Havza Haber Ajansı’nın aktardığına göre İmam Zeynelâbidîn’in (a.s.) mübarek dualarını içeren Sahîfe-i Seccâdiyye, hiç şüphesiz İslam kültürünün temel özelliklerini tanıtıp açıklayan en önemli İslami kaynaklardan biridir. Bunun yanı sıra, mümince bir yaşam tarzının yaygınlaştırılmasında da son derece önemli bir role sahiptir.
Sahîfe-i Seccâdiyye araştırmacısı ve Hadis Bilimleri Üniversitesi öğretim üyesi Dr. İsmail’e göre yaşam tarzı; insanın hayatı boyunca benimsediği yaşama biçimidir. Bu yaşam biçiminin temelleri ailede atılır ve kültür, etnik yapı, din, ekonomik ve sosyal durum ile kişinin inanç ve değerlerinden etkilenerek şekillenir.
Dr. İsmail ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Yaşam tarzı da insan hayatına ilişkin birçok konu gibi köklerini dinden alır. Yüce Kur’an, insanlık için en mükemmel rehber kitap olarak hayatın bütün alanlarında doğru yaşamın yol haritasını ortaya koymuştur. Masum İmamlar (a.s.) ise Kur’an’ın öğretilerini açıklamakla kalmamış, Kur’an merkezli yaşam tarzını kendi davranışlarında somutlaştırmışlardır. Bu nedenle yaşam tarzını, kaynağını bir kültür veya alt kültürde oluşan inançlar, değerler ve normlardan alan, din unsurundan etkilenen sistemli davranış kalıplarının bütünü olarak görüyoruz.”
Hayat Ancak Dindarlıkla Anlam Kazanır
Dr. İsmail sözlerine şöyle devam etti: “Gerçekte hayat, saf ve ilahî dinî öğretilere dayanır. Her ne kadar insan zaman zaman onu asli yolundan uzaklaştırmaya çalışmış olsa da biz inanıyoruz ki gerçek anlamda yaşayan, yalnızca dindar insandır. Nitekim Müminlerin Emîri Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: ‘Hayat ancak dindarlıkla vardır.’ Bu hikmetli sözden hareketle söyleyebiliriz ki çevremizde birçok insan hayatta görünse de kelimenin gerçek anlamıyla yaşamamaktadır.”
Dinî Terbiyede Ailenin Belirleyici Rolü
Dr. İsmail, aile kurumunun bireyin doğru örneklerle buluşmasında en büyük etkiye sahip olduğuna dikkat çekerek şöyle dedi: “Doğal olarak kültürlü ve fazilet sahibi anne-babaların yetiştirdiği çocuklar da kültürlü olur. Nitekim ‘Buğdaydan buğday, arpadan arpa çıkar’ denilmiştir. Yüce Kur’an bütün yüceliğine rağmen toplumun tamamını değil, yalnızca takvâ sahiplerini hidayete erdirir. ‘Huden lil-muttakîn’ (Takvâ sahipleri için bir hidayettir.) ifadesi de bunu göstermektedir. Yani zengin İslam kültürü, ancak başlangıç düzeyinde takvâ cevherine sahip olan kişinin gönlüne yerleşir. Aksi takdirde Kur’an şöyle buyurur: ‘Zalimlerin ise ancak ziyanını artırır.’”
Dinî Eğitimde Aile Kurumunun Eşsiz Önemi
Dr. İsmail sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk takvânın kökleri ailede yerleşir. Toplumdaki diğer kültürel kurumlar da belirli bir program doğrultusunda bu temeli güçlendirmelidir. Başlangıç düzeyinde takvâ sahibi olan kimse inatçı ve bağnaz değildir; aksine hakikati kabul etmeye açıktır. Hakikati kabul etme ruhu, sağlıklı bir aile ortamında oluşur. Öyle bir aile ki çocuk, anne ve babasının davranışlarında din ve nefsânî arzular arasında çelişki görmez; aksine bu çatışmada dinin hâkim olduğunu müşahede eder.”
Üniversite öğretim üyesi ve kültürel faaliyetler alanında çalışan Dr. İsmail son olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Aile kurumundan sonra, İslami yaşam tarzının altın üçgeninin ikinci ayağını okul, ardından da yükseköğretim kurumları oluşturur. Çünkü öğretmen ve akademisyenin davranışları yeni nesil üzerinde en büyük etkiye sahiptir. Üçüncü ayağı ise toplumun kültürel kurumları oluşturur. Bu alan büyük önem taşımaktadır; zira aile ve okulun bilgi ve bilinç temellerini güçlendirecek fikrî altyapıyı hazırlamak bu kurumların görevidir.”
Kaygı Uyandıran Sorular
Dr. İsmail şöyle dedi: “Zihnimi her zaman meşgul eden soru şudur: Günümüzde ülkemizin hangi kültürel kurumu gençlerimize ve ergenlerimize helâl kazanç elde etmeyi öğretiyor? Hangi kurum, gençlere sağlıklı bir eş olmanın gereklerini aktarıyor? Bana göre bugün hayatın temel meselelerini yeniden ele almanın zamanı gelmiştir. Toplumdaki kültürel kurumlar arasında açık bir görev paylaşımı yapılmalı ve her kurum, yaşamın belirli bir alanının düzenlenmesi ve geliştirilmesi için çaba göstermelidir.”
Dr. İsmail sözlerine şöyle devam etti: “Diğer taraftan, genç nesle İslami yaşam tarzını bütün boyutlarıyla yeterince öğretemediğimiz gibi, orta yaşlı neslimiz de bu gençlerle nasıl iletişim kurması gerektiğini tam olarak bilmiyor. Hz. Ali’nin (a.s.) buyurduğu gibi, ‘Kendi zamanınızın evladı olun.’ ilkesini nasıl hayata geçireceklerini bilmiyorlar. İşte kuşaklar arasındaki uçurum tam da burada kendini gösteriyor ve bu kopukluğun sonucu olarak toplum, telafisi güç zararlarla karşı karşıya kalıyor.”
Konuşmasının başka bir bölümünde ise şöyle dedi: “İnsanın yaratılışı tevhid fıtratı üzerine kurulmuştur ve zaman ile mekân bu öz üzerinde etkili değildir. Örneğin doğruluk, insan onuru ve insanlık yüzyıllardır birer değer olarak kabul edilmiştir; bugün de böyledir ve gelecekte de böyle olacaktır. Zulüm ise her zaman kötü görülmüştür ve öyle kalacaktır. Dolayısıyla doğru ve mükemmel yaşam tarzının modeli, çağların değişmesiyle değişmez.”
Şii Toplumunu Korumada Hüseynî Gözyaşının Rolü
Sahîfe-i Seccâdiyye araştırmacısı, Allah’ın razı olduğu ideal yaşam tarzının her zaman ve her mekânda ancak yeryüzündeki Allah’ın hücceti aracılığıyla öğrenilebileceğine dikkat çekerek şöyle dedi: “Örneğin İmam Zeynelâbidîn’in (a.s.) öğretilerinden biri, Kerbelâ gibi bir daha tekrarlanmayacak büyük olay karşısındaki yaşam tarzıdır. İmam, ömrü boyunca bu olayı sürekli hatırlatarak Şiîlere, Hüseynî kırmızı çizginin toplumda yas meclisleri yaşatılarak korunması gerektiğini öğretti. Böylece Hazret, Şiî toplumunun sapmalardan korunmasının yolunu Hüseynî gözyaşı ve matem kültürüyle ortaya koymuştur.”
İmam Seccâd’ın (a.s.) aile içi ilişkiler ve görevler konusundaki bakış açısına da değinen Dr. İsmail şöyle dedi: “Sahîfe-i Seccâdiyye’de aile ilişkileri ve aile fertlerinin sorumlulukları; eşlerin birbirlerine karşı görevleri, anne ve babanın çocuklarına karşı görevleri ve çocukların anne ve babalarına karşı sorumlulukları şeklinde ele alınabilir. Eşler arasındaki ilişkilerde ise iyi niyet, karşılıklı etkileşim ve iş birliği, uyum, hoşgörü ve fedakârlık gibi ilkeler, özellikle İmam Seccâd (a.s.) tarafından önemle vurgulanmaktadır.
İmam Seccâd’ın (a.s.) Hikmetli Sözlerinde Çocukların Hakları
Anne ve babanın çocuklarına karşı görevleri konusunda İmam Seccâd (a.s.), uzun bir rivayette çocuğun hakkını şöyle açıklamaktadır:
“Çocuğunun senin üzerindeki hakkı şudur ki; onun dünya hayatındaki iyilik ve kötülük bakımından senden olduğunu ve sana bağlı bulunduğunu bilmelisin. Sen, ona velâyet etme konusunda onun terbiyesinden, Allah’ı tanımasına rehberlik etmekten ve Yüce Allah’a itaat etmesi için ona yardımcı olmaktan sorumlusun. Çocuğuna karşı öyle davranmalısın ki, ona iyilik ettiğinde bunun sevabını kazanacağını, kötülük ettiğinde ise bundan dolayı sorguya çekileceğini bilesin.”
Dr. İsmail sözlerine şöyle devam etti: “İmam Seccâd (a.s.), Sahîfe-i Seccâdiyye’nin 25. duasının başında çocukları için şöyle dua etmektedir: 'Allah’ım! Çocuklarımı bana bağışlamaya devam etmekle, onları benim için salih kimseler kılmakla ve beni onların varlığıyla faydalandırıp mutlu etmekle bana lütufta bulun.’
İmam daha sonra duasında çocuklarının uzun ömürlü olmaları, dünya ve ahirette ıslah ve saadete ermeleri için Allah’a niyazda bulunur. Ardından çocuk terbiyesinin önemine dikkat çekerek, onların eğitim ve yetiştirilmesinde Allah’tan yardım istememiz gerektiğini öğretir.”
Çocukların Anne ve Babaya Karşı Görevleri Nelerdir?
Dr. İsmail şu değerlendirmede bulundu: “Sahîfe-i Seccâdiyye, öylesine derin ve saf İslami öğretilerle doludur ki, üzerinde düşünmek İslami yaşam tarzı ve dünya-ahiret saadeti için en güzel örneklerden birini sunar.”
İmam Seccâd (a.s.), 24. duada, anne ve babanın yüce makamı hakkında şöyle niyaz etmektedir: “Allah’ım! Anne ve babama karşı görevlerimi yerine getirmeyi bana ilham et ve onlara hizmet etmenin bütün yollarını bana öğret.”
Bu duada Hazret, hepimize anne ve babanın haklarını hatırlatmakta ve bu hakları yerine getirebilmek için Allah’tan yardım istemektedir: “Allah’ım! Onların yanında sesimi alçalt, sözümü hoş kıl, ahlakımı yumuşat, kalbimi onlara karşı şefkatli eyle; beni onlarla uyumlu ve onlara karşı merhametli kıl.”
Dr. İsmail, genel olarak Sahîfe-i Seccâdiyye’nin 24 ve 25. dualarında çocukların anne ve babaya karşı görevlerinin şu temel ilkeler etrafında toplandığını ifade etti:
* Anne ve babaya iyilik etmek,
* Onlara karşı saygısızlık ve nankörlükten kaçınmak,
* Anne ve babaya itaat etmek,
* Onlara sevgi göstermek,
* Onlara karşı yumuşak huylu davranmak,
* Kendilerinden bir haksızlık görülse bile intikam alma duygusuna kapılmamak.
Dostlarımıza ve Komşularımıza Karşı Görevlerimiz Nelerdir?
Dr. İsmail ayrıca, Sahîfe-i Seccâdiyye’de yer alan dualara göre dostlar ve komşularla ilişkilerimizin temel ilkelerini şöyle sıraladı:
* Onlar için dua etmek,
* İhtiyaçlarını gidermeye çalışmak ve onlara cömert davranmak,
* Doğru yola yönlendirmek,
* Samimi öğüt vermek ve istişare etmek,
* Sırlarını korumak ve kusurlarını örtmek,
* Hayırlı işlerde onlara yardımcı olmak,
* Yumuşak huylu davranmak ve zayıflarını desteklemek,
* Hastalarını ziyaret etmek,
* Yolculuktan döndüklerinde onları karşılamak,
* Onlara karşı adaletli ve eşit davranmak,
* Sıkıntı ve musibet zamanlarında gönüllerini almak,
* Haklarında hüsnüzan beslemek,
* Hâl ve hatırlarını sormayı ihmal etmemek.
yorumunuz