varil petrol bile satılmasın" diyerek yaptırım uyguladılar. Şimdi 40 gündür milletimizin karşısında direnemiyorlar, ne hale düştüler, nasıl yalvarıyorlar? Bu noktayı anlamalı ve hangi konumda olduğumuzu bilmeliyiz. Milletimizin rol oynadığı bu noktanın seviyesinde, şehit rehberimizin de buyurduğu gibi herkesi hayrete düşüren şey, Allah'ın bu milleti harekete geçirmesi, yapılan bu eylem ve savaşçılarımızın bu seviyede sergiledikleri kahramanlıktır. Seksen yıldır kimse Amerika ile bu şekilde savaşmadı. Seksen yıldır Amerika istediğini yapan bir güç olarak kendini görüyor, saldırıyordu. Bugün ise bir millet dimdik ayakta. Üstün olduğunu düşündüğü teknoloji ve benzeri konularda bile... Görüyorsunuz, bu düşen uçaklar, o savaş uçakları ile ilgili yaşananlar neden oluyor? Yeni bir aşamaya giriyorsunuz. Yani eğer o 47 yıl boyunca kültürel, ekonomik, siyasi ve şimdi de "birkaç günde biter" sanrısıyla askeri manivelalar kullandıysa, bugün bunların hepsi taşa çarpmış, çıkmaza girmiştir. Onların tabiriyle "bataklık" kavramı budur.
Öncelikle bu sadece Trump değil; bir grup insan onu buna teşvik etti. Yenildiklerinde ise yavaş yavaş teker teker ondan yollarını ayırıyorlar. İran'la ilgili o gerçeklik tablosunu çizen ve reçeteler yazan araştırma enstitüleri, dergiler şimdi eleştirel makaleler yazmaya başladılar. Savaştan önceki makalelerini okuyun. O makalelerde "Evet, artık bitti, bunu yapın. İran en zayıf noktasında" diye teşvik vardı. Şimdi aynı kişilerin bazılarının başka şeyler söylediğini görüyorum. Bunların bütünü yenildi. Bunun sembolü Trump gibi bir ahmaktır. Yani mesele sadece o değil. Bunların tamamı bu atmosferi yarattı. Bazı konularda çok başarılı olabileceklerini düşünüyorlardı. "Neden bu kadar savaşıyorsunuz, girip halledin; teknolojiniz var, istihbaratınız var, yapay zekanız var, önce ülkenin başını koparırsınız iş biter, sonra girip yapacağınızı yaparsınız" diye yeni bir uluslararası askeri strateji jargonu geliştirdiler. Venezuela'da bunu daha düşük bir seviyede başlattılar. "Kaçırırız" dediler. Burada ise "Hayır, direkt vururuz, işi bitiririz ve tam teslimiyet sağlarız" dediler. Bugün nereye geldi? Eğer karşı tarafın liderliğini "buharlaştırabilecek" bir güce ulaşırsanız işin biteceğini söylüyorlardı. Kendi tabirleriyle bunu operasyonel olarak da yapmaya çalıştılar, sonra ne oldu? İran milletinin gücü şaha kalktı. Sadece siyasi boyutta değil; askeri, kültürel ve ekonomik boyutlarda da bir millet böyle direndi. Bu noktanın kıymetini bilmeliyiz. Bugün, düşmanlarımızın da itiraf ettiği üzere, İran İslam Cumhuriyeti'nin İslam İnkılabı'nın bereketiyle dünyada böyle bir konuma ulaştığı yeni ve önemli bir aşamaya girdik.
Soru: Yeni bir küresel süper gücün ortaya çıkışından bahsediyorlar.
Said Celili: Bize en düşman kişi olan Trump, "Bugün çok güçlü bir ülkeyle karşı karşıyayız" diyor. Bir diğeri "İran bir süper güç oldu" diyor ve ardından göstergelerinin de gerçek olduğunu ekliyor. Ben, onların ifadeleri olduğu için bunları söylüyorum; yoksa biz kendi kendimize kanıt sunmak istesek, bunun için yeterince nedenimiz var. Düşmanın itirafına dayanarak, çeşitli alanlardaki bu konumu, bu pozisyona uygun olarak yönetmek gerektiğini söylemek istiyorum. Halk bugün sosyal düzeyde bunu yapıyor.
Soru: Bu oyun kuruculuğun diğer unsurları ve boyutları nelerdir? Bu yeni sahneye uygun olarak ne gibi gelişmeler yaşanmalı?
Said Celili: Bunun ilki, kendi konumumuzun ne olduğunu bilmemizdir. Küresel ilişkilerdeki konumumuz nedir? Eğer çökmekte olan bir düzen varsa, bir hak elde etmek için onlara tutunmamız gerektiğini düşünmemeliyiz. Onların kendisi bile artık kimsenin bir konumu kalmadığını söylüyor. Örneğin ahlak çok iyidir ama artık onlar için bir anlam ifade etmiyor. Hukuk, uluslararası düzen, dünyadaki adil ilişkiler çok iyidir ama onlar bunlara aldırış ediyor mu? İstedikleri her şeyi yapıyorlar. Ancak onlara ne cevap verdi? Burası hayal kurma ve romantik bakış açıları geliştirme yeri değildir. Burası gerçeklik alanıdır ve halk bu gerçekliği gördü. Bir araç olarak elinde tuttuğu yaptırımlar ne oldu? Milletimiz direnişiyle öyle bir hamle yaptı ki, aynı düşman savaşın ortasında "Ben yaptırımları kaldırdım, isteyen petrol alabilir" dedi. "Bunun özelliği nedir?" diye sordunuz, işte budur. Bu, kendi gücünü tanımak demektir.
Gücümüz nedir? Gücümüzün biri işte bu kültürümüzdür. Kültürümüz çok değerlidir ve güç üretir. Bugünlerde sanal alemde ve haberlerde çokça yer alan; halkın ne kadar büyük bir özgüven ve güçle "Savaşırız" demesi, milletin inancına ve kültürüne dayanmaktadır. Bu bizim edebiyatımızda (Firdevsi'nin Şahnamesinde) vardır. Eskiden savaş gemileri, uçaklar yokken denizde en güçlüsü balinaydı, gökyüzünde kartaldı. "Öfkeli balinayı sudan çektin, gökten kartalı nefesinle indirdin" şeklindeki o söylem; bugün bu millet, kendi içinde bu yeteneği canlandıran ve güçlendiren böyle bir inanca sahiptir. Teknolojiyle de donanır ama bu inançla sahaya iner. Uçağı bu şekilde düşürüyor ve onlar da "Bu nasıl oldu?" diye hayrete düşüyor. Bunlar, üzerinde düşünülmesi gereken şeylerdir. Bin yıldır böyle bir kültüre sahip, kendilerine şiir okunduğunda bu destanları okuyan bir millet bu. Bir diğer boyutu, coğrafi ve ekonomik potansiyellerimizdir.
Bir zamanlar bazıları bunu dikkate almıyor, bunların slogan olduğunu söylüyordu. Bugün görüyorsunuz ki dünya ekonomik ilişkileri üzerinde etkili bir konuma geldiniz. Bunların seksen yıl boyunca tartıştığı şey serbest ticaret, serbest piyasa, yani mal, para ve taşımacılığın serbest olması falan filandı. Ama özgürlüğü nasıl tanımlıyordu? "Benim dediğim özgürlüktür; yani ben yaptırım uygulayabilmeliyim, 'Şu malı buna verin, diğerine vermeyin, bu petrol satsın ya da satmasın, bu para transfer edilsin ya da edilmesin, şurada taşımacılık olsun ya da olmasın' diyebilmeliyim" diyordu. Şimdi ise kendi kapasitesinin farkına varmış bir millet, görüyorsunuz ki daha kırk gün dolmadan bunların düzenini etkiledi, tüm dünyada küresel ekonomi bundan etkilendi; bu, bir milletin gücüdür. Bugün biz böyle bir konumdayız, bunu bilmeliyiz. Düşman çaresizliğe düşmüş durumda, nefes almak ve bu çaresizlikten kurtulmak istiyor. Sadece tarihin uzun dönemlerinde değil, geçtiğimiz bir yıl içinde de her türlü hile ve aldatmacayla resmen iki kez müzakerelerin ortasında askeri saldırıda bulundu.
Karşı tarafın davranışının mahiyetini tanımak gerekir. Bu dönemin koordinatları diyorum ya; Amerika'nın davranışlarının doğasını ve onun zayıflıklarını tanımalısınız. Çokça sorulan soru şu: "Savaş ne zaman bitecek?" Hedeflerimiz net olmalıdır. Bize karşı hesap hatasına düşmelerinin nedenlerinden biri neydi? Güç dengesinin bizim lehimize değişmesi ve daha da güçlenmemizdi, çünkü üç kaldıracı kullanabiliyorlardı: Yaptırım, terör (suikast) ve savaş (veya savaş tehdidi). Bugün eğer milletimizin bu konumda olduğunu ve kendi kapasitesini tanıdığını söylüyorsak, nasıl ilerlemeliyiz? Onun elinde olduğunu zannederek hesap hatası yaptığı bu üç manivela onun elinden alınmalıdır. "Tamam" deyip de yarın aksini yapabileceği bir durum olmamalıdır. Bu on yıllık tecrübe unutulmamalı ve tekrarlanmamalıdır. Bu temelde, onun bu manivelalara dokunamayacağı bir duruma getirmelisiniz. Bu kırk günde kendini gösteren şey tam da budur; 47 yıldır "ekonomik baskı uygulayacağım, bir varil petrol bile satılamayacak" diyen güç, savaşın ortasında aniden kendisi "Kim istiyorsa petrol alabilir" deme noktasına geldi.
Eğer o bugün "Serbest piyasa, para ve taşımacılığı ben belirlerim" diyorsa, bugün bu denklem değişmiştir. Bu artık onun belirleyebileceği bir denklem değildir. Bugün Hürmüz Boğazı'nda sahip olduğumuz güç ortadadır; dünyanın reddedemeyeceği, o zorbalığa dayanırken bizim mantığa dayalı eylemimiz açıktır. Yaptırım konusunda da artık belirleyici olan o değildir. Bugün tartışma şuna geliyor: Eğer serbest ticaret diyorsanız, kimin neye sahip olup olamayacağını siz belirleyemezsiniz; yeni kurallar devreye giriyor. Coğrafi bölgemiz evrensel bir niteliğe sahiptir, tüm dünya bundan etkilenir, o da buna uymak zorundadır. İşte bu bir güçtür. "Küresel bir güç baş gösterdi" diyorlar ya, işte bunu tanımak gerekir.
Soru: İki önemli alan öne çıkıyor. Birincisi, sahanın karşı tarafındaki düşmanların, onların analistlerinin ve nispeten özgür düşünceli olanların, Amerika'nın bu savaşta şu ana kadar yenildiği yönündeki analizleridir. Amerika'nın bu yenilgisinin nedenleri nelerdir? İkincisi, bizim bu güce ve başarıya nasıl ulaştığımızın nedenleri nelerdir?
Said Celili: Ülkemizin üzerinden üç tehdidi kaldırmalıyız. Biri askeri tehdit, diğeri ise sistemin başını hedef alan suikastlar (terör). Bugün artık öyle değil; bu tür eylemler ona içinden çıkamayacağı bedeller ödetecektir. Senin terör eylemlerinin bedelsiz kalmayacağı sabitleşmelidir. Bir karşılığı olacaktır. Düşmanı bugün böylesine bir acziyet ve çaresizliğe düşüren o ağır bedel ödetme mekanizması korunmalıdır. Üçüncü nokta ise bizzat savaş meselesidir; özellikle son bir iki yılda savaş tehdidi, sonra savaşı başlatma... 12 günlük savaş gibi, sonra ateşkes, sonra tekrar savaş... Artık böyle bir şey yok. Savaşın onun için çok maliyetli, yıkıcı ve telafi edilemez bir şey olduğunu anlayacağı noktaya gelmelidir. Milletimiz ilerlemek istiyor; savaşçılarımızla, bizzat halkımızla ve alınan hikmetli tedbirlerle sergilenen bu duruş sayesinde bugün bu noktaya yaklaştık ve bunu daha da ileriye taşımalıyız.
Bahsettiğiniz nokta doğru bir noktadır, mesele şudur: Bütün o deliliklerine, dünyanın süper gücü oldukları iddialarına rağmen neden yenildiler ve İran hakkında sundukları şeylerin ne kadarı yanlış ve yalandı? O dönemden rastgele 10 tane makaleye bakın. Tamamen yanlış sözler ve gerçeklerin çarpıtılmasıyla doludur. Bu ahmak adam da bu tür şeylere kanıyor. Ama aldığı yenilgi, bir yönüyle askeri boyuttadır. Bazı merkezler "Yeni ve çok özgün bir strateji başlatıyoruz, liderliği baştan yok edeceksiniz" diyordu; bu düşünce daha doğmadan boğuldu. Bu strateji hedefine ulaşamadı. İnkılap sayesinde Amerika'nın iradesi İran'da bitirildi. Bugün Amerika'nın iradesi bölgeden silindi. Bu, bölgede aldığı bir yenilgidir. Şöyle olursa, böyle olursa bunun onlara güvenlik getireceğini sanıyorlardı, ancak bunun bir seraptan ibaret olduğunu gördüler. Bugün, bize düşmanlık eden eski müttefikleri bile bunu dile getiriyor. Örneğin Amerika, silahlı kuvvetlerimizi terörist ilan etseydi, onlar da onu takip ederdi. Ancak bugün müttefikleri bile ona "Bizi kendine ortak etme, bizi de kendinle birlikte sürükleme" diyor. Biz bugün, karşı tarafın öyle bir yenilgi aldığı bir noktadayız ki, bu yenilgi sadece onun iradesini İran'dan silmekle kalmadı, tamamen dışarı atıldı; aynı şekilde bölgede ve küresel çapta hem gücü hem de itibarı yok oldu. Bugün dünyanın dostları ve özgür insanları kendi durdukları yerden, müttefikleri ise bulundukları yerden, bu durumu yaratanın İran milleti, inkılabı ve hikmetli rehberliği olduğunu söylüyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Batılı bir yazar belgelere dayanarak bir kitap yazdı. Dönüm noktalarından birinin, gelip bölgede yüz yıllık planlar yapmaları olduğunu anlattı; bunlardan biri de Siyonist rejimdir. O kitapta, "Tüm barışları yok eden (Barışa Son Veren) bir barış yapıldı" dedi. Bugün biz, İran milletinin gücüyle bu savaşlara son verecek bir savaşa girdik.
Soru: Toparlayacak olursak neler söylersiniz?
Said Celili: Milletimizin o gücünü tanıyalım. Sorunuzun ikinci bölümü şuydu: Neden yenildiler? Hesaplar yanlış olduğunda, yanlış çalışmalarla hareket edildiğinde sonuç budur. İmkanlar sadece onların "Benim şu kadar teknolojim ve askeri teçhizatım var, demek ki sonucu ben alırım" demesiyle işlemiyor. Bugün bu bakış açısının ve teorinin geçersizliğini tüm dünyaya gösteriyoruz. Bugün biz neden güçlüyüz? Kültürel, sosyal, siyasi ve askeri derin boyutları tanımalı, kıymetini bilmeli ve oyun kuruculuğumuzu buna uygun şekilde belirlemeliyiz. Bir örnek vereyim. Bugün, tamamen buna dayanarak işe başladığını iddia ettiği nükleer konusunda bile İran İslam Cumhuriyeti aktif bir aktör olmalıdır. Silahsızlanmayı ve nükleer silahların yayılmasını önlemeyi savunan, bugüne kadar süregelen, tek taraflı, seçici ve milletimizin aleyhine olan o yanlış ilişkilere/düzene izin vermeyen bir ülke olarak İran, onlara karşı yeni bir plan sunmuştur. Nükleer silahsızlanma olmalı ve yayılmanın önüne geçilmelidir; ancak bu, zalim güçlerin hizmetindeki bir düzen içinde değil, yeni bir düzen ve ilişkiler çerçevesinde olmalıdır.
yorumunuz