Perşembe 9 Temmuz 2026 - 10:27
Şeyh Naim Kasım: "Biz İran'a Güveniyoruz"

Havza / Hizbullah Genel Sekreteri: "İran bize güç, destek ve izzet verdi; bize özgürlüğümüzü elde etme ve topluma hizmet etme imkânı kazandırdı."

Havza Haber Ajansı Çeviri Grubu'nun haberine göre Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Lübnan ve diğer ülkelerde, "Mazlumların İmamı, Şehit Seyyid Ali Hameney"in mübarek naaşının defni ve teşyi merasimiyle eş zamanlı olarak düzenlenen programda yaptığı konuşmada Lübnan hükümeti tarafından imzalanan "çerçeve anlaşmasının" tamamen İsrail'in lehine olduğunu vurguladı.

Şeyh Naim Kasım'ın konuşmasının metni şöyledir:

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd ve şükürler olsun. Yaratılmışların en şereflisi olan Peygamberimiz Muhammed'e, onun tertemiz ve pak Ehl-i Beyt'ine; kıyamet gününe kadar hayırlı ve seçkin sahabelerine salât ve selam olsun.

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Biz, büyük âlim, şehit rehber İmam Hamaney'in (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) cenaze merasiminde bir araya geldik. Allah için ayağa kalkın; çünkü bu cenaze merasimi bir diriliş, bir hareket ve bir inkılaptır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a ve peygamberlerine iman edenler; işte onlar, dosdoğru olanlardır. Şehitler ise Rableri katında mükâfatlarına ve nurlarına sahip olacaklardır."

Biz, mazlumların İmamı'nı uğurluyoruz; ailesi ile birlikte şehadete erişen İmam'ı...

Bizler, Hz. Sahibü’z-Zaman’a (Allah Teâlâ zuhurunu yakınlaştırsın), İmam'ın şerefli ailesi ve tüm sevenlerine; Rehberin şehadeti, ailesinin şehadeti ve Allah’a yakınlık kazanma yolunda İran İslam Cumhuriyeti’nde komutanlardan, halktan ve yetkililerden canlarını feda eden bütün şehitlerin şehadeti dolayısıyla taziyelerimizi sunuyoruz.

Aynı zamanda İslam ümmetine ve bütün insanlığa, insanlığın yolunu aydınlatan bu yüce nişanı; makamları yükselten ve bereketleri gelecek nesiller için başlayan bu şehadet makamını tebrik ediyoruz.

Şehit İmam'ın ruhuna, onunla birlikte şehit olanlara ve bu yolda yürüyen bütün şehitlere, Peygamberimiz Muhammed ve Âl-i Muhammed'e salât ile birlikte Fatiha Suresi'nin sevabını hediye ediyoruz.

İmam Hameney (Allah'ın rahmeti üzerine olsun), kendi çağının eşsiz şahsiyetidir; tarihte benzeri çok az görülen istisnaî ve çağdaş bir liderdir.

O, ümmet üzerinde velayet makamına sahip bir önderdir ve gaybetteki masum İmam Hazret-i Mehdi'nin (Allah zuhurunu hızlandırsın) naibidir.

O, velayet ve merciiyet makamının bütün şartlarını taşıyan bir fakih, büyük bir dinî merci ve büyük bir Ayetullahtır. O; çeşitli alanlarda stratejik bir bakışa sahip, çağdaş İslam medeniyetinin ilke ve temellerini oluşturan bir rehberdir.

O, yol gösteren, himaye eden ve terbiye eden bir önderdir.

O, halk denizinin içinde bir komutandır; insanları hurafelerin zincirlerinden ve maddî putların esaretinden kurtuluşa yönlendirir.

O bir örnektir; hayatı öğretir.

O, yön veren yenilikçi ve yaratıcı bir düşünürdür.

O, dünyadaki olayların boyutlarını bütün yönleriyle kavrayan bilinçli bir siyasetçidir.

O, direnişiyle herkese cesaret, kararlılık, izzet, güven ve Yüce Allah'a tevekkül etme ruhunu aşılayan bir şahsiyettir.

"Onlar Allah'ın mesajlarını tebliğ ederler, O'ndan korkarlar ve Allah'tan başka hiç kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter."

Ey şehit İmam, Rehber Hamaney! Ey benim efendim, komutanım ve kalbimin sevgilisi...

Kalbim ve ruhum size olan sevgiyle öylesine bağlandı ki, bu sevgi bütün varlığımı doldurdu. Sizin sözleriniz, benim ve kardeşlerimin Yüce Allah'a doğru yürüyüşündeki yol ışığıdır. Sizinle yaptığımız görüşmeler, tükenmeyen bir azık; öğütleriniz ise hiç sönmeyen bir umut ışığıdır.

“Rehberliğinizde; Peygamberimiz, peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem) öğretilerini taşıyan bir emaneti; Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (aleyhisselam) adaletle yoğrulmuş hayatını ve onun zühdünü; ‘Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar’ düsturuyla dinin temellerini sağlamlaştıran Hz. Hüseyin’in (aleyhisselam) kıyamını; müminler toplumunu Hz. Mehdi’nin (Allah zuhurunu yakınlaştırsın) sancağını yükseltmeye layık hâle getirme gayretini gördüm. Bu yolun çağımızdaki ihya edicisi, mazlum ve mustazafların ilham kaynağı olan İmam Humeynî’nin (Allah mübarek ruhunu yüceltsin) yolunu pekiştiren bir emanet…

Efendim, sizinle samimiyetle konuşuyorum:

9 Ekim 2024 (18/7/1403) tarihinde bana ulaşan yazınızda söyledikleriniz beni derinden şaşırttı. Bu yazı, ümmetin şehitlerinin efendisi, bizim komutanımız ve sevgilimiz olan yüce şehit Seyyid Hasan'ın (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) şehadetinden 12 gün sonra ve Seyyid Haşimi'nin (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) şehadetinden 6 gün sonra gelmişti. Yani benim, Hizbullah'taki kardeşlerim tarafından genel sekreter olarak seçildiğim dönemde...

Sizin gönderdiğiniz mektupta şu ifadeler yer alıyordu:

"Sizin, bizim değerli Seyyid şehidimize verdiğiniz destek kadar, ben de size destek vereceğim."

Bu cümleyi defalarca okudum.

Bu büyük İmam ne yaptı?

Sanki şöyle demek istedi:

"Ben sizin yanınızdayım. Size destek olacağım. Ne istiyorsanız isteyin; bütün gücümle sizin yanınızda olacağım. Dünya karşınıza dikilse bile korkmayın. Ben, müminler ve mücahitlerle birlikte; Allah ve melekler de sizinle beraberdir ve sizi desteklemektedir."

Bu büyük bir değerdir. Bu destek, bir yola verilen destektir; direnişe verilen destektir.

Bütün bu süre boyunca, şehadetine kadar, komutan İmam bizden hiçbir şey istemedi.

Bizim durumumuzu takip edenlere sürekli şöyle derdi:

"Onlara sorun, neye ihtiyaçları var? Ne istiyorlarsa onlara verin. Bu cesur ve yiğit insanlar için hiçbir şeyi esirgemeyin. Çünkü onlar hak, özgürlük ve insan onuru uğruna, Allah'a yakınlaşma niyetiyle mücadele ediyorlar."

O bizden hiçbir şey istemedi; biz ise her şeyi istedik ve istediğimiz her şeye ulaştık.

“Bu, ümmetin şehitlerinin efendisi Seyyid Hasan’ın (Allah ondan razı olsun) döneminde de aynı şekilde devam eden bir yoldu. Ben de bu sürecin içindeydim; her zorlukta, her dönemeçte ve her aşamada konuları büyük bir hassasiyetle takip ederdim. Siz de her defasında ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sorardınız.”

Sen, başkalarını destekleyen; fakat kimseye ihtiyaç duymayan bir velisin.

Sen açıkça dile getirmeden, yalnızca bir işarette bulunduğunda bile o anlam kalplerimize ve akıllarımıza yerleşir.

Ben değerli Seyyidimizin şehadetinde şöyle dedim:

"Seyyid Hasan'ın ruhu diridir."

Ve dedim ki:

"Biz Seyyid Hasan Nasrallah'ı bedeniyle uğurladık; fakat onun ruhu, yolu ve sesi her zaman içimizde var olacak ve sonsuza kadar yaşamaya devam edecektir."

Ben ne kadar da yetersizim, ne kadar da hakkını teslim etmekten acizim… Bu büyük fedakârlıklar, doğru ve sahih yolun artık sağlam bir şekilde yerleştiğini gösteriyor. Biz de sizin söylediğiniz şu sözü tekrar ediyoruz: 

‘Sen bizim içimizde yaşıyorsun ve daima bizimle kalacaksın.’

Efendim, biz bu yolu velayet sahibi Hazret-i Ayetullah Seyyid Müçteba (Allah gölgesini daim kılsın) ile sürdüreceğiz.

Onun rehberliği devraldığı bu dönemde, onunla birlikte sizinle hissettiğimiz aynı duyguyu yaşadık. Bu, evliyanın yoludur; salihlerin yoludur; izzet yoludur.

Biz İran ve Irak'taki milyonluk kalabalıkları gördük; her sınırı aşan bu toplulukları...

Tarihte, Tahran'da yirmi milyon insanın toplandığı; Kum, Necef, Kerbelâ ve Meşhed'de milyonların bir araya geldiği hiçbir yürüyüş görülmemiştir.

Bu milyonlar; inançlarını, sevgilerini, fedakârlıklarını ve temsil ettikleri bu hareketle ve taşıdıkları bu sembolle olan bağlarını ortaya koymaktadırlar.

Öyleyse dünya görsün:

Bu milyonlarca insanın oluşturduğu kalabalıklar sıradan kalabalıklar mıdır? Aksine bu manzara, İran İslam Cumhuriyeti’ndeki İslamî nizamın; halka dayanan, insanı merkeze alan ve diri, canlı bir yapıya sahip olan bir nizam olduğunu göstermektedir.

Gerçekten de bu büyük İran halkına selam durmam gerekir. Siz bizim itibarımızı korudunuz; dünyaya, bu liderliğe layık olduğunuzu ve bütün dünya için bir örnek olmaya layık olduğunuzu gösterdiniz.

Biz sizi seviyoruz. Sizinle birlikte olacağız ve insan onuru ve insan özgürlüğü uğruna; sömürgeciliğin, İsrail'in ve yeryüzündeki zalimlerin karşısında tek bir el olacağız.

Bu kalabalıklar, nurani topluluklardır; sarsılmaları ve zayıflamaları mümkün değildir.

Burada kısa bir ifade, şehadetin özelliklerini ortaya koymaktadır:

"Şehadet hayattır ve kıyamdır; kıyam ise izzettir. Aziz olan da galip olandır."

Ey efendim, senin şehadetin; bölgenin dengelerini ve özelliklerini değiştirecek inkılabî bir yolun başlangıcıdır.

"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar diridirler; ancak siz bunu anlayamazsınız."

İmam Humeynî (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) şöyle demişti:

"Bizi öldürün; çünkü milletimiz daha çok ve daha çok bilinçlenecektir."

İmam Hüseyin (aleyhisselam) öldürüldü; fakat onun kanından Hüseynî kıyam doğdu. Hamaney de şehit edildi; böylece Hamaney'in yolunu sürdüren bir hareket doğdu. Bu, kesintisiz devam eden bir miras ve yükseltilen bir sancaktır.

Ey sapkın münafıklar, ey Allah'a itaatten uzak inkârcılar! Hâlâ anlamanın zamanı gelmedi mi ki; öldürülmek bizim için bir alışkanlıktır ve bizim izzetimiz, Allah katındaki şehadettir! Dostlarımız ise sevgiyi, kararlılığı ve bu emaneti sürdürme iradesini daha da artırmaktadır.

Efendim...

Lübnan'daki mücahitler, Hizbullah'ın evlatları; şehadet ve velayet sevdalılarıdır. Onlar güzel bir şekilde mücadele ettiler; dünyaya daha önce görmediği bir örnek gösterdiler. Bu, velayetin bereketlerindendir.

Efendim...

Direnişi seven ve ona gönülden bağlı olan bizim dirençli halkımız, büyük fedakârlıklar yaptı ve daha fazlasına da hazırdır. Asla sarsılmadan hazırdır!

Sizden sabırlı, mücadeleci ve cömert olmayı; durmadan yola devam etmeyi öğrendiler. Çünkü izzetlerini korumak istiyorlar! Hiçbir şekilde zilleti kabul edemezler.

Bu, yenilmeyen bir halktır; çünkü velayet terbiyesiyle yetişmiştir:

"Heyhat! Bizden zillet uzaktır."

İmamımız Hamaney (Allah'ın rahmeti üzerine olsun), ümmeti bir baba şefkatiyle yönetti ve izzet yollarını, gerçek Muhammedî İslam'ın öğretileri doğrultusunda, beş temel ve açık sütun üzerine korudu:

1. Devletin ve toplumun inşası

2. İşgalciliğe ve sömürgeciliğe karşı direnişin desteklenmesi

3. Millî, İslamî ve insanî birlik

4. Pusulanın Filistin'in özgürlüğüne yönlendirilmesi

5. Bağımsızlık ve hiçbir güce bağlı olmamak.

Amerika ve İsrail'in İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırısı, tek başına direnen ve saldırının hedeflerini boşa çıkaran bir ülkeye karşı gerçekleştirilen küresel bir saldırıdır.

İran, halkının birliğiyle daha da güçlendi ve rehberliğin etrafında daha sıkı kenetlendi.

İran'ın güçlü olma hakkı vardır. Barışçıl nükleer enerjiye sahip olma hakkı vardır. Uluslararası ilişkilerini kendi iradesi doğrultusunda kurma hakkı vardır.

Fakat zalim Amerikan gücü ve onun ortağı İsrail, bu milleti özgürlüğünden, konumundan ve rolünden mahrum bırakmak istedi. Ancak bunu başaramadılar.

Amerika ve İsrail yenildi; ulaşmak istedikleri hedeflere ulaşamadılar. İran ise aziz ve başı dik bir şekilde bu süreçten çıktı.

Biz, bize destek veren İslamî İran'a şunu söylüyoruz:

Bu İran; Amerika-İran mutabakatının hazırlanması sırasında, birinci maddede Lübnan'daki ateşkesi ve İsrail'in geri çekilmesini güvence altına alan İran'dır. Ayrıca Amerika ile yaptığı anlaşmada ilerleyemeyeceğini, Amerika'nın bu ilk maddeyi uygulaması gerektiğini açıkça vurgulayan İran'dır.

Bunun sonuçlarından biri, mevcut ihlallere rağmen saldırıların genel olarak durması ve ateşkesin sağlanması oldu. Ancak bu, tamamlanması gereken bir süreçtir. Biz, İslam Cumhuriyeti'nin bunu takip edeceğine güveniyoruz; yetkililer de bunu ifade etmektedir.

İran'a; rehberlik makamındaki İran'a, hükümetine, Devrim Muhafızları'na, ordusuna, halkına ve seçkinlerine teşekkür ediyoruz.

Hepinize teşekkür ediyoruz.

Çünkü gerçekten siz, bölgenin gerçeklerini özgürlük ve kurtuluş lehine değiştirecek olan kimselersiniz.

İran bize güç, destek ve izzet verdi; bize özgürlüğümüzü elde etme ve topluma hizmet etme imkânı kazandırdı. Eğer İran olmasaydı ateşkes gerçekleşmezdi.

Direnişin sabrından ve sebatından sonra, ortada iki temel unsur vardır: Birincisi, direnişin ve direniş halkının kararlılığıdır; ikincisi ise İran'ın desteğidir. İran'ın desteği ikinci temel dayanak ve gerçek bir güçtür. Biz bu yola tutunduk; zira yararı defalarca ispatlanmış ve bize ilave bir güç kazandırdığı görülmüştür.

Hepimiz, Amerika'nın Lübnan üzerindeki hâkimiyetini ortadan kaldırmak için çalışmalıyız.

Amerika hilekârdır. Amerika sömürgecidir. Amerika, düşman İsrail'e hizmet eden talepleriyle Lübnan'ı yormaktadır. Amerika, Lübnan'ı adım adım işgal etmektedir.

Bazıları şöyle diyor: "Neden İran ile ilişki kuruyorsunuz?"

Kardeşim, biz bundan fayda görüyoruz!

Fakat bana söyleyin: Amerika ile neden ilişki kuruyorsunuz? Oysa Amerika sizi küçük düşürüyor, sizi birtakım tercihlere zorluyor, servetlerinizi alıyor ve size hiçbir şey vermiyor.

Ateşkesten bugüne kadar yüzlerce ihlal gerçekleşti. Bunların sonuncusu ise Nebatiye el-Fevka'da, sivil bir araçta, sivil bir evde, sivil bir bölgede okul müdürü Gandur, annesi ve iki hizmetlisiyle birlikte öldürülmesidir.

Devlet yetkilileri ne diyor?

Amerika'dan hesap sormak için ne yaptınız?

Yaşanan her şey Amerika'nın kararıyla gerçekleşmektedir. Hatta İsrail bile sürekli şöyle diyor: "Amerika'dan izin aldık."

Yani onun izni olmadan hiçbir şey gerçekleşmiyor.

Bizi mülksüzleştiren, haklarımızdan mahrum bırakan Amerika'dır. Vahşi şekilde davranan yine Amerika'dır.

Lübnan hükümetinin imzaladığı çerçeve anlaşma, tamamen İsrail'in lehinedir.

Eğer İsrail bu anlaşmayı tek başına düşünmüş olsaydı, Amerika ve Lübnan hükümetinin iş birliği olmadan bunu gerçekleştiremezdi.

Bu anlaşmanın bütün maddeleri yanlıştır. Batıl üzerine kurulan her şey batıldır. Çünkü bu müzakerenin temeli; şer'î değildir, hukukî değildir, uluslararası sözleşmelere dayalı değildir ve olağan değildir.

Anlaşmanın bütün içeriği Lübnan'ı düşman İsrail'e teslim etmektedir.

Hatta içinde "geri çekilme" kelimesi bile yoktur; bunun yerine "mevzi değiştirme" ifadesi kullanılmaktadır. Yani İsrail'in onayıyla Lübnan'ın bir parçası ona aitmiş gibi kabul edilmektedir.

Dahası siz de onlarla birlikte direnişi ve Lübnan'ın gücünü hedef alıyorsunuz; onlar da bunu nasıl yaptığınızı denetleyeceklerdir!

Sizi size yakın olanların sözlerine yönlendiriyorum.

Yani bu anlaşmaya yalnızca biz karşı çıkmadık; yalnızca direniş ekseni karşı çıkmadı. Sizin kendi çevrenizdeki gruplar bile size şunu söylüyor:

"Bu anlaşma kötüdür. Bu anlaşma zillet vericidir. Bu anlaşma sizi düşürür."

Siz "Çerçeve Anlaşması" diyorsunuz; onu bir kenara bırakın, çöpe atın.

Hükümetin "Biz bu anlaşmayı istemiyoruz." demesine bir engel mi var?

Artık açıkça görülmüştür ki bu anlaşma tamamen İsrail'in lehinedir ve Lübnan halkını ikiye bölmüştür.

Cesaret gösterin, cesaret gösterin!

Devlet için, Lübnan halkını birleştiren bir tavır aldığı yazılması; halkı bölen bir tavır aldığının yazılmasından daha iyidir.

Sonuçta bu anlaşmanın hiçbir maddesi uygulanmayacaktır ve siz hiçbir şey yapamayacaksınız. Cumhurbaşkanı şöyle soruyor: "Bana bir çözüm yolu gösterin." Ben sana bir çözüm yolu gösteriyorum: Biz seninle dolaylı müzakereyi kabul ediyoruz. En azından dolaylı müzakere olduğunda; size bir şey sunulduğunda bunu uzmanlarla inceleyin, ilgili taraflarla istişare edin, hazırlığınızı yapın, düşünerek cevap verin ve tepkileri gözlemleyin. Cumhurbaşkanı Berri'nin 27-11 anlaşmasındaki tecrübesine bakın. İsrail, kendi çıkarlarını görmediği için o anlaşmaya uymadı; fakat orada bir tartışma ve müzakere yöntemi vardı.

İran ve Amerika'ya bakın; kırk, kırk beş gün boyunca bir anlaşma hazırlamak için çalıştılar. Siz neden acele ediyorsunuz?

Diyorsunuz ki: "Vallahi baskı altındayız." Sizi kim baskı altına alıyor? Eğer halkınızla birlikte olursanız, hiç kimse sizi baskı altına alamaz.

Ama böyle davranarak bir makam elde edeceğinizi düşünüyorsanız; hayır, bir makam elde edemeyeceksiniz. Çünkü hiçbir şey kazanamayacak ve hiçbir şey yapamayacaksınız.

Eğer iş birliği yapmazsak iş ilerlemez.

Sizi geri adım atmaya davet ediyorum.

Biz fitneye sürüklenmeyeceğiz; fakat kimsenin bize saldırmasına da izin vermeyeceğiz. Sesimiz yüksek olacak ve tutumlarımız, Lübnan'ın egemenliği ve insan hakları lehine kesin ve kararlı olacaktır.

Öncelik, egemenliği yeniden kazanmak ve İsraillileri topraklarımızdan çıkarmaktır. Hiç kimse bize çözüm dayatmayacaktır. Çözümleri birlikte tartışacak ve birlikte kararlaştıracağız.

Lübnan ordusunun Litani Nehri'nin güneyinde konuşlanması karşılığında İsrail'in geri çekilmesinden başka hiçbir çözüm yoktur.

Bu sınırlar, defalarca ifade ettiğimiz beş maddeyle belirlenmiştir:

1. İsrail'in geri çekilmesi ve Lübnan ordusunun Litani Nehri'nin güneyinden sınırlara kadar konuşlanması

2. Hava, kara ve denizde saldırıların durdurulması

3. Yıkımın sona erdirilmesi ve tüm ihlallerin son bulması

4. Esirlerin serbest bırakılması

5. Yeniden imar ve halkın köylerine son karış toprağa kadar geri döndürülmesi.

Biz İran-Amerika mutabakatı sürecine bağlı kalıyoruz ve bununla birlikte sahada varlığımızı sürdüreceğiz.

Teslim olmayacağız.

Direnişi sona erdirme hedefini gerçekleştiremediği için bu projeyi nasıl boşa çıkardıysak, yine halkımızla birlikte sahada durmaya devam edeceğiz.

İsrailliler huzur bulamayacak. Bu toprakların özgürlüğüne ulaşmasını sağlayacak her şeyi yapacağız ve Allah'ın izniyle topraklarımızı özgürlüğüne kavuşturacağız.

Allah, İmamımız ve rehberimiz, şehit İmam Hameney'e; ailesine, bütün sevenlerine ve şehit olan herkese rahmet eylesin.

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha