Cuma 3 Temmuz 2026 - 15:37
Büyük Şehit İmam Hamaney'in Dilinden Şehadet: Şehidin Kanı; İran İslam Cumhuriyeti'nin Bekasının, İzzetinin ve Sürekliliğinin Teminatıdır

Havza / İslam İnkılabı'nın Büyük Şehidi, Şehitler Şâhı, Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hüseynî Hamaney'in dilinden şehadet makamına ulaşmadan önceki sohbetlerini sizlere sunuyoruz.

Havza Haber Ajansı'nın haberine göre ümmetin imamı, önder imam, İran İslam Cumhuriyeti'nin şehitler serveri Şehit Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney'in mübarek naaşının teşyi günleri yaşanmaktadır. Bu süreçte, şehadetin Kur'anî ve irfanî temellerini yeniden hatırlamak her zamankinden daha büyük bir önem kazanmıştır.

Aşağıda yer alan konuşmalar; şehadetin hakikati, şehidin makamı, fedakârlık kültürü, geride kalanların sorumluluğu ve şehit kanının İslam ümmetinin izzetini, bağımsızlığını ve direnişini sürdürmedeki rolünü, Şehit İmam'ın ifadeleri ışığında kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Halka Hizmet Yolunda Şehadet, İlahi ve Ebedî Hayattır

Musibet karşısında nasıl davranmamız gerektiği çok önemlidir. Daha önce de bu büyük kaybı (sayın Cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyetin şehadetini) şu nurlu Kur'an ayetiyle açıklamıştım:

"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilakis onlar diridirler; fakat siz bunu idrak edemezsiniz." (Bakara suresi, 154)

Bu ayetin öncesine ve sonrasına baktığımızda savaş, silahlı mücadele veya çatışmadan söz edilmediğini görürüz. Ayette sadece "Allah yolunda öldürülenler" buyurulmaktadır.

Dolayısıyla burada geçen "Allah yolunda öldürülmek" ifadesinin yalnızca savaş meydanında hayatını kaybetmek anlamına geldiğini söylemek mümkün değildir; çünkü ayetin içinde bunu sınırlandıracak hiçbir karine yoktur. Âl-i İmrân Suresi'ndeki:

"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma..."

ayetinde ise konu cihat bağlamında ele alınmaktadır. Ancak Bakara Suresi'ndeki ayet mutlak bir ifade taşımaktadır. Allah yolunda öldürülen herkes bu hükmün kapsamındadır.

Halka hizmet etmek Allah yoludur. İnsanlara cihad ruhuyla hizmet etmek Allah yoludur. İslam ülkesini yönetmek Allah yoludur. İran İslam Cumhuriyeti'ni ilerletmek Allah yoludur.

Aziz Sayın Reisi ve beraberindeki arkadaşları; ülkenin ilerlemesi, halka hizmet edilmesi ve İslam Cumhuriyeti'nin yüceltilmesi yolunda hayatlarını kaybettiler. Dolayısıyla bu ayetin kapsamına girmektedirler. Onları ölü saymayın. Bilakis onlar diridirler.

Yani Kur'an'ın şehitler hakkında kullandığı aynı ilahi hüküm onlar için de geçerlidir. (14 Haziran 2024)

Şehadet; Canı Allah'a Satıp Karşılığında Ebedî Cenneti Kazanmaktır

Şehitler hakkında Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s.), İslam büyüklerinden, inkılabın büyüklerinden ve İmam Humeyni'den çok değerli sözler nakledilmiştir.

Ancak bütün bu sözlerin üzerinde, Allah Teâlâ'nın Kur'an'daki beyanı yer alır ve hiçbir söz onunla kıyaslanamaz. Kur'an şöyle buyurur:

"Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler." (Tevbe suresi, 111)

Burada Allah Teâlâ'nın "satın almıştır" buyurması son derece dikkat çekicidir.

Kul kimdir, Allah kimdir? Buna rağmen yüce Allah kuluyla alışveriş yapmaktadır.

Bizim canımızı alıyor ve karşılığında insana verilebilecek en büyük nimet olan cenneti, yani Allah'ın rızasını bağışlıyor. Ardından ayet şöyle devam ediyor:

"Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler."

Bu hakikat yalnızca İslam ümmetine mahsus değildir. Kur'an şöyle buyurur:

"Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah'ın hak olarak verdiği bir vaattir."

Demek ki bu ilke bütün peygamberlerin ortak yoludur. Nitekim başka bir ayette de şöyle buyrulmaktadır:

"Nice peygamber vardı ki, beraberlerinde birçok Rabbani kimse savaştı..."

Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Allah yolunda öldürülenleri asla ölü sanmayın. Bilakis onlar Rablerinin katında diridirler ve rızıklandırılmaktadırlar." (Âl-i İmrân suresi, 169)

Kur'an'ın, şehitlerin fazileti hakkında yaptığı bu açıklamalardan daha üstün bir ifade bulunamaz. İnsan bundan daha yüce ne söyleyebilir? (3 Ocak 2024)

Şehidin Kanı; İran İslam Cumhuriyeti'nin Bekasının, İzzetinin ve Sürekliliğinin Teminatıdır

Şehitlerin adı, tabiatı gereği kalıcılığı ve hayatı temsil eder. Çünkü Allah yolunda fedakârlığın özelliği, dünyada kalıcı olmasıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

"Köpük yok olup gider; insanlara fayda veren ise yeryüzünde kalır." (Ra'd suresi, 17)

Şehadetin ve Allah yolunda fedakârlığın özelliği de budur; tabiatı gereği kalıcıdır.

Ancak bu, karşıt unsurlar ortaya çıktığında onların hiçbir etkisinin olmayacağı anlamına gelmez. Olabilir. Tarih boyunca birçok yüce değerde olduğu gibi, karşı değerler sahaya çıktığında hak taraftarları üzerlerine düşen görevi yerine getirmemiş, bunun sonucunda da batıl, hakka üstün gelmiştir.

Tarih boyunca nice peygamberler, veliler ve büyük şahsiyetler vardı ki, hak ehli görevini yerine getirmediği için batıl geçici olarak onlara galip geldi.

Dolayısıyla şehitler fıtraten kalıcıdır; onların varlığında süreklilik özelliği vardır. Ancak bizim de görevimiz bulunmaktadır.

Biz şehitlerin adını diri tutmalıyız. Şehadet kavramından ve şehitlerin mesajından hayatımızı doğru şekilde düzenlemek için yararlanmalıyız.

Toplumsal hayatımızın yeniden inşasına ihtiyaç duyuyoruz; hem kendi toplumumuzda hem de dünya toplumunda. Bu düzen ancak şehitlerin bıraktığı miras ve onların eserlerinden faydalanılarak kurulabilir. (5 Ekim 2023)

Şehadet; İnancın, Kimliğin ve İlahi Değerlerin Savunulmasıdır

Şehadet kavramını doğru anlamamız gerekir. Şehadet yalnızca savaşta hayatını kaybetmek değildir.

Dünyada birçok insan ülkelerinin savaşlarında yer almakta ve ölmektedir. Bunların bir kısmı sadece vatanlarının coğrafi sınırlarını korumak amacıyla savaşmaktadır. Elbette aralarında paralı askerler de vardır; fakat bazıları gerçekten vatan sevgisiyle mücadele etmektedir.

Bizim şehidimiz ise böyle değildir. Allah yolunda savaşan mücahit yalnızca ülkenin coğrafi sınırlarını savunmaz.

O; inancın sınırlarını, ahlakın sınırlarını, dinin sınırlarını, kültürün sınırlarını, kimliğin sınırlarını, savunmak için mücadele eder.

Elbette ülkenin coğrafi sınırlarını korumak da değerli bir iştir. Ancak bunun, inanç ve ilahi değerleri koruma amacıyla birleşmesi bambaşka ve çok daha yüce bir makamdır. İşte bizim şehitlerimizin özelliği budur.

Şehit; Allah'a Verdiği Söze Sadık Kalan ve Canını Allah'a Satan Kimsedir

Şehadete bundan daha yüksek bir açıdan bakacak olursak, şehit şu ayetin canlı örneğidir:

"Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır."

Şehit, canını Allah ile alışveriş yapan kişidir. Yine şu ayetin de somut örneğidir:

"Müminler arasında Allah'a verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler vardır. Onlardan kimi ahdini yerine getirip şehit oldu, kimi de sırasını beklemektedir." (Ahzâb suresi, 23)

Şehit, Allah'a verdiği ahde sadık kalan insandır. Şehadet, Allah ile yapılan sadık bir sözleşmenin yerine getirilmesidir. Bu yüzden Allah yolunda savaşan mümin, dünyanın sıradan askerlerinden tamamen farklıdır. Savaş meydanında bulunanlar bunu bizzat görmüşlerdir.

Savunma Savaşı yıllarında ve daha sonra Mukaddes Türbeleri Savunma Cephelerinde mücadele eden mümin savaşçı; normal zamanlardan daha ihlaslıydı, Allah'a tevekkülü daha güçlüydü, tevazusu daha fazlaydı, ilahi hükümlere riayeti daha dikkatliydi.

İşte şehitliği diğer savaşlardan ayıran temel özellik budur. (30 Kasım 2021)

Şehadet; İlahi Değerleri Savunmanın ve Allah'a Verilen Ahde Vefanın Zirvesidir

Şehitlik meselesine büyük önem vermeliyiz. Şehitlere, Allah'ın onlara verdiği değeri vermeliyiz. Allah şöyle buyuruyor:

"Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah'ın hak olarak verdiği vaattir."

Allah yolunda mücadele eden ve canını ortaya koyan kimseler için hem düşmanı öldürmeleri hem de şehit edilmeleri büyük bir değerdir. Allah'ın rahmet vaadi onlar içindir. Rivayetlerde bildirildiğine göre, şehit daha bu dünyadan ayrılmadan ilahi rahmetin belirtilerini görmeye başlar. Hatta bazı rivayetlerde şöyle geçmektedir: 

Eskiden savaşlar at üzerinde yapıldığı için, şehit daha attan yere düşmeden önce Allah'ın vaadini görür; gözünün önündeki perdeler kalkar ve ilahi rahmeti, lütfu ve hakikati açıkça müşahede eder. İşte şehitlerin değeri budur.

Eğer bu şehadetler ve fedakârlıklar olmasaydı, bu İslam nizamı ayakta kalamazdı. Bu genç fidan çok şiddetli fırtınaların hedefindeydi. Onun yok olmayıp bugün Allah'ın lütfuyla güçlü ve köklü bir ağaca dönüşmesinin sebebi; fedakârlıklardır, özverilerdir, şehadet ruhudur, gerektiğinde meydanlara atılan insanlardır.

Bunları korumak gerekir. Düşmanı tanımak ve onun tuzaklarını bilmek de zorunludur. (15 Aralık 2016)

Terör Şehitleri; Terörizmin İkiyüzlülüğünü Ortaya Çıkaran ve İran Milletinin Direnişini Gösteren Bir Belgedir

Ülkemizde 17 bin terör şehidi bulunmaktadır.

On yedi bin...

Bu küçük bir rakam mıdır? Bu hafife alınabilecek bir mesele midir?

Bu terör saldırılarını gerçekleştirenler bugün Batılı ülkelerde rahatça dolaşmaktadırlar. Peki kimler hedef alındı? Esnaf öldürüldü. Çiftçiler öldürüldü. Âlimler öldürüldü. Üniversite hocaları öldürüldü. İman sahibi ve takva ehli insanlar öldürüldü. Kadınlar öldürüldü. Çocuklar öldürüldü.

İslam İnkılabı tarihinde 17 bin terör şehidi kayıt altına alınmıştır. Bu olayın iki yönü vardır.

Birincisi; bugün kendilerini terör karşıtı olarak tanıtan devletlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmasıdır. Bu şehitler onların yalanlarının aynasıdır. Çünkü aynı devletler, en vahşi terör örgütlerini desteklemekte; buna rağmen dünyaya terörle mücadele ettiklerini söylemektedirler. Bu, onların ne kadar yalancı, ne kadar ikiyüzlü, ne kadar alçakça davrandıklarını göstermektedir.

İkinci yönü ise şudur: Bu kadar büyük kayıplar vermesine rağmen İran milleti, İslam İnkılabı'nın hizmetinde dimdik ayakta kalmıştır.

Ne inkılap yolundan vazgeçmiştir ne de düşman karşısında geri adım atmıştır.

İşte bu şehadetler, İslam İnkılabı'nın ve İran milletinin büyüklüğünü ortaya koymuştur. Kur'an'da buyurulduğu gibi:

"Kendilerinden sonra henüz kendilerine katılmamış olanlara, 'Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.' müjdesini verirler."

Bu müjde yalnızca şehitlere değil; İran milletine, bütün Müslümanlara verilen bir müjdedir. (6 Temmuz 2015)

Büyük Şehit İmam Hamaney'in Dilinden Şehadet: Şehidin Kanı; İran İslam Cumhuriyeti'nin Bekasının, İzzetinin ve Sürekliliğinin Teminatıdır

Şehadet; Görünüşte Ayrılık, Gerçekte Allah'a Yakınlığın Zirvesidir

Biz dünya hayatında yaşayan insanlar açısından şehit olmak acıdır. Özellikle anne, baba, eş ve evlat için... Çünkü sevdiğiniz insanı kaybetmiş olursunuz. Dünya hayatının zahirinde bu bir ayrılıktır. Bu yüzden acıdır. Şehadetin dış yüzü budur. Boş kalan yeri görmek...

Onun yokluğunu hissetmek...

Fakat şehadetin özü bundan çok daha yücedir.

Şehadetin hakikati, insanın bir anda Allah katındaki en yüksek makamlara yükselmesidir. Öyle bir makama ulaşır ki meleklerden bile üstün olur.

Hepimizin kırk, elli, altmış veya yetmiş yıl sonra mutlaka gireceği ebedî hayatta en yüksek derecelere erişir. Allah'ın özel lütfuna mazhar olur. Kıyamet günü başkalarına şefaat edecek bir makama ulaşır. Kur'an'ın buyurduğu gibi:

"Onların nurları önlerinde ve sağ taraflarında koşacaktır."

Kıyamet günü güneş olmayacak, dünyadaki gibi bir ışık bulunmayacaktır. İnsanlar karanlık içinde olacaktır. İşte o gün Allah'ın salih kulları yürüdüklerinde önlerini ve yanlarını kendi nurları aydınlatacaktır. Bazı insanlar ise hasretle onlara bakarak: "Bize de nurunuzdan verin." diyeceklerdir. Fakat onlara şöyle cevap verilecektir: "Geri dönün; nuru dünyada arayın."

Yani: "Nuru bu dünyada kazanmalıydınız. Burada artık kimseye nur verilmez."

Şehitlerin sahip olduğu bu nur, dünyada kazandıkları iman ve amellerinin sonucudur. İşte şehitlerin gerçek makamı budur. (19 Ocak 2012)

Fedakârlık ve Şehadet Kültürü; Toplumu Ayakta Tutan Motor Güçtür

Şehitlik ve fedakârlık asla eskimez. Çünkü bunlar toplumun hareket motorudur. Bazıları bunu anlayamamaktadır. Sözleriyle, kalemleriyle veya davranışlarıyla şehitlik kültürünü küçümseyenler aslında bunun önemini kavrayamamış kimselerdir.

Onlar şehitlerin ve gazilerin haysiyetini korumanın bir millet için ne kadar hayati olduğunu bilmiyorlar. Bunun en büyük örneği Kerbelâ'dır. İmam Hüseyin'in (a.s.) pak kanı Kerbelâ'da mazlumca yere döküldü. Ancak o andan itibaren en büyük sorumluluk, İmam Seccad'ın (a.s.) ve Hazret-i Zeyneb'in (s.a.) omuzlarına yüklendi.

Onların görevi, Kerbelâ'nın mesajını bütün İslam dünyasına ulaştırmaktı. Çünkü İmam Hüseyin'in uğruna şehit olduğu hak dinin yaşatılması ancak bu şekilde mümkün olabilirdi. Elbette Allah, İmam Hüseyin'e hak ettiği mükâfatı vermişti.

Fakat eğer Kerbelâ unutulsaydı, onun kıyamının hedefi de unutulmuş olacaktı. Bu yüzden İmam Seccad (a.s.), yaklaşık otuz yıl boyunca her fırsatta İmam Hüseyin'i, onun kanını ve Kerbelâ'yı insanlara hatırlattı.

Bu sadece Emevîlerden intikam almak için değildi. Çünkü Emevîler çoktan tarihten silinmişti. Daha sonra İmam Rıza'nın (a.s.) da Reyyan b. Şebib'e Muharrem matemini canlı tutmasını tavsiye etmesi aynı hikmetten kaynaklanıyordu. Çünkü Hüseyin b. Ali'nin yolu ve onun kanı, İslam ümmetinin ilahi hedeflere doğru yürüyüşünün sancağıdır. Bu sancak kıyamete kadar ayakta kalmalıdır.

Nitekim bugüne kadar da ayakta kalmış ve insanlara hidayet etmeye devam etmiştir. (6 Temmuz 2004)

Şehadet; Allah Yolunda Yapılabilecek En Büyük Fedakârlıktır

Bütün milletlerde en değerli insan, fedakârlık yapan insandır. Genç yaşında canını eline alarak yüce idealler uğruna feda eden kişi, her toplumun en saygın insanıdır. Milletler de ülkeler de; evladını büyük idealler uğruna feda eden ailelerle iftihar eder.

Bu sadece İran'a özgü değildir. Fakat bize özgü olan şu gerçektir: Allah yolunda şehadet, dinimizin en büyük faziletlerinden biri kabul edilmektedir. Nitekim hadiste şöyle buyrulmuştur:

"Her iyiliğin üstünde daha büyük bir iyilik vardır; ta ki Allah yolunda öldürülmeye ulaşıncaya kadar. Bundan daha üstün bir iyilik yoktur."

Yıllar boyunca birçok kişi bu milletin fedakârlık, yiğitlik ve kendini feda etme ruhunu elinden almak istedi. Fakat bunu başaramadılar. (31 Ağustos 1999)

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha