Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney'in, inkılabın büyük rehberinin (kuddise sirruh) şehadetinin 40. günü ve Üçüncü Dayatılan Savaş ile ilgili önemli mesajlar verdiği mesajı yayımlandı.
Mesajın tam metni aşağıdadır:
Bismillahirrahmanirrahim
"Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin."
İslam ve İran düşmanlarının en büyük cinayetlerinden birinin ve bu milletin tarihindeki en ağır toplumsal acılardan birinin üzerinden kırk gün geçiyor; İslam İnkılabı'nın büyük rehberi, İran milletinin babası, İslam ümmetinin lideri ve asrımızın hak arayanlarının önderi, İran ve direniş cephesi şehitlerinin efendisi, Aziz Hamaney'in (kuddise sirruh) yürek yakan şehadet acısı...
Kırk gündür şehit rehberimizin yüce ruhu, ilahi yakınlık makamında evliyaların, sıddıkların ve şehitlerin ziyafetine konuk oldu ve aynı zamanda veya ardı sıra, komutanlar, İslam savaşçıları ve birkaç günlük bebeklerden yaşlılara kadar uzanan mazlum yurttaşlardan oluşan büyük bir topluluk da bu büyük feyze nail oldu.
Kırk gün oldu; Yüce Allah, bu ümmetin önderini kendi huzuruna çağırdı. Ancak bu kez, Kelimullah (Hz. Musa) döneminde olanın aksine, şehit rehberin ashabı ve ümmeti hakkı ikame etmek ve batılla mücadele etmek için harekete geçti. Samiri ve buzağısı karşısında sarsılmaz dağlar gibi durarak mütecavizlerin ve firavunların başına ateşten lavlar gibi yağdılar.
Kırk gece ve gündüzdür dünyanın müstekbirleri aldatıcı ve yalan maskelerini yüzlerinden düşürdüler; cinayet, zulüm, tecavüz, yalan, firavunluk, çocuk katliamı, istibdat ve fesadın o iğrenç ve şeytani yüzünü gözler önüne serdiler.
Ancak buna karşılık kırk gün ve gecedir ki, Aziz Humeyni'nin ve Aziz Şehit Hamaney'in gayretli evlatları ve saf Muhammed (s.a.v) İslamı'nın takipçileri, örnek bir kararlılık ve cesaretle meydanlarda, sokaklarda ve savaş siperlerinde yer alıyorlar. Düşmanın vahşi saldırısının getirdiği kayıp ve hasarlara rağmen Üçüncü Dayatılan Savaş'ı, Üçüncü Kutsal Savunma (İran-Irak Savaşı) destanına dönüştürdüler. İran'ın bilinçli milleti, şehit önderinin ayrılığının büyük hüznüyle yaslı olduğunu gösterse de Hüseynî Aşura'nın doğrudan mirasçılarına uyarak bu acıdan bir destan ve bu ağıttan bir savaş narası üretti; tüm bunlar tepeden tırnağa silahlı düşmanı hayrete ve çaresizliğe düşürdü, dünyadaki özgür insanları ise takdire sevk etti. Bu kez müstekbirlerin cehaleti ve akılsızlığı, İran'ın ve İslam İnkılabı'nın adının yükseldiği ve güçlendiği yeni bir dönemin başlangıcı olmasına, İslami İran bayrağının sadece ülkemizin coğrafyasında değil, dünyadaki tüm hak arayanların kalplerinin derinliklerinde dalgalanmasına neden oldu.
Şehit Rehber'in Özellikleri
Bu vesile, o büyük rehberin kısaca tanıtılması için iyi bir fırsattır. Tanınmış olduğu kadar tanınmayan bir adamdan bahsediyoruz. Herkes biliyor ki bizim şehit rehberimiz, zamanı tanıyan, basiretli bir fakih, dağ gibi sağlam ve sarsılmaz, yorulmak bilmez bir mücahit, ilmiyle amil ve Rabbani bir alim, zikir, teheccüd, ilahi dergaha yakarış ve Masumların (Allah'ın salat ve selamı onların üzerine olsun) mübarek zatlarına tevessül ehliydi ve ilahi vaatlere yürekten inanırdı. Diğer özelliklerinden biri de İran sevgisi ve aziz İran'ın daha fazla bağımsızlığı için sürekli çabasıydı. Bunun yanında söz birliğine ve milli uyuma da vurgu yapardı. Ömrünü İslami sistemin kurulması, sağlamlaşması ve bekası uğrunda çabalayarak geçirdi. Aynı zamanda şehit rehberimize göre halkı olmayan bir İslam Cumhuriyeti anlamsızdı. Otorite ve kararlılığın yanı sıra, düşünce ve olaylara bakışında büyük bir zarafete sahipti. Ülkenin kapasitelerine, özellikle de gençlere özel bir önem verirdi. Bilim, teknoloji ve bu gölgede gerçekleşecek ilerlemeye önem verirdi. Şehit aileleri, gaziler ve fedakar insanlara özel bir değer verirdi. Çeşitli yönlerde bazen onlarca yıllık bir geçmişe sahip olan değerli ve birikmiş tecrübelere sahipti ve daha sayılabilecek uzun bir liste oluşturan birçok başka özelliğe sahipti...
Bugünlerde bazı medya organlarında sık sık onun becerilerinden, maharetlerinden ve maharetleri teşvik etmesinden bahsediliyor. Bu unsur tek başına bir insanın kişiliği için büyük bir değer yaratabilse de ve şüphesiz aziz rehberimizde gerçek ve en üst düzeyde bulunsa da diğer varoluşsal unsurları ve ayrıcalıklarıyla karşılaştırıldığında küçük görünmektedir. Şahsen ben kendilerinin pek çok maharetini biliyorum. Daha az dikkat çeken -büyük maharetlerinden biri- kitlelerin ve toplumsal grupların düşüncelerini, ruh hallerini ve duygularını şekillendirerek toplumu eğitme ve yetiştirme sanatıydı.
Bir diğer mahareti, özellikle rehberliğinin ilk yıllarında uzak ufukları gözeterek gerçekleştirdiği amaca yönelik kurum inşalarıydı.
Diğer bir mahareti, İran milletinin son iki dayatılan savaşta olumlu etkilerini gördüğü ve faydalandığı ülkenin askeri yapısını güçlendirme hamlesiydi. Ayrıca bilimsel, stratejik ve politika oluşturma dahil olmak üzere çeşitli boyutlardaki yenilik ve icat gücü diğer sanatları arasındaydı ki, bunun bir yansıması düzenin genel politikalarının formüle edilmesinde görülmektedir. Her biri bir yığın anlam yaratan ve taşıyan yeni kelimeler ve terimler icat ederek anında anlam üretme gücü, ki bundan genel bir söylem doğardı. Hak yolunda sabır ve direnişi nedeniyle ruhunun zorluklar, imtihanlar ve belalar içinde cilalanması sonucu elde ettiği maharetlerden biri de uzak olayları öngörme mahareti idi, "Mümin Allah'ın nuruyla bakar."
Ayrıca bu kısa metinde sayılması mümkün olmayan daha nice maharetlere sahipti...
Tüm bu meziyetlerin kaynağı, özel ilahi inayetler ile Efendimiz ve onun tertemiz ceddinin (Allah'ın salat ve selamı onların üzerine olsun) özel teveccühünden başka bir şey değildi. Belki de bu inayetleri ve teveccühleri o yüce zata çeken şey, hakkın kelimesini yüceltmek yolundaki aralıksız ve ihlaslı mücadelesi ve çabası olarak özetlenebilir. Ancak hususi olarak, hain Pehlevi rejimi ile mücadele etmenin zorluklarının yanı sıra, o, görevini yerine getirme yolunda genel halkın genellikle bilmediği başka bir özel fırsattan da çokça yararlandı. Öyle takdir edilmişti ki, ilme son derece susamış ve elbette amel talep eden o genç Seyyid, yüce babasının körlük tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, yüce makamlı hocaların huzurunda yıllarca diz çöküp ilim tahsil ettikten sonra Kum'daki ilmî gelişme ve geleceği inşa edecek tüm zahiri olanakları terk edip, ilahi lütfa güvenerek kendini babasına vakfetti. Bu fedakarlığın ardındaki ilahi lütuf kendini şu şekilde gösterdi: Seyyid Ali Hamaney otuz yaşına gelmeden bir güneş gibi Horasan'dan doğdu ve kısa sürede fikri ve mücadeleci temel direklerden biri olarak kabul edildi. Aynı zamanda o günün yaygın ilimlerinde de dikkate değer ilerlemeler kaydetti; öyle ki 1970'li yıllarda SAVAK teşkilatı onu "Horasan'ın Humeynisi" olarak adlandırmıştı. Bu yüce şahsiyetin hem batıni hem de zahiri ilerleme sürecinin sonraki aşamalarda da devam ettiğini vurgulamalıyım. Şimdi, büyüklerin ve özellikle böyle bir şahsiyetin davranışlarından ders alarak, dayanışma içinde olmamız çok yerindedir. Bu özellik ve bununla birlikte ilahi geniş rahmete bakmak, hak bayrağı altında duran kişi ile batıl bayrağı etrafında toplananlar arasındaki önemli bir farktır. Kesinlikle böyle bir yaklaşımı benimsemek, göklerin kapılarını açacak ve rahmet yağmurunun yağmasından, düşmana galip gelmeye ve hatta bilimsel ve teknolojik ilerlemelere kadar her türlü ilahi ve gaybi yardımın inmesini sağlayacaktır.
Bu günlerde halkın çeşitli kesimlerinin o eşsiz şahsiyeti haklı olarak ve hasretle andıkları ve o yüce şahsiyetin paha biçilmez cevherinin daha fazla yönünün giderek ortaya çıktığı sıklıkla duyulmaktadır. Aynı zamanda o zatın bazı özel eylemlerine uyma eğilimi de giderek yaygınlaşmaktadır; nitekim aziz halkımız onun şehadet anındaki sıkılmış yumruğundan dersler çıkardı ve şimdi bu sıkılmış yumruk bazıları için ortak bir inanç sembolü haline geldi. İşte böylece şehidin etkisinin şimdi daha fazla olduğu, tevhid, hak arayışı, zulüm ve fesatla mücadeleye davet eden gür sesinin hayatındaki dönemden daha yankılı ve mesajının daha nüfuz edici olduğu bir kez daha kanıtlanmış oluyor. Ayrıca bu aziz şehidin, bu milletin ve diğer Müslüman milletlerin saadetini isteyen kalbî arzusu artık gerçeğe eskisinden daha da yakındır.
Kahraman İran Milletinin Üçüncü Dayatılan Savaştaki Zaferi
Aynı vatanı paylaştığım kardeşlerim, bugün ve Üçüncü Kutsal Savunma destanının bu noktasına kadar cesaretle söylenebilir ki, siz kahraman İran milleti bu meydanın kesin galibi oldunuz.
Bugün İslam Cumhuriyeti'nin büyük bir güç olarak yükselişinin başlangıcı ve istikbarın herkesin gözü önünde zayıflık yokuşuna düşüşü açıkça görülmektedir. Bu, şüphesiz şehit rehberimizin, kefeni kana bulanmış diğer şehitlerimizin, mazlum vatandaşlarımızın ve Minab'daki Şecere-i Tayyibe okulunun solmuş çiçeklerinin kanlarının bereketiyle; halkın tamamının ilahi dergaha yalvarışları, yakarışları ve meydanlarda, mahallelerde, camilerde mücahitçe bulunmaları neticesinde; ve Devrim Muhafızları, Ordu, Kolluk Kuvvetleri'ndeki cansiperane savaşçılarının, isimsiz askerlerin ve sınır muhafızlarının karşılıksız, beklentisiz ve ihlaslı fedakarlıkları sayesinde İran milletine bahşedilmiş ilahi bir nimettir. Bu nimet de bekası ve artması için her nimet gibi şükür gerektirir. "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım." Bu nimetin fiili şükrü, güçlü bir İran'a ulaşmak için aralıksız çaba göstermektir.
Halkın Sahadaki Varlığının Sürmesinin Önemi
Şehit rehberin bu stratejik hedefine ve şiarına ulaşmak için şu anki aşamada gerekli görünen şey, aziz halkımızın varlığının tıpkı geride bıraktıkları kırk gün boyunca olduğu gibi devam etmesidir. Bu varlık, bugün güçlü İran'ın elde ettiği konumun önemli bir temel direğidir.
Bu nedenle, düşmanla müzakerelere başlanacağının ilan edilmesiyle sokaklarda bulunmaya gerek kalmadığı düşünülmemelidir. Aksine, bir varsayım olarak askeri savaş sahnesinde zorunlu bir sessizlik dönemine girilmiş olsa bile, meydanlarda, mahallelerde ve camilerde bulunma imkanına sahip olan herkesin görevi eskisinden daha ağır görünmektedir. Şüphesiz meydanlardaki feryatlarınız müzakerelerin sonucunda etkilidir. Tıpkı İran için milyonları aşan şaşırtıcı ve giderek artan "Can Feda" kampanyasının da bu alanda etkili bir unsur olması gibi. Yüce Allah'ın izniyle bu rollerin oynanması ve bunun devam etmesi sayesinde İran milletinin önündeki vizyon, onlar için şanlı, parlak, onur, gurur ve zenginlikle dolu bir dönemin ortaya çıkmasını müjdeliyor. Şehit rehberimiz rehberliği devraldığında, İslam Cumhuriyeti sistemi, İslam ve İran düşmanlarından çeşitli yaralar almıştı. Elbette hepsine iyi dayanmış bir fidan gibiydi. Ancak yaklaşık 37 yıl sonra ümmetin rehberlik koltuğundan ayrıldığında, kökleri sağlam ve dalları ile yaprakları bölgenin ve dünyanın önemli kısımlarını gölgeleyen bereketli bir ağaç (şecere-i tayyibe) bıraktı. Her zamankinden daha güçlü bir İran'a ulaşma yaklaşımı, kendisinin de defalarca vurguladığı toplumun çeşitli kesimleri arasındaki birlik yolundan geçmektedir. Bu birliğin dikkate değer bir kısmı bu kırk gün içinde gerçekleşti, insanların kalpleri birbirine yakınlaştı, farklı eğilimlere sahip çeşitli kesimler arasındaki buzlar erimeye başladı, herkes vatan bayrağı altında toplandı ve bu topluluğun sayısı ve niteliği günden güne artıyor. Birçoğu da kalben meydanlardaki topluluklarla beraber ve aynı görüştedir.
Bugünlerde pek çok kişi, uzak ufuklara gözünü dikerek medeniyet kurucu bir bakışı deneyimliyor ve kendileri için hayali değil, tam aksine mevcut ve gelecekteki gerçeklere dayanan bir tablo çiziyorlar. Bu, kısa bir süre öncesine kadar sadece şehit rehberin başını çektiği küçük bir grupta görülen bir özellikti. İşte bu yüzdendir ki her gözlemci bu milletin hızlı ve mucizevi büyümesini idrak etmektedir ve o büyük bilgenin ve yüce fakihin sizinle bu makamdan konuştuğunda boğazında düğümlenen hüznün kelimelerine defalarca engel olması boşuna değildir.
Güney'deki Komşulara Dair Notlar, Hasar Tazminatı ve Şehitlerin Kan Bedeli
Bu vesileyle İran'ın güney komşularına diyorum ki: Siz bir mucizeye tanık oluyorsunuz. O halde doğru görün, doğru anlayın, doğru yerde durun ve şeytanların yalan vaatlerine şüpheyle yaklaşın. Kardeşliğimizi ve iyi niyetimizi size göstermek için hâlâ sizden uygun bir tepki bekliyoruz. Sizi aşağılamak ve sömürmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan müstekbirlerden yüz çevirmedikçe bu gerçekleşmeyecektir. Şunu herkes bilmelidir ki, Yüce Allah'ın izniyle ülkemize saldıran zalim mütecavizlerin peşini kesinlikle bırakmayacağız. Verilen zararların her birinin tazminatını, şehitlerin kan bedelini ve bu savaşın gazilerinin diyetini kesinlikle talep edeceğiz ve Hürmüz Boğazı'nın yönetimini kesinlikle yeni bir aşamaya taşıyacağız. Biz savaş isteyen taraf olmadık ve değiliz, ancak meşru haklarımızdan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz ve bu doğrultuda tüm direniş cephesini bir bütün olarak hesaba katıyoruz.
İran Milletine Tavsiyeler
Bu aşamada, bize ait olanı elde edene dek:
1. Milletin her bir ferdi birbirini gözetmeye çalışmalıdır, böylece her savaşın doğal bir sonucu olan eksiklikler nedeniyle farklı kesimler üzerinde daha az baskı oluşur. Elbette karşı cephede çok daha fazla olan bu eksiklikler, hükümetteki ve diğer kurumlardaki kardeşlerinizin çabaları sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır.
2. Düşman destekli veya onlarla aynı çizgideki medyaya karşı, beynin ve kalbin penceresi olan kulaklarımızı korumak zorunlu bir iştir. Şüphesiz bu medya kuruluşları İran topraklarının ve milletinin iyiliğini istememektedir ve bu durum defalarca kanıtlanmıştır. Bu nedenle, ya bunlarla teması ve bunları kullanmayı tamamen bırakalım ya da en azından sundukları her şeye büyük bir şüpheyle yaklaşalım.
3. Aziz milletimiz, büyük rehberlerinin şehadetinin resmi yas süresinin sona ermesiyle yas elbiselerini çıkarsa da onun ve İkinci ve Üçüncü Dayatılan Savaş'ın tüm şehitlerinin pak kanlarının intikamını alma konusundaki kesin kararlılığını ruhunda ve kalbinde canlı tutacak ve sürekli olarak bunun gerçekleşmesini bekleyecektir.
Son olarak, efendimiz İmam Mehdi (Allah onun zuhurunu hızlandırsın) hazretlerine seslenerek arz ediyorum ki: Bizler Yüce Allah'a iman ederek, Masum İmamlara (Allah'ın salat ve selamı onların üzerine olsun) tevessül ederek ve şehit rehberimize uyarak, sizin bayrağınızın altında küfür ve istikbar cephesine karşı duruyoruz. Bu yolda, ülkenin izzet ve bağımsızlığı, İslam'ın ve İslam İnkılabı'nın yücelmesi uğruna toplumun farklı kesimlerinden değerli şehitler verdik ve başka kayıplar da yaşadık. Şimdi, tüm kalbimizle, hem müzakere masasında hem de savaş meydanında düşmana karşı kesin bir galibiyet için sizin özel duanıza bel bağladık ve en kısa sürede hem bizim hem de düşmanlarımızın bunun mucizevi etkisini göreceğini umut ediyoruz, inşallah.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Seyyid Müçteba Hüseynî Hamaney
9 Nisan 2026
yorumunuz