Havza Haber Ajansı'nın aktardığına göre Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Seyyid Ali Humeynî geçtiğimiz akşam Hazret-i Fatıma Masume'nin (s.a.) mukaddes türbesinde düzenlenen Şehit İmam Âyetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney'i (r.a.) anma töreninde yaptığı konuşmada, şehit rehberin kaybının ağırlığına değinerek şöyle dedi:
"Bu hadisenin gerçekleştiğine hâlâ birçoğumuz inanmakta zorlanıyoruz. Aradan geçen zaman da bu acının şiddetini azaltabilmiş değil. Bazen televizyonu açtığımızda, farkında olmadan şehit rehberi yeniden ekranda görmeyi, halkın karşısına çıkıp konuşmasını bekliyoruz. Hatta İmam Humeynî Musallâsı'nı gördüğümüzde, bir an için onun yeniden oraya gelip namaz kıldıracağını düşünüyoruz. Fakat dünyanın değişmez kanunu budur."
Hiç kimsenin bu dünyada ebedî olmadığını belirten Hüccetü'l-İslâm Humeynî sözlerini şöyle sürdürdü:
"Eğer büyük şahsiyetler ve salih kullar bu dünyada kalacak olsalardı, her şeyden önce Allah Resûlü (s.a.a.) kalırdı. Ondan sonra da Emirü'l-Müminîn Hz. Ali (a.s.), İmam Hasan Müçteba (a.s.) ve İmam Hüseyin (a.s.) bu dünyada yaşamaya devam ederdi. Dünya geçici bir yurttur. Böylesine büyük musibetler karşısında sabır, sebat ve Allah'a tevekkül etmekten başka çare yoktur."
İran Halkının Yas Tutmaya Bile Vakti Olmadı
Hüccetü'l-İslam Humeynî, şehit rehberin şehadetinin ülkenin son derece hassas bir dönemine denk geldiğini belirterek şöyle dedi:
"İran milleti öyle bir döneme girdi ki aslında yas tutmaya bile fırsatı olmadı. Daha şehadetin yaşandığı ilk gece de söylemiştim; ülke son derece kritik şartlar altındaydı. Çok ağır bir savaş sürerken, dünyanın görünürdeki en büyük gücü bütün imkânlarını İslam Cumhuriyeti'ne darbe vurmak için seferber etmişti. Böyle bir ortamda ne köşeye çekilmek mümkündü, ne üzüntüye kapanmak, ne de meydandan ayrılmak."
O dönemde herkesin İslam Cumhuriyeti'nin temellerini savunmak için sahada bulunmakla yükümlü olduğunu söyleyen Hüccetü'l-İslam vel-Müslimin Seyyid Ali Humeynî, İran halkının bu tarihî sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirdiğini ifade etti.

Düşman, İslam Cumhuriyeti'nin Birkaç Gün İçinde Çökeceğini Sanıyordu!
İslam Cumhuriyet düşmanlarının hesaplarına değinen Hüccetü'l-İslam Humeynî şöyle konuştu:
"İlk günlerde birçok dünya gücü, Amerika'nın iki ya da üç gün içinde İslam Cumhuriyeti'nin temelini nasıl ortadan kaldıracağını bekliyordu. Amerika'nın liyakatsiz ve habis yöneticisi tehditkâr ifadeler kullanıyor, hatta İran halkına lider tayin etmesi gerektiğini bile iddia ediyordu. Oysa bu, boş ve bâtıl bir hayalden başka bir şey değildi."
İmam Humeynî'nin torunu Hüccetü'l-İslam Humeynî, İran halkının tam da bu tarihî dönemeçte kendi kaderini belirlemek için içeriden ya da dışarıdan kimsenin reçetesine ihtiyaç duymadığını gösterdiğini belirterek İmam Humeynî'nin (r.a.) ve Şehit Rehberin milletin gönlüne yerleştirdiği değerlerin o günlerde açıkça ortaya çıktığını, halkın iradesini ve bağımsız karar verme gücünü ortaya koyduğunu söyledi.
Hüccetü'l-İslam Humeynî şöyle dedi:
"İslam Cumhuriyeti'ni koruyan, bu halktır. Füze üslerinde, rampaların yanında, güçlü Devrim Muhafızları'nın, kudretli ordunun yanında ve ülkenin sokaklarında dimdik duran yine bu halktır. Düşmanların bütün hayallerini ve planlarını boşa çıkaran da yine onlardır."
Bu nedenle böyle bir millete daima minnettar olunması gerektiğini, en zor günlerde güvenliği, bağımsızlığı ve ülkenin izzetini koruyanların halk olduğunu vurguladı.
Hüccetü'l-İslam Humeynî, inkılabî güçlere ve sahadaki halka yönelik bazı yaklaşımları eleştirerek şöyle dedi:
"Kriz zamanında herkes bu halka dayanacak, onları meydanlara çağıracak, düşmanın karşısına çıkaracak; onlar da yıllarca hazırlanan bütün düşman planlarını boşa çıkaracak. Ama kriz sona erince aynı insanlara 'radikal' ya da 'aşırıcı' denilecek. Bu kabul edilemez."
İslam İnkılabı'nın idealleri için slogan atan insanların aşırıcı olarak nitelendirilmemesi gerektiğini belirten Hüccetü'l-İslam Humeynî ülkeyi savunan ve İran'ın onurunu koruyanların yine bu insanlar olduğunu söyledi.

Şehit Rehber'e Suikast, İran'a Yapılmış En Büyük Hakaret idi
Hüccetü'l-İslam vel-Müslimin Humeynî, şehit rehbere yönelik suikastın yalnızca siyasî veya dinî bir şahsiyete yönelik olmadığını, İran'a, İran milletine ve ülkenin millî kimliğine yapılmış büyük bir hakaret olduğunu belirterek şöyle dedi:
"Bugün oturup düşünmeliyiz; İran'a ve İranlıya yapılabilecek en büyük hakaret gerçekleşmiştir!"
Herkesin aynı siyasî görüşü paylaşmak zorunda olmadığını, hatta bazı insanların şehit rehbere ilgi duymamış olabileceğini söyleyen Hüccetü'l-İslam Humeynî, buna rağmen bir kişinin zor ve güç kullanarak İran'ın dinî ve siyasî liderini hedef alabileceğini düşünüp ardından hiçbir bedel ödemeden yoluna devam etmesini kabul etmenin mümkün olmadığını ifade etti. İran milletinin böyle bir olaya kayıtsız kalamayacağını vurgulayarak şöyle konuştu:
"Evlerimizde oturup bu cinayetin faillerinin serbestçe dolaşmasını ve hatta işledikleri suçla övünmelerini seyredebilir miyiz?"
Bu olayın yalnızca bir kişinin şehadeti değil, İran milletinin izzet ve haysiyetine yönelik bir saldırı olduğunu belirtti.
Şehit Rehberin İntikamını Düşünmeyen Bir Yetkili Vicdanını Sorgulamalıdır
Hüccetü'l-İslam Humeynî intikam konusuna değinerek şöyle dedi:
"İntikamın nasıl alınacağı veya ayrıntıları hakkında konuşmuyorum. Ancak İslam Cumhuriyeti yetkililerine şunu söylüyorum: Biz yetkilileri ehil, samimi ve Şehit Rehber'e bağlı insanlar olarak görüyor, hepsiyle iftihar ediyoruz. Ama Şehit Rehber'in kanının intikamını düşünmeyen her yetkili kendi vicdanını sorgulamalı ve görevini yeniden değerlendirmelidir."
Hüccetü'l-İslam Humeynî, ülkenin dört bir yanında düzenlenen anma programlarına değinerek şöyle dedi:
"Bu günlerde birçok yerde Şehit Rehber için törenler düzenleniyor. Bu törenleri nasıl tanımlayacağımı çok düşündüm. Sonunda en doğru ifadenin, bizzat onun kullandığı ifade olduğuna karar verdim."
Şehit Rehber'in, "Bizim hüznümüzün cinsi, Seyyidü'ş-Şühedâ İmam Hüseyin'in hüznü gibidir." dediğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"Nasıl ki İmam Hüseyin (a.s.) için matem meclisi düzenleyip onun katillerinden söz etmemek düşünülemezse, Şehit Rehber için düzenlenen programlarda da küresel emperyalizmden ve bu cinayetin faillerinden bahsetmemek mümkün değildir."
"Kahrolsun Amerika" Sloganı Bu Törenlerde Yer Almalıdır
Hüccetü'l-İslam Humeynî şöyle dedi:
"Şehit Rehber'in anma programları sessizlik, edilgenlik ve kayıtsızlık meclisleri değildir ve olmamalıdır! Bu törenlerde emperyalizmin işlediği suçlar kınanmalı ve 'Kahrolsun Amerika' sloganı da yerini almalıdır. Çünkü Şehit Rehber'i anıp da onun katilleri ve destekçileri karşısında susulamaz."
Şehit Rehber'in Adı İran Milletinin Hafızasında Sonsuza Kadar Yaşayacaktır
Hüccetü'l-İslam Humeynî, cinayeti işleyenlerin onun adını ve yolunu silmek istediklerini ancak tam tersine onu ölümsüzleştirdiklerini belirterek, İran milletinin Şehit Rehber'in adını ve yolunu hiçbir zaman unutmayacağını söyledi.

Gelecek Nesillere Şehit Rehber'in Düşüncesi Anlatılmalıdır
Hüccetü'l-İslam Humeynî herkesin rehberin şahsiyetini, düşüncelerini ve yönetim anlayışını gelecek nesillere aktarmasının bir görev olduğunu ifade etti.
Şehit Rehber'i tanımanın en güzel yollarından birinin, yaklaşık kırk yıl boyunca İmam Humeynî hakkında yaptığı konuşmaları incelemek olduğunu belirterek onun bütün fikrî ve manevî varlığını İmam'ın mektebinden aldığını söyledi.
İmam Humeynî için Söylediği Bütün Özellikler Kendi Şahsında da Vardı
Hüccetü'l-İslam Humeynî şöyle dedi:
"Şehit Rehber, İmam Humeynî'nin cesaretinden söz ettiğinde aynı cesareti kendi hayatında da sergiliyordu. İmam'ın ihlasından bahsettiğinde, aynı ihlas kendi kalbinde de bulunuyordu. Bu yüzden onu tanımak isteyenler, onun İmam hakkında yaptığı konuşmalara başvurmalıdır."
Hüccetü'l-İslam Humeynî, Şehit Rehber'in en büyük hizmetinin İslam İnkılabı söylemini koruyup güçlendirmesi olduğunu belirterek, İmam Humeynî'nin vefatından sonra birçok kişinin bu söylemin zamanla zayıflayacağını düşündüğünü; ancak onun yönetimi sayesinde bu söylemin her yıl daha da güçlenerek yeni nesillere aktarıldığını söyledi.
İslam İnkılabı Söylemi Köklü ve Kalıcıdır
Kur'an'daki "Tayyibe Kelime" ve "Tayyibe Ağaç" benzetmesine atıfta bulunan Hüccetü'l-İslam Humeynî, İslam İnkılabı söyleminin de kökleri çok derin olan böyle bir ağaç gibi sağlam ve kalıcı olduğunu ifade etti.
Amerika ve İsrail Bütün Güçleriyle Sahaya İndi
Hüccetü'l-İslam Humeynî, Amerika'nın bütün gücüyle, İsrail'in ise tüm askerî ve istihbarî kapasitesiyle savaşa katıldığını belirterek, 12 günlük savaşın ardından artık kimsenin Amerika'nın gücünü tam kullanmadığını iddia edemeyeceğini söyledi.
Geçmişte bazı insanların Amerika doğrudan savaşa girerse İslam Cumhuriyeti'nin kısa sürede çökeceğini düşündüğünü hatırlatan Hüccetü'l-İslam Humeynî, son savaşın bunun tam tersini gösterdiğini ifade etti.

İran Milleti Bu Savaşta Galip Geldi
Hüccetü'l-İslam Humeynî şöyle dedi:
"İslam Cumhuriyeti'ne dayatılan bu savaşta yenilen İran değildi. Galip gelen İran milletiydi. Hiçbir uzman Amerika'nın bu savaşta stratejik başarı elde ettiğini söyleyemez."
İmam Humeynî'nin bütün mücadele boyunca yalnızca Allah'a ve halka dayandığını, ne Doğu'ya ne de Batı'ya yaslandığını belirten Hüccetü'l-İslâm Humeynî, silahlı mücadele ve suikast önerilerine rağmen İmam'ın daima halkın sahada olmasını esas aldığını söyledi.
Yurt dışındaki rejim muhaliflerini de eleştiren Hüccetü'l-İslam Humeynî, onların dış müdahale için halkı sokağa çağırdıklarını ancak planlarının başarısız olduğunu ifade etti.
Savaşın Bedeli Vardır; Fakat Ondan Korkulmamalıdır
Hüccetü'l-İslam Humeynî, savaşın elbette ağır bedelleri ve sıkıntıları olduğunu, ancak korkuya yol açmaması gerektiğini belirterek, İslam Cumhuriyeti'nin savaş başlatan taraf olmadığını; fakat savaş dayatıldığında kendisini savunmaya hazır olduğunu söyledi.
Müzakere, Barış Anlamına Gelmez
Hüccetü'l-İslam Humeynî konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Müzakereyi barışla eş anlamlı görmemek gerekir. Defalarca söyledim; müzakere barış demek değildir. 'Suçlu Amerika' ile gerçek anlamda barış mümkün değildir. Müzakere etmek de İslam Cumhuriyeti'nin ilkelerinden vazgeçmek anlamına gelmez."
Hüccetü'l-İslam Humeynî ayrıca İslam Cumhuriyeti'nin kimliğinin küresel emperyalizme boyun eğmemek olduğunu belirterek, müzakerenin de savaşın bir türü olduğunu, savaşın yalnızca askerî çatışmadan ibaret olmadığını ifade etti.
Amerika ile Barış Amacı Taşıyan Müzakereyi İhanet Olarak Görüyorum
Hüccetü'l-İslam Humeynî şu ifadeleri kullandı:
"Amerika ile barış sağlamak amacıyla yapılacak her türlü müzakereyi reddediyorum. Kim Amerika ile barış için müzakere etmek isterse haindir. Kim Amerika'ya dostluk mesajı gönderirse, onun ağzı habis ve necistir."
İslam Cumhuriyeti ile Amerika arasındaki anlaşmazlığın yeni olmadığını, Amerika'nın İran'da gerçekleştirdiği darbeye kadar uzandığını belirten Hüccetü'l-İslam Humeynî, son olaylarla birlikte bu düşmanlığın çok daha derinleştiğini ve kendi ifadesiyle Amerika ile artık "kan davası (pederkuştegî)" oluştuğunu söyledi.
Hüccetü'l-İslam Humeynî, İran halkına ve Ehl-i Beyt meddahlarına teşekkür ederek onların bu süreçte önemli görevler üstlendiklerini ifade etti.
Halk, İnkılap Rehberi Aksini Söyleyene Kadar Meydanlarda Kalacaktır
Hüccetü'l-İslam Humeynî şöyle dedi:
"Millet şartları doğru değerlendirdiği için meydana çıktı. Bu meydanlardaki kalabalıkların ne zamana kadar süreceği soruluyor. Cevabı çok açıktır: İnkılap Rehberi Hazret-i Âyetullah Seyyid Müçteba Hamaney talimat verinceye kadar halk sokaklarda ve meydanlarda kalacaktır. Ne zaman farklı bir görev verilirse, halk o görevi de yerine getirecektir."
Amerika, İran ve Irak Halklarının Arasını Açmaya Çalışıyor
Hüccetü'l-İslam Humeynî, Amerika'nın yıllardır İran ve Irak halklarını birbirinden uzaklaştırmaya çalıştığını; buna karşılık iki ülke halklarının kültürel faaliyetlerle bu planları boşa çıkardığını söyledi.
Şehadetten Sonra Bütün Komplolar Boşa Çıktı
Şehit Rehber'in şehadetinden sonra düşmanın bütün planlarının boşa çıktığını belirten Hüccetü'l-İslam Humeynî, Irak'ta Ramazan Bayramı gününde bile ülkenin genel havasının matem içinde olduğunu söyledi.
Konuşmasının sonunda Hüccetü'l-İslam Humeynî şöyle dedi:
"Irak'ta yaşananlar, bu halkın inkılap rehberlerine duyduğu sevginin derinliğini gösterdi. Bana göre Şehit Rehber'in naaşı Afganistan'a, Pakistan'a, Hindistan'a veya başka birçok ülkeye götürülmüş olsaydı, aynı manzaralar oralarda da yaşanırdı. O zaman dünya mazlumlarının İmam'a, İslam İnkılabı'na ve İslam Cumhuriyeti'ne olan sevgisi daha açık şekilde ortaya çıkardı."

yorumunuz