Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre İmam Zaman'la (Allah zuhurunu hızlandırsın) ilgili öğreti ve bilgileri yaymak amacıyla hazırlanan "İdeal Topluma Doğru" başlıklı Mehdeviyet konuları serisi, siz değerli okuyucuların istifadesine sunulmaktadır.
Bir kurtarıcıya inanmak, İbrahimî olan ve olmayan dinler arasında üzerinde uzlaşılan ortak konulardan biridir. İnsanoğlunun varlığını tehlikeye atan ve tek başına başa çıkamayacağı kadar bunaltıcı krizler ve sıkıntılar, dinlerde kurtarıcı düşüncesinin oluşmasının en önemli nedenidir. Bir kurtarıcının zuhuru ile adaletin yayılması, zulme karşı mücadele vb. özellikler arasındaki doğrudan bağlantı, her din ve inançtan insanın her zaman kendi kurtarıcılarının gelişini arzulamasına neden olmuştur. Açıktır ki kurtarıcının zuhuruna duyulan ilgi ve arzunun düzeyi çeşitli nedenlere bağlıdır. Bu bağlamda medya, bu arzu ve ilginin yaratılmasında önemli bir rol oynayan en etkili faktörlerden biridir. Medya, günümüz dünyasının en etkili araçlarındandır; bireyleri doğrudan etkileme işlevinin yanı sıra, hedef kitlenin davranışsal ilkelerini üzerine inşa ettiği kültürü, normları, kriterleri ve göstergeleri de etkileyebilir.
Hollywood dünyası da 1990 yılından itibaren yavaş ama somut bir dönüşümle, eserlerinin hâkim atmosferini kurtarıcılık ve apokaliptik (kıyamet/kıyamet sonrası) temalarına doğru kaydırmıştır.
Kadınlar, İnsanlığın Dünyadaki Tek Hayatta Kalanları
Hollywood sinemasının yapımcıları, kıyameti tasvir etmek için çeşitli olay ve hadiselerden yararlanmış ve her geçen gün bunlara yeni bir konu eklemektedir.
Sel, deprem, buzul çağı, solunum sorunları, güneş radyasyonları, yapay zeka, nükleer bombalar, finansal krizler, uzaylılar, insanlığın kısırlığı ve daha onlarca olay, Hollywood yapımlarında dünyanın yok olmasına neden olan felaketler arasındadır.
Ancak bunların arasında, daha tuhaf başka konular da Hollywood'un kıyamet senaryolarına malzeme olmuştur. Örneğin, The Last Man (Son Adam) dizisinde, dünyadaki tüm erkeklerin -biri hariç- gizemli bir hastalık yüzünden öldüğünü ve dünyada insanlığın tek temsilcisi olarak kalan kadınların, erkeklerin yokluğundan kaynaklanan sosyal ve siyasi zorluklarla yüzleştiğini görüyoruz.
Görünüşte bu tür film ve dizilerin yapımı izleyiciyi eğlendirmek amacıyla gerçekleştirilse de bu yapımların arkasındaki gizli fikir ve ideolojiler göz ardı edilmemelidir.
Kıyamet Felaketlerinden Kurtulmanın Yolu Olarak İnsanî Başarılara Dayanmak
Hollywood sinemasının farklı kıyamet senaryoları kurgulamaya ve "ilahi olmayan" bir kurtarıcı sergilemeye özel olarak odaklanması, birçok filmde görülebilen yadsınamaz bir gerçektir.
2024 yapımı post-apokaliptik (kıyamet sonrası) bir eser olan Fallout dizisi, nükleer bombalar nedeniyle dünyanın yok olmasından sonraki dönemde insanların yaşamını anlatıyor.
Bu dizide, dini ve inançsal meselelere dair hiçbir emare bulunmamasının yanı sıra, bir sahnede kıyamet felaketlerinden kurtulmanın ve ideal bir ütopyada yaşamanın çözümünün Tanrı'ya değil, insanî başarılara dayanmak olduğu açıkça belirtilmektedir.
Batı Sinemasının Kurtarıcıya Yönelik Hümanist Bakışı
2013 yapımı Snowpiercer (Kar Küreyici) filmi, kıyamet benzeri olaylar nedeniyle dünyanın yok olmasının ardından hayatta kalan ve bir trende yaşayan bir grup insanın öyküsünü anlatıyor.
Bu trenin en belirgin özelliği, içinde hâkim olan ve alt sınıftaki insanların Curtis adında birinin liderliğinde üst sınıflara karşı isyan etmesine yol açan keskin sınıf ayrımıdır.
Karanlık bir geçmişe sahip olan bu karakter, trenin alt sınıfından gelen insanlar için bir tür kurtarıcı olarak sunulur; ancak aldığı yanlış kararlar tüm trenin yok olmasına yol açan bir olayı tetikler ve sadece iki kişi hayatta kalır.
Bu filmde hiçbir ilahi kurtarıcı görünmez ve insanlar tamamen dünyevi ve ilahi olmayan bir karaktere güvenerek trenin yok olmasına sebep olurlar.
Aslında bu filmde, tamamen Batı sinemasının kurtarıcıya yönelik hümanist (insan merkezli) bakış açısından kaynaklanan bir kurtarıcılık ve bir kurtarıcıya güvenme eleştirisine tanık oluyoruz; oysa ilahi ve vahye bağlı bir kurtarıcıya güvenmek, tüm insanlık için en iyi yaşamı sunabilir.
Dünyanın Kurtarıcısı Olan Amerikalı Bir Aile
The Mitchells vs. The Machines (Ailem Robotlara Karşı) animasyonu, bir yolculuk sırasında aniden robotların ve yapay zekanın isyanıyla karşılaşan "Mitchell" ailesinin hikayesini anlatıyor.
Film, teknolojinin kıyamet tehditlerini mizahi bir dille ele alıyor ve insanın yapay zekaya olan bağımlılığının nasıl bir felaketle sonuçlanabileceğini gösteriyor. Ancak bu kaosun içinde gizli bir mesaj var: "Gerçek kurtarıcı sadece ailedir!"
Mitchell ailesi, Amerikan yapımı bir Ford marka araca binen Amerikalı bir ailedir. Tüm farklılıklarına rağmen sevgi ve aile dayanışmasının en gelişmiş apokaliptik tehditlere karşı bile galip gelebileceğini kanıtlayarak dünyanın kurtarıcısı haline gelirler.
Bu animasyonda ailenin ve dayanışmanın önemi güzel bir şekilde resmedilmiş olsa da Hollywood'un kıyamet sinemasının yaygın formülüne göre ilahi ve semavi bir kurtarıcıdan hiçbir iz yoktur; kurtarıcıların tamamı seküler insanlardan oluşmaktadır.
Hollywood Filmlerinde Post-Apokaliptik Toplumların Özellikleri-1
Hollywood sineması, yapımlarının çoğunda insanlığın kıyamet ve post-apokaliptik dönemini çizerken, negatif özelliklere ve karanlık bir geleceğe sahip toplumları tasvir etmiştir.
İnsanın vahşi etnik ve kabile yaşamına geri dönmesi, Hollywood filmlerindeki post-apokaliptik dönemin özelliklerinden biridir.
Hollywood'un post-apokaliptik türündeki bazı yapımlarında, dünyada hayatta kalan insanların kabile hayatına yöneldiğini, kendilerine özgü gelenek ve kurallara sahip olduklarını ve diğerleriyle bağlarını koparmaya çalıştıklarını görüyoruz.
SEE dizisi, Hollywood'un post-apokaliptik dönemindeki kabile yaşamını gözler önüne seren bariz bir örnektir. Dizi, 21. yüzyıldan yıllar sonra çeşitli kabileler halinde bir araya gelen ve hayatta kalmak için sürekli diğer kabilelerle savaşan insanları tasvir etmektedir.
Hollywood Filmlerinde Post-Apokaliptik Toplumların Özellikleri-2
Hollywood sineması, çoğu yapımında kıyamet ve kıyamet sonrası dönemi çizerken karanlık bir gelecek tasvir etmiştir.
Sınıf sisteminin ve keskin sınıf ayrımının varlığı, Hollywood filmlerinin kıyamet sonrası döneminin özelliklerinden biridir. Örneğin Silo dizisinde, yeryüzünde yaşama imkanı kalmadığı için mecburen yeraltı silolarında yaşayan bir toplumla karşılaşıyoruz.
Ancak bu silolarda öyle keskin bir sınıf ayrımı vardır ki, daha iyi koşullara sahip üst katlarda yönetim makamlarındaki kişiler yaşarken, alt katlara inildikçe daha zayıf kesimler ve işçiler ikamet etmekte ve yorucu işler yapıp zor koşullara katlanmak zorunda kalmaktadırlar. Bu tema, insanların sınıf farklılıklarına göre bir trenin farklı vagonlarında yaşadığı Snowpiercer dizisi gibi diğer post-apokaliptik Hollywood yapımlarında da açıkça görülmektedir.
Hollywood Filmlerinde Post-Apokaliptik Toplumların Özellikleri-3
Korkunç post-apokaliptik toplumun getirdiği olaylar ve felaketlere dair korku ve endişelerle dolu bir yaşam, neredeyse tüm Hollywood post-apokaliptik filmlerinde gözlemlenebilen bir durumdur. Kıyamet olaylarından arta kalan tehlikelerin varlığı, Hollywood'un post-apokaliptik toplumlarındaki insanların sürekli endişe duyduğu ve korkusunun gölgesinde yaşadığı unsurlardandır.
Finch filmi, köpeğiyle birlikte bu tür tehlike ve tehditlere karşı ayakta kalmaya, korku ve kaygılarını yenmeye çalışan bir adamın hayatını anlatan buna benzer bir örnektir. Oysa İslam dini, bir kurtarıcının zuhurundan sonra insanlığın geleceği için son derece aydınlık ve altın bir çağ tasvir etmiştir; o dönemde tüm insan toplulukları İmam Mehdi'nin (a.s.) yönetimi altında yaşamın her alanında tam bir güvenlik ve huzur içinde yaşayacaktır.
Bireysel Kurtarıcılıktan Kolektif Kurtarıcılığa Geçiş
Batı sinemasının kıyamete yönelik seküler bakış açısı, apokaliptik krizlerle mücadele sorumluluğunun dünyevi ve maddi insanlara yüklenmesine neden olmuştur; bunlardan hiçbiri tek başına nihai kurtarıcı rolünü üstlenecek kapasitede değildir. Buna dayanarak sinema yavaş yavaş kolektif kurtuluş modelini şekillendirmiştir; bu model aynı zamanda ilahi kurtarıcı ile olan net sınırlarını da açıkça haykırmaktadır.
Hollywood'un kurtarıcı temalı sinemasında yıllarca dünyanın kurtuluşu, karanlığa, yozlaşmaya veya küresel bir felakete karşı durması gereken tek bir kahramanın (Matrix filmindeki Neo gibi) omuzlarındaydı. Ancak bu model son on yıllarda değişime uğramıştır ve özellikle Marvel sinematik evreninin ortaya çıkışıyla birlikte kıyamet krizleri artık tek bir kurtarıcının tek başına üstesinden gelebileceği gibi değildir. Bunun yerine, dünyayı yok olmaktan kurtarmak için çeşitli güç ve özelliklere sahip bir grup kahraman bir araya gelmektedir. Bu yeni anlatıda kurtuluş tek bir bireyin işi değil, kolektif bir işbirliğinin sonucudur.
Hollywood Kurtarıcıdan Bıktığında...
Hollywood sineması her zaman bir "kurtarıcıya" aşık olmuştur; karanlığın içinden gelen, insanlığı kurtaran ve umudu canlı tutan bir kahraman. Kurtarıcılar Batı sinemasının bel kemiği olmuştur, ancak son yıllarda anlatılarda ince bir değişiklik görülmekte ve eski yaklaşımın (kurtarıcıyı teşvik etme) yanı sıra Hollywood sinemasında kurtarıcı temasına yeni bir bakış açısının gelişmeye başladığı anlaşılmaktadır.
Hollywood artık sadece kurtarıcıyı düşünmüyor; aynı zamanda kurtarıcıyı da eleştiriyor!
* Bazen kurtarıcı başarısız olur,
* Bazen düşmandan daha büyük bir tehdit haline gelir,
* Bazen kurtuluştan eser yoktur ve dünya yok olur!
Örneğin Don't Look Up, Snowpiercer, Dune gibi filmlerde şu mesaj duyulur: "Kurtarıcılar her zaman çözüm değildir; hatta bazen sorunun kaynağı bizzat kendileridir." Bu bakış açısındaki değişim, Batı'daki derin güven ve maneviyat krizinin bir yansımasıdır. Dinine, devletine, bilime ve hatta kendi kahramanlarına şüpheyle bakan bir toplum, artık kurtarıcılara eskisi gibi aynı gözle bakamaz.
Not: Belirtmek gerekir ki yukarıdaki konunun İslami kurtarıcı inancıyla bir ilgisi yoktur; aksine bu, mutlak kurtarıcılığın eleştirisine yönelik bir yaklaşımdır.
Günümüz Hollywood'unda Bütünlük Eksikliği
Daha önce "dünyevi kurtarıcılar" sunarak ilahî kurtarıcı fikriyle rekabet eden Batı sineması, şimdi "kurtarıcıyı tamamen ortadan kaldırma" aşamasına girmiştir. Bazı yeni eserlerde insan kahramanların ortadan kaldırılması, "umudun" ölmesi ve insanın kıyamet dehşeti karşısında yalnız kaldığına dair tehlikeli bir inancın aşılanması anlamına gelmektedir.
Gerçekte bugünün Hollywood'u tek parça değildir; aksine bir ikilik yaşamaktadır: Bir yanda izleyicinin kahraman ihtiyacını tatmin etmek için hâlâ güçlü bir şekilde dünyevi kurtarıcılık davulunu çalan süper kahraman akımı, diğer yanda ise kurtarıcıyı denklemden çıkararak modern insanı savunmasız ve yalnız resmeden bir akım...
Devam edecektir...
Kum İlimler Havzası Mehdeviyet Uzmanlık Merkezi (Batı ve Mehdeviyet Grubu) tarafından hazırlanmıştır.
yorumunuz