Salı 4 Ağustos 2026 - 01:29
Erbain, Hazret-i Zeyneb’in (s.a.) Kalıcı Mesajının Ürünüdür

Havza / Ayetullah el-Uzma Cevadî Âmulî şöyle buyurdu: “Erbain hareketi, Hazret-i Zeyneb-i Kübrâ’nın (s.a.) ortaya koyduğu o kalıcı mesajın ürünüdür. O mesaj, Hazret-i Zeyneb’in şu sözüyle ifade edilmiştir: ‘Biz susturulacak kimseler değiliz.’”

Havza Haber Ajansı’nın haberine göre Ayetullah el-Uzma Cevadî Âmulî, Damavend ilçesinde Yargı Erki Başkanı Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Gulamhüseyin Muhsinî Ejeî ile gerçekleştirdiği görüşmede, Hüseynî Erbain günlerinin yaklaşmasına değinerek bu büyük hareketin “Yâ Hüseyin” kültürünün bir meyvesi ve Hazret-i Zeyneb-i Kübrâ’nın (selâmullahi aleyhâ) ebedî mesajının ürünü olduğunu ifade etti ve şöyle buyurdu: “Erbain kıyamı, Hazret-i Zeyneb-i Kübrâ’nın (s.a.) verdiği o kalıcı mesajın ürünüdür. Hazret-i Zeyneb’in, ‘Biz susturulacak kimseler değiliz.’ sözü işte bu mesajın özüdür.

Hazret-i Zeyneb’in (s.a.) Kûfe’de yaptığı konuşma, yalnızca ağlamak ve Kerbelâ musibetini anlatmaktan ibaret değildi. Aksine bu konuşma, cebriyecilik (insanın iradesini inkâr eden kaderci anlayış) gibi sapkın bir düşünceye karşı ortaya konmuş derin ve esaslı bir hitaptı.

Nitekim Ubeydullah b. Ziyâd, Hazret-i Zeyneb’e (s.a.) şöyle sormuştu: “Allah’ın kardeşine ne yaptığını gördün mü?” Yine bir başka yerde: “Ali b. Hüseyin’i Kerbelâ’da öldüren Allah’tır!” demişti.

Burada mesele ben, sen, Emevîler veya başka bir topluluk değildi. Asıl konu, Allah adına konuşarak cebrî düşünceyi savunmak, yani bütün suçu ilâhî iradeye yüklemekti.

Hazret-i Zeyneb (s.a.) buna şu tarihi cevap verdi: “Ben güzellikten başka bir şey görmedim.”

Yani Allah’ın takdiri ve işi güzeldir; fakat katil sizsiniz. Ali b. Hüseyin’i şehit eden siz oldunuz. Böylece Hazret-i Zeyneb, Emevîlerin cebrî düşüncesini yerle bir etmiş; insanın özgür iradesi ve yaptığı fiillerden sorumlu olduğu hakikatini açıkça ortaya koymuştur.”

Ayetullah el-Uzma Cevadî Âmulî, Kur’ân-ı Kerîm tefsiri alanında kırk yılı aşkın ilmî çalışmalara da değinerek şöyle dedi: “Bu büyük ve köklü ilim havzası, kırk yıl boyunca; her biri on yıl boyunca aralıksız ve benzeri görülmemiş bir gayret gösteren dört nesil talebe ve hocanın ortak emeğiyle Kur’ân tefsiri üzerinde çalışmıştır. Tesnîm Tefsiri’nin uzun yıllar sürmesinin sebebi, bu süreçte ortaya çıkan yeni ilmî meselelerin, yeni soruların ve çağdaş problemlerin de ele alınarak cevaplandırılmış olmasıdır.”

Bu büyük taklit mercii sözlerini şöyle sürdürdü: “Karşılaşılan her problem ve her yeni mesele karşısında, peş peşe gelen bu nesiller büyük bir gayret ortaya koymuş ve tüm bu sorulara cevap verilmiştir. Bu sebeple bu tefsir çalışması yalnızca bir kişinin emeği değildir. Bu, nezaket gereği söylenmiş bir söz değil, apaçık bir gerçektir. Bu eser, ilim havzasının ortak gayretinin ürünüdür.

İlim havzası, her zaman ortaya çıkan şüphelere, eleştirilere ve yeni sorulara cevap verebilecek hazırlıkta olmalıdır. Bunu başarabilmesi ise ancak ilmî kapsamlılığını ve dinamizmini korumasıyla mümkündür. Bu nedenle ‘Asâletü’l-Hürriye’ (özgürlüğün asıl ilke oluşu) ve bununla bağlantılı diğer temel prensipler de ilmî havzalarda akademik bir yöntemle öğretilmeli ve ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır.”

Ayetullah el-Uzma Cevadî Âmulî, konuşmasının devamında İslam fıkhında gayb ilminin yerine de değinerek şöyle buyurdu: “Gayb ilmi, fıkhî yargılamada hüküm vermek için delil sayılmaz. Bu sebeple Masum İmamlar (a.s.), ilahî gayb bilgisine sahip olmalarına rağmen hüküm verirken şahitlik (beyyine) ve yemin esasına göre karar verirlerdi. Nitekim şöyle buyurmuşlardır:

‘Ben aranızda ancak beyyineler (deliller/şahitlikler) ve yeminler esasına göre hükmederim.’

Bir kimse yalan şahitlik yoluyla başkasının hakkını ele geçirirse, gerçekte kendisi için ateşten bir pay hazırlamış olur. Ancak mahkemenin vereceği hüküm, zahirî delillere ve şer’î ölçülere dayanacaktır.”

Konuşmasının başka bir bölümünde ise Ayetullah el-Uzma Cevadî Âmulî, İslam İnkılabı’nı ve ülkeyi savunma uğrunda halkın geniş katılımlı ve fedakârca meydanlarda yer almasını ilahî yardımın bir tecellisi olarak nitelendirdi ve şu ayet-i kerimeye dayanarak şöyle buyurdu:

‘O, seni kendi yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.’ (Enfâl Suresi, 62. ayet)

Yüce Allah, dinine yardım etmek için müminleri sahaya çıkarır. Erkeklerin, kadınların, gençlerin ve toplumun çeşitli kesimlerinin bilinçli şekilde bu mücadelede yer alması, ilahî yardımın açık bir örneğidir. İslam’ın ilk döneminde büyük zaferleri nasip eden Allah, bugün de iman sahibi bir millete yardım etmeye elbette kadirdir. Nitekim Bedir Savaşı’nda ne Müslümanlar zafer bekliyorlardı ne de düşman yenileceğini düşünüyordu; ancak Allah’ın iradesi, vaadini gerçekleştirmeyi dilemiş ve zafer böylece gerçekleşmiştir.”

Ayetullah el-Uzma Cevadî Âmulî konuşmasının sonunda, İslam’ın ve İslam İnkılabı’nın bütün şehitlerini, özellikle de Şehit Rehber’i rahmet ve saygıyla anarak Yüce Allah’tan şu niyazda bulundu: “Allah-u Teâlâ’dan diliyoruz ki onları Kerbelâ şehitleriyle birlikte haşretsin. İslam nizamına hizmet eden görevlileri de bu ilahî emaneti koruyup muhafaza etme görevinde muvaffak kılsın; böylece bu bayrağı gerçek sahibi olan Hazret-i Veliyy-i Asr İmam Mehdi’ye (Allah-u Teâlâ zuhûrunu yakın eylesin) teslim edebilsinler.”

Erbain, Hazret-i Zeyneb’in (s.a) Kalıcı Mesajının Ürünüdür

Erbain, Hazret-i Zeyneb’in (s.a) Kalıcı Mesajının Ürünüdür

Erbain, Hazret-i Zeyneb’in (s.a) Kalıcı Mesajının Ürünüdür

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha