Çarşamba 29 Nisan 2026 - 18:52
Şeyh Ahmet Kabalan: Lübnan'ın Hiçbir Kisve Altında Satılmasına İzin Vermeyeceğiz

Havza / Lübnanlı Caferi Müftü: "Bugün Lübnan kendi gücünün ve efsanevi direniş kapasitesinin zirvesindedir. Bugün artık dünkü gibi değil; direniş, Lübnan'ın ön saflarında kök salmıştır. Bu ülkede egemenliğe yönelik hiçbir ihanete yer yoktur. Sessizlik dönemi sona ermiştir."

Havza Haber Ajansı çeviri grubunun bildirdiğine göre Lübnan Caferi Başmüftüsü ve Şii din adamı Hüccetü'l-İslam vel-Müslimin Şeyh Ahmet Kabalan yayımladığı bir mesajda şu ifadelere yer verdi: "Yüce Allah kitabında şöyle buyurmuştur: 'Allah’ın nimetini nankörlüğe çevirenleri ve kavimlerini helâk yurduna, içine girecekleri cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? Ne kötü bir duraktır orası!' (İbrahim Suresi, 28) İlahi mantık, temelde halkları vatanların yok olmasına sessiz kalmamaları veya onları şer güçlerinin hizmetinde bir araç olarak sunmamaları konusunda uyarır. Zira böyle yapan biri, ülkesine ve halkına karşı en büyük ihaneti işlemiş olur."

Şeyh Kabalan, değerlere ve ahlaki ilkelere ihanet etmenin her şeyden daha tehlikeli olduğunu vurgulayarak: "Çünkü bu, ülkenin omurgası ve kimliğinin temeli olarak kabul edilir. Bu nedenle ulusal mantık gereği, hiçbir grubun ülkesinin egemenliğine ve ulusal çıkarlarına zarar vermesine imkan tanınmamalıdır. Kısacası ulusal, ahlaki veya siyasi liyakati olmayan bir gücün veya hükümetin, ülkeyi veya iç ve dış herhangi bir dosyayı yönetmesi konusunda güvenilirliği yoktur." dedi.

Şeyh Kabalan sözlerine şöyle devam etti: "İlahi tutumun yapısı burada temel bir gerçeğe dayanır; o da vatanların, insanın ahlaki kimliğini ve onun sivil, toplumsal yaşam projesini güvence altına alan değerlere, ilkelere ve kavramlara ait olduğudur. Dolayısıyla meşru egemenlik, bu ahlaki kimliğin ve onu güvence altına alan sistemlerin etrafında şekillenir."

Şeyh Kabalan şu ifadelere yer verdi: "Antlaşmalarına ve kimliğinin ahlaki köklerine ihanet eden bir yönetim çöker ve düşürülmelidir; ona güç vermek caiz değildir. Ülkemizdeki mevcut ulusal an, bizi bu gerçekle yüzleştiriyor. Zira tüm uluslararası zorbalık ve zulmü temsil eden Washington, yüzyıllar boyunca dünyanın çeşitli ülkelerinde siyasi, güvenlik, ekonomik, medya ve sosyal gruplar oluşturmaya çalışmıştır. Amacı; ülkelerin sömürülmesi, zorbalık ve ihanet üzerine kurulu kendi çıkarlarına hizmet etmesi için siyasi, mali, medya ve sosyal güç kollarını ele geçirmektir. Elbette Lübnan bu planlardan istisna değildir. Aksine Washington'un, Tel Aviv'in, Avrupa'nın ve Washington'a körü körüne hizmet eden bölgesel grupların öncelik listesinde ilk sıralarda yer alıyor olabilir."

Lübnanlı Şii din adamı şunları vurguladı: "Ahlaki ve ulusal zorunluluk, bizi terörist Siyonist rejimin değil, Lübnan halkının çıkarlarına hizmet edecek şekilde Lübnan'ın kimliğini savunma sorumluluğunun merkezine yerleştirmektedir. Yüce Allah'ın sözü ('Allah’ın nimetini nankörlüğe çevirenleri ve kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri...'), gücü tekeline alan gruplara karşı bizi son derece uyanık olmaya çağırıyor. Zira onlardan bazıları topraklarına, kanlarına, tarihlerine, fedakarlıklarına, ülkelerinin ve halklarının kimliğine ihanet etmektedir ve dünyada böylelerinden ne kadar da çok var!"

Şeyh Kabalan: "Bizim için asıl mesele, ülkemizi ve halkımızı ihanetten ve çöküşten nasıl koruyacağımızdır." diyerek şöyle devam etti: "Bu sorumluluk, ülkelerinin antlaşmalarını, egemenliğini ve ulusal çıkarlarını korumak amacıyla toplumun tüm kesimlerini ve etkili güçleri kapsar. İşte tam burada, aslında içerideki ihanet çarkını dış sömürü ve hegemonyanın hizmetine sunan aldatıcı tutumlar, sloganlar ve projeler oyunu başlamaktadır."

Lübnan'ın Hiçbir Kisve Altında Satılmasına İzin Vermeyeceğiz! 

Şeyh Ahmet Kabalan, tüm bu gerçekler ışığında kendileri için asıl önemli olanın Lübnan olduğunu belirterek şunları söyledi: "Temelde Avrupa ve Batı'nın, ardından Washington ve Tel Aviv'in çıkarlarına hizmet etmek için kurulan; ABD'nin otoriter planları ve çıkarları doğrultusundaki bölgesel ve uluslararası projelerin yörüngesinde ilerleyen bu ülkenin kuruluşunun ilk günlerinden bu yana, maalesef hala bir iktidar krizini ve onun yozlaşmış seçeneklerini yaşıyoruz. Özellikle yabancı ajanslara bağlı hükümetlerin meslek haline getirdiği o kirli alım satım pazarında, Lübnan'ı savunmaktan daha önemli hiçbir şey yoktur."

Şeyh Kabalan sözlerini şöyle sürdürdü: "Ulusal çıkarlar nettir ve ihanet pazarlıkları da aşikardır. Özellikle bu ülkedeki siyasi güç grupları, on yıllardır egemenlik görevlerinden ve ulusal çıkarlarından vazgeçerek bunları Washington'a feda etmişlerdir; öyle ki Beyrut'taki Siyonist işgali döneminde tamamen Siyonist rejime tabi bir kuruma dönüştüler. Direniş ve 6 Şubat kıyamı (1984) olmasaydı, Lübnan bugün tamamen bir Siyonist sömürgesiydi. Daha da tehlikelisi, bazı gruplar tarih boyunca Tel Aviv'deki rollerini ve onlara olan bağlılıklarını açıkça ilan etmişlerdir."

Şeyh Kabalan: "Ne yazık ki bugün sergiledikleri tutumlar da aynı çizgidedir." diyerek şöyle belirtti: "Dikkat çekici olan, yeni Amerikan hegemonyasının Lübnan'da, üstelik ülkenin ulusal ve egemenlik çıkarları pahasına, ABD'nin önceliklerine ve çıkarlarına hizmet etmek için rolünü bir kez daha yeniden tanımlıyor olmasıdır. Çelişki şuradadır ki; 'Tufan' savaşından (Aksa Fırtınası) sonra Lübnan'da yeni bir siyasi gücün seçilmesine ve oluşumuna yol açan yoğun Amerikan baskısı, bu yeni siyasi grubu tamamen Amerika'ya bağımlı bir yapıya dönüştürmüştür. Bu yapı, Lübnan'ın çıkarlarıyla ve bu ulusal devletin bağımsızlık gereklilikleriyle derinden çelişmektedir. Siyasi tercihlerin yarattığı felaket de tam olarak burada ortaya çıkıyor."

Şeyh Kabalan değerlendirmelerine şu şekilde devam etti: "Bu tehlikeli koşullarda yeni güç, Güney'den, Bekaa'dan, Dahiye'den ve tüm ulusal ve egemen bölgelerden elini çekmiş; Lübnan'ın egemenliğini koruyan ulusal güç çekirdeğinden, Tel Aviv'in çıkarlarıyla taban tabana zıt olan bu çekirdekten kurtulmak için söz konusu bölgelere ve çevrelerine yönelik en kötü baskı, şiddet ve kuşatmayı uygulamıştır. Lübnan'ı ve gençlerini hedef alan ilk ateşkes zamanındaki o tehlikeli yıkım, tahribat, saldırı ve suikast dalgaları sırasında, iç iktidarın tek derdi direnişi ve çevresini yok etmek, Güney cephesini destekleyen tüm güç hatlarına darbe vurmaktı."

Lübnanlı Şii din adamı: "İktidarın bu konudaki tercihleri tamamen netti ve basiretten yoksun olmayanlar bunu inkar edemez." diyerek şu vurguyu yaptı: "Bu tehlikeli oyunu durdurmak ve Lübnan'ı korumak için milliyetçiliğinde ısrar eden ve var gücüyle çabalayan tek güç Lübnan ordusuydu. Siyasi iktidar bu savaşta benimsediği o utanç verici tutuma bağlı kalırken, Lübnan ordusu ulusal görevini yerine getirmek, fitneyi önlemek ve Batı'nın çıkarlarını Lübnan'ın ulusal çıkarlarına tercih etmekte ısrar eden o tehlikeli güç projesini bertaraf etmek için direnişin yanında mücadele etti."

Bugün Lübnan Kendi Gücünün ve Efsanevi Direniş Kapasitesinin Zirvesindedir

Şeyh Kabalan: "Bugün Allah'a şükürler olsun ki Lübnan, direnişinin, halkının ve ordusunun bereketiyle Batı Asya'da eşi benzeri görülmemiş en zorlu, varoluşsal savaştan alnının akıyla çıkmıştır ve çıkacaktır." diyerek şu ifadeleri kullandı: "Tüm Batı Asya'yı yutmak için tasarlanan bu projeler, Amerika ve İsrail'in proje ve hedeflerinin açık bir hezimetiyle sona ermiştir. Ancak Lübnan'daki siyasi iktidarın direniş, ordu ve halkla birlikte ulusal bir güce dönüşmesi gerekirken, maalesef Orta Doğu tarihindeki en büyük zaferin ve ulusal direnişin gerçekleşmesini önlemek için aceleyle Washington'un projelerinin yardımına koşmuştur."

"Yönetici gruptan" bir karar vermeden önce bin kez düşünmelerini isteyen Şeyh Kabalan: "Zira bugün Lübnan kendi gücünün ve efsanevi direniş kapasitesinin zirvesindedir. Bugün artık dünkü gibi değil; direniş, başta Hiyam, Bint Cibeyl ve diğer sınır bölgeleri olmak üzere Lübnan'ın ön saflarında kök salmıştır. Bu ülkede egemenliğe yönelik hiçbir ihanete yer yoktur. Sessizlik dönemi sona ermiştir. Çünkü şimdi Lübnan'ı teslim etme değil, savunma zamanıdır. Hiçbir şey Lübnan'ı desteklemekten ve ulusal egemenliğini korumaktan daha üstün olamaz. O sahte tutumlar oyunu artık ifşa olmuştur. İktidarın ağlaması Lübnan için değil, Tel Aviv içindir." ifadelerini kullandı.

Şeyh Kabalan sözlerini şöyle noktaladı: "Lübnan'ın hiçbir kisve altında satılmasına izin vermeyeceğiz; aksine, ulusal iradeyi bu aziz vatanın egemenlik çıkarlarını hedef alan her türlü çılgınca maceradan koruyacağız. Lübnan'ı, egemenliğini, özgür iradesini, iç barışını ve İslami-Hristiyan ortaklığını koruma vasiyetinden daha yüce bir vasiyet yoktur. Lübnan'ın ulusal refahı ile iç ve bölgesel çıkarlarına hizmet etmek için ne gerekiyorsa yapacağız."

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha