Havza Haber Ajansı'nın haberine göre Hz. Peygamber'in (s.a.a.) rivayetlerinde ve İmam Ali'nin (a.s.) Nehcü'l-Belaga'daki sözlerinde, müminlerin genel kitlesiyle bağ kurmanın ilahi rahmetin çekilmesine vesile olduğu belirtilmiş; her türlü ayrılık çıkarmaya, bidat ortaya koymaya ve şeytanın nüfuzuna zemin hazırlayan bireysel inzivaya karşı uyarıda bulunulmuştur.
İslam'ın farklı alanlardaki öğretilerine genel olarak bakıldığında, İslam'ın her yerde cemaat ve toplumsallığı desteklediği açıkça görülür. Hatta kul ile Yaratıcı arasındaki ilişkiyi ifade eden İslami ibadetler dahi toplu şekilde yerine getirilir. Ezan ve kamet, namaza, kurtuluşa ve felaha yönelik genel bir çağrıdır: “Hayye ale's-salât, hayye ale'l-felâh” (Namaza gelin, kurtuluşa gelin). Fâtiha suresindeki zamirlerin tamamı çoğul biçimdedir ve birinci çoğul şahıs kalıbında kullanılmıştır. Namazın sonunda ise bütün müminlere ve namaz kılanlara yönelik genel bir selam verilir. Cemaat namazı, cuma namazı ve bunların da ötesinde hac ibadeti, tamamen toplumsal yön taşıyan ibadetlerdir.
İslami rivayetlerde de cemaatin gerekliliği, onunla birlikte hareket etme ve ona uyum sağlama konusunda çok güçlü vurgular bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir:
1. Hz. Peygamber (s.a.a.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
«اَیُّها النّاسُ عَلَیْکُمْ بِالْجَماعَةِ وَ اِیّاکُمْ وَ الْفُرْقَةَ»
“Ey insanlar! Cemaate bağlı kalın ve ayrılıktan, dağınıklıktan sakının.” (1)
2. Hz. Peygamber (s.a.a.) başka bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
«اَلْجَماعَةُ رَحْمَةٌ، وَ الْفُرْقَةُ عَذابٌ»
“Cemaat rahmettir, ayrılık ise azaptır.” (2)
3. Yine Hz. Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
«یَدُاللّهِ عَلَی الْجَماعَةِ فَاِذَا اشْتَدَّ [شَدَّ] الشّاذَّ مِنْهُمْ اِخْتَطَفَهُ الشَّیْطانُ کَما یَختَطِفُ الذِّئْبُ الشّات الشّاذَّةَ مِنَ النِّعَمِ»
“Allah'ın eli cemaatin üzerindedir. Onlardan biri cemaatten ayrılıp inzivaya çekildiğinde, şeytan onu, sürüden ayrılan koyunu kurdun kapıp götürmesi gibi kapıp götürür.” (3)
4. Aynı anlamı, İmam Ali'nin (a.s.) Nehcü'l-Belaga'daki şu sözlerinde de görmekteyiz:
«وَ اَلْزَمُوا السَّوادَ الاْعْظَمَ فَاِنَّ یَدَاللّهِ مَعَ الْجَماعَةِ، وَ اِیّاکُمْ وَ الْفُرْقَةَ فَاِنَّ الشّاذَ مِنَ النّاسِ لِلشَّیْطانِ، کَما اَنَّ الشّاذَ مِنَ الْغَنَمِ لِلذّئْبِ، اَلا مَنْ دَعا اِلی هذَا الِشّعارِ فَاقْتُلُوهُ وَ لَوْ کانَ تَحْتَ عِمامَتی هذِهِ»
“Daima sâvâd-ı a'zama [hakka taraftar olan çoğunluğa] bağlı kalın. Çünkü Allah'ın eli cemaatle beraberdir. Ayrılıktan sakının. Zira insanlardan tek başına kalan, şeytanın avıdır; tıpkı sürüden ayrılan koyunun kurdun avı olması gibi. Dikkat edin! Kim bu slogana [fitne ve fesatla dolu ayrılıkçı bir söylem olan Haricîlerin sloganına] çağırırsa, onu öldürün; isterse şu sarığımın altında olsun.” (4)
5. Yukarıdaki ifadenin önemi dikkate alındığında, Hz. Peygamber'den (s.a.a.) aynı konuda nakledilen şu rivayete de dikkat etmek gerekir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
«اِنَّ الشَّیْطانَ ذِئْبُ الاْنْسانِ کَذِئْبِ الْغَنَمِ یَاْخُذُ الْقاصِیَةَ وَ النّاحِیَةَ وَ الشّارِدَةَ، اِیّاکُمْ وَ الشِّعابَ، وَ عَلَیْکُمْ بِالْعامَّةِ وَ الْجَماعَةِ وَ الْمَساجِدِ»
“Şeytan insanın kurdudur; tıpkı koyunların kurdu gibi. Sürüden uzaklaşan, kenarda kalan ve kaçıp ayrılan koyunları yakalar. Ayrılıp farklı gruplara bölünmekten sakının; halkla, cemaatle ve mescitlerle birlikte olun.” (5)
6. Yine Hz. Peygamber'den (s.a.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
«لا یَحِلُّ لِمُسْلِم اَنْ یَهْجُرَ اَخاهُ فَوْقَ ثَلاثَةِ [اَیّام]، وَ السّابِقُ بِالصُّلْحِ یَدْخُلُ الْجَنَّةَ»
“Hiçbir Müslümanın, Müslüman kardeşiyle üç günden fazla küs kalması helal değildir. Barışmak için ilk adımı atan kişi cennete girer.” (6)
7. Aynı anlamı Hz. Peygamber'in (s.a.a.) başka bir ifadesinde de görmekteyiz:
«لا یَحِلُّ لِمُسْلِم اَنْ یَهْجُرَ اَخاهُ فَوْقَ ثَلاثَةِ اَیّام اِلاّ اَنْ یَکُونَ مِمَّنْ لا یُؤمِنُ بَوائِقَهُ»
“Hiçbir Müslümanın, Müslüman kardeşinden üç günden fazla uzak durması uygun değildir; ancak kişinin zararından ve kötülüğünden emin olunmayan biri olması hâli bunun dışındadır.” (7)
Hatta bazı hadislerde şöyle geçmektedir: “İki kişi birbirine küs olarak ölürse Müslüman olarak ölmez.” (8)
Doğrudur, bu hadisler birbirinden ayrılmayı, birbirine küsmek anlamında ele almaktadır. Ancak her hâlükârda İslam'ın sürekli olarak toplumsallığı ve gönüllerin birbirine bağlanmasını desteklediğini göstermektedir. Şüphesiz inziva ve toplumdan uzaklaşma, bu öğretilerin ruhuyla bağdaşmamaktadır.
8. Hz. Peygamber'in (s.a.a.), Allah'a ibadet etmek amacıyla bir dağa çıkıp inzivaya çekilmek isteyen bir adama şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
«لَصَبْرُ اَحَدِکُمْ ساعَةً عَلی ما یَکْرَهُ فِی بَعْضِ مَواطِنِ الاِْسْلامِ خَیْرٌ مِنْ عِبادَتِهِ خالِیاً اَرْبَعِینَ سَنَةً»
“Sizden birinin İslam toplumunun içinde hoşlanmadığı sıkıntılara bir saat boyunca sabretmesi, kırk yıl boyunca tek başına inzivada ibadet etmesinden daha hayırlıdır.” (9)
9. İslam'da bir tür inziva ve toplumdan uzaklaşma olan ruhbanlıktan şiddetle sakındıran çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bunlardan birinde Hz. Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
«لَیْسَ فِی اُمَّتِی رَهْبانیَّةٌ وَ لا سِیاحَةٌ»
“Benim ümmetimde ruhbanlık ve seyyahlık yoktur.” (10)
Burada ruhbanlıktan maksat, ibadet amacıyla toplumdan uzaklaşmak ve dünyayı terk etmektir. “Seyahat”ten maksat ise gezgin bir inzivacılıktır. Çünkü eski dönemlerde bazı kimseler evlerini ve yurtlarını tamamen terk ediyor, sürekli olarak bir yerden başka bir yere dolaşıyor ve bunu bir tür ibadet ve dünyadan el çekme olarak görüyorlardı. Dolayısıyla İslam'da ne yerleşik bir inzivacılık ne de gezgin bir toplumdan uzaklaşma anlayışı bulunmaktadır.
10. Hz. Peygamber'in (s.a.a.) şu anlamlı hadisi de konuyu daha açık biçimde ortaya koymaktadır:
Hz. Peygamber döneminde, Peygamber'in (s.a.a.) sahabelerinden Osman bin Maz'un'un oğlu vefat etti. Osman bu olaydan son derece büyük bir üzüntü duydu. Öyle ki evinin bir köşesini mescit olarak ayırdı, ibadete yöneldi, bütün diğer işlerini bıraktı ve toplumdan uzaklaştı.
Bu durum Hz. Peygamber'e (s.a.a.) ulaştığında onu çağırdı ve şöyle buyurdu:
«یا عُثْمانُ اِنَّ اللّهَ تَبارَکَ وَ تَعالی لَمْ یَکْتُبْ عَلَیْنا الرَّهْبانیَّةَ، اِنَّما رَهْبانِیَّةُ اُمَّتِّی الْجِهادُ فی سَبیلِ اللّهِ»
“Ey Osman! Yüce Allah bize ruhbanlığı farz kılmamıştır. Benim ümmetimin ruhbanlığı, Allah yolunda cihat etmektir.”
Burada, eğer dünyadan el çekmek istiyorsan bunun Allah yolunda cihat etmek ve Allah yolunda şehit olmak gibi olumlu bir yol üzerinden olması gerektiğine; dünyadan olumsuz bir biçimde el çekip toplumdan uzaklaşmanın doğru olmadığına işaret edilmektedir.
Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.a.), oğlunun ölümü konusunda onu teselli ederek şöyle buyurdu:
“Çocuğunu kıyamet günü cennetin kapılarından herhangi birinin yanında görüp onun senin eteğinden tutarak sana Allah katında şefaat etmesi seni sevindirmez mi?” (11)
11. Benzer bir anlamı, İmam Ali'nin (a.s.) Nehcü'l-Belaga'da ashabından biriyle ilgili sözlerinde de görmekteyiz.
İmam Ali (a.s.) Basra'ya girdiğinde, ashabından olan Alâ bin Ziyad Harisî'yi ziyarete gitti. Evinin çok geniş olduğunu görünce şaşırdı ve şöyle buyurdu:
“Bu dünyada bu kadar geniş bir eve ne ihtiyacın var? Oysa ahirette buna olan ihtiyacın daha fazladır.”
Ardından şöyle ekledi:
“Evet, bu ev aracılığıyla ahirete ulaşabilirsin. Bunun yolu, müminleri bu evde misafir etmek, akrabalarınla bağlarını sürdürmek ve üzerine düşen hakları yerine getirmendir. Bunları yaparsan, bu ev aracılığıyla ahirete ulaşabilirsin.”
Bu sırada Alâ bin Ziyad, kardeşi Âsım bin Ziyad'ın tam tersi bir durumda olduğunu söyleyerek şöyle dedi:
“Ey Müminlerin Emiri! Kardeşim hakkında size şikâyette bulunuyorum.”
İmam:
“Ne oldu?” diye sordu.
Alâ şöyle cevap verdi:
“Bir aba giydi ve dünyadan elini eteğini çekti.”
Bunun üzerine İmam:
“Onu bana getirin.” buyurdu.
Âsım, İmam'ın huzuruna geldiğinde İmam Ali (a.s.) ona şöyle buyurdu:
«یا عُدَیَّ نَفْسِهِ، لَقَدْ اِسْتَهامَ بِکَ الْخَبِیْثُ، اَما رَحِمْتَ اَهْلَکَ وَ وَلَدَکَ، اَ تَری اَنَّ اللّهَ اَحَلَّ لَکَ الطَّیِّباتِ وَ هُوَ یَکْرَهُ اَنْ تَاْخُذَها؟»
“Ey kendi canının düşmanı! Şüphesiz kötü olan [şeytan] seni yolundan saptırmıştır ve seni kendi oklarının hedefi hâline getirmiştir. Kendine acımıyorsan bile ailene ve çocuklarına merhamet etmiyor musun? Allah'ın sana temiz ve güzel nimetleri helal kıldığını, fakat senin bunlardan yararlanmanı istemediğini mi sanıyorsun?”
Bunun üzerine Âsım, Müminlerin Emiri'ne şöyle dedi:
“Öyleyse siz neden kaba ve sert bir elbise giyiyor, hoş olmayan yiyecekler yiyorsunuz?”
İmam şöyle cevap verdi:
“Benim görevim seninkinden farklıdır. Allah, hak ve adalet önderlerine kendilerine karşı zorluk göstermelerini ve toplumdaki en zayıf insanların yaşadığı şekilde yaşamalarını farz kılmıştır. Böylece yoksulluk, fakirleri ezip sıkıntıya sokmasın ve onlar Allah'ın emrinden çıkmasınlar.” (12)
12. Hz. Peygamber'in (s.a.a.) Abdullah bin Mesud'a yönelik sözlerinden, “ruhbanlık” ve toplumdan uzaklaşma meselesinin İsrailoğulları arasında —Mesih Hz. İsa'ya (a.s.) yönelen bir grup arasında— özel şartlarda ortaya çıktığı ve bunun hiçbir zaman onların dininin asli bir parçası olmadığı anlaşılmaktadır.
İbn Mesud şöyle anlatmaktadır:
“Resulullah'la (s.a.a.) birlikte bir binek üzerinde bulunuyorduk. Bana şöyle buyurdu:
‘İsrailoğullarının ruhbanlığı nasıl ortaya çıkardıklarını biliyor musun?’
Ben, ‘Allah ve Resulü daha iyi bilir.’ dedim.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
«ظَهَرَتْ عَلَیْهِمُ الْجَبابِرَةٌ بَعْدَ عیسی یَعْمَلُونَ بمَعاصِی اللّهِ فَغَضِبَ اَهْلُ الاْیمانِ فَقاتَلُوهُمْ فَهَزَمَ اَهْلَ الاِیْمانِ ثَلاثَ مَرّات فَلَمْ یَبْقَ مِنْهُمْ اِلاّ الْقَلیِلُ، فَقالُوا اِنْ ظَهَرْنا لِهؤُلاءِ اَفْنَوْنا وَ لَمْ یَبْقَ لِلدِّینِ اَحَدٌ یَدْعُوا اِلَیْهِ، فَتَعالَوْا نَتَفَرَّقْ فِی الاْرْضِ اِلی اَنْ یَبْعَثَ اللّهُ النَّبِیَّ الَّذی وَعَدَنا بِهِ عیسی(علیه السلام) یَعْنُونَ مُحَمَّداً(صلی الله علیه و آله) فَتَفَرَّقُوا فی غِیرانِ الْجِبالِ وَ اَحْدَثُوا رَهْبانِیَّةً»
“İsa'dan (a.s.) sonra, sürekli Allah'a karşı günah işleyen zalimler ortaya çıktı. İman sahipleri buna öfkelendi ve onlarla savaştı. Ancak iman sahipleri üç kez yenilgiye uğradı ve onlardan yalnızca az sayıda kişi kaldı.
Bunun üzerine şöyle dediler: ‘Eğer bu zalimlerin karşısına açıkça çıkarsak bizi tamamen yok ederler ve dini tebliğ edecek hiç kimse kalmaz. Gelin, Allah'ın İsa'nın (a.s.) bize geleceğini müjdelediği peygamberi gönderinceye kadar yeryüzüne dağılıp gizlenelim.’ Burada sözünü ettikleri peygamber Hz. Muhammed'di (s.a.a.).
Bunun üzerine dağlardaki mağaralara dağıldılar ve ruhbanlığı ortaya çıkardılar.” (13)
Dolayısıyla ruhbanlık, Hz. İsa'nın (a.s.) dininin bir parçası değildi. Aksine, Mesih'in bazı takipçilerinin özel şartlar altında kendilerini korumak amacıyla ortaya çıkardıkları bir yöntemdi.
Dipnotlar
(1) Kenzü'l-Ummâl fî Süneni'l-Akvâl ve'l-Ef'âl, el-Müttakî el-Hindî el-Burhânfûrî, Alâeddin Ali bin Hüsameddin, tahkik: Bekrî Hayyanî, Safvet es-Sekkâ, Müessesetü'r-Risâle, Beyrut, 1401/1981, 5. baskı, c. 1, s. 358, h. 1028.
(2) Mîzânü'l-Hikme, Reyşehrî, Muhammed, tahkik: Dârü'l-Hadîs, Dârü'l-Hadîs, 1416, 1. baskı, c. 2, s. 46; Nüzhetü'n-Nâzır ve Tenvîrü'l-Hâtır, Hulvânî, Hüseyin bin Muhammed bin Hasan bin Nasr, tahkik/tashih: İmam Mehdi Medresesi, Kum, 1408, 1. baskı, s. 27, “Resulullah'ın (s.a.a.) edep, öğüt, örnek ve hikmetlerinden sözleri”.
(3) Kenzü'l-Ummâl fî Süneni'l-Akvâl ve'l-Ef'âl, aynı eser, s. 359, h. 1032; Mîzânü'l-Hikme, aynı eser, c. 2, s. 46.
(4) Nehcü'l-Belaga, Şerif er-Razî, Muhammed bin Hüseyin, tahkik/tashih: Subhî Sâlih, Hicret, Kum, 1414, 1. baskı, s. 184, 127. hutbe (“Dinin bazı hükümlerini açıklayan, Haricîlerin şüphesini gideren ve hakemlerin hükmünü reddeden sözleri”).
(5) el-Mahaccetü'l-Beyzâ fî Tehzîbi'l-İhyâ, Feyz-i Kâşânî, Molla Muhsin, tashih ve açıklamalar: Ali Ekber Gaffârî, İslami Yayınlar Enstitüsü, Kum, 1417, 4. baskı, c. 4, s. 8; İhyâu Ulûmi'd-Dîn, Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed bin Muhammed, Dârü'l-Ma'rife, Beyrut, tarihsiz, c. 6, s. 59.
(6) el-Emâlî, Tûsî, Muhammed bin Hasan, Dârü's-Sekâfe, Kum, 1414, 1. baskı, s. 391, 14. meclis; Avâlî'l-Leâlî el-Azîziyye fi'l-Ehâdîsi'd-Dîniyye, İbn Ebî Cumhûr, Muhammed bin Zeynüddin, tahkik/tashih: Mücteba Irâkî, Dârü Seyyidi'ş-Şühedâ, Kum, 1405, 1. baskı, c. 1, s. 162; Bihârü'l-Envâr, Meclisî, Muhammed Bâkır bin Muhammed Takî, tahkik/tashih: bir grup araştırmacı, Dârü İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, Beyrut, 1403, 2. baskı, c. 72, s. 189, 60. bölüm (“Hicret ve küsme”).
(7) el-Mahaccetü'l-Beyzâ, aynı eser, s. 7; İhyâu Ulûmi'd-Dîn, aynı eser, c. 6, s. 58.
(8) el-Kâfî, Küleynî, Muhammed bin Yakub bin İshak, tahkik/tashih: Ali Ekber Gaffârî ve Muhammed Âhundî, Dârü'l-Kütübi'l-İslâmiyye, Tahran, 1407, 4. baskı, c. 2, s. 345, “Hicret” bölümü; İrşâdü'l-Kulûb ile's-Savâb, Deylemî, Hasan bin Muhammed, eş-Şerif er-Razî, Kum, 1412, 1. baskı, c. 1, s. 178; Vesâilü'ş-Şîa, Hurr el-Âmilî, Muhammed bin Hasan, tahkik/tashih: Âl-i Beyt Enstitüsü, Kum, 1409, 1. baskı, c. 12, s. 262; Bihârü'l-Envâr, aynı eser, s. 186, 60. bölüm (“Hicret ve küsme”).
(9) Mîzânü'l-Hikme, aynı eser, c. 6, s. 308; Kenzü'l-Ummâl fî Süneni'l-Akvâl ve'l-Ef'âl, aynı eser, c. 4, s. 777, h. 11354.
(10) el-Hisâl, İbn Bâbeveyh, Muhammed bin Ali, tahkik/tashih: Ali Ekber Gaffârî, Câmiatü'l-Müderrisîn, 1362, 1. baskı, c. 1, s. 138; Meâni'l-Ahbâr, İbn Bâbeveyh, Muhammed bin Ali, tahkik/tashih: Ali Ekber Gaffârî, Câmiatü'l-Müderrisîn, Kum, 1403, 1. baskı, s. 174; Vesâilü'ş-Şîa, aynı eser, c. 11, s. 344; Bihârü'l-Envâr, aynı eser, c. 67, s. 115, 51. bölüm (“Ruhbanlık, seyyahlık ve bidat ve heva ehlinin emrettiği diğer şeylerden sakındırma”).
(11) el-Emâlî, İbn Bâbeveyh, Muhammed bin Ali, Kitâbçî, Tahran, 1376, 6. baskı, s. 66, 16. meclis; Ravzatü'l-Vâizîn ve Basîretü'l-Müttaizîn, Fettâl Neyşâbûrî, Muhammed bin Ahmed, Rızî Yayınları, Kum, 1375, 1. baskı, c. 2, s. 422; Bihârü'l-Envâr, aynı eser, c. 67, s. 114, 51. bölüm.
(12) Nehcü'l-Belaga, aynı eser, s. 324, 209. hutbe (“Basra'da, ashabından Alâ bin Ziyad Harisî'yi ziyareti sırasında söylediği sözler”).
(13) Mecmeu'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân, Tabersî, Fazl bin Hasan, Nâsır Hüsrev Yayınları, Tahran, 1372, 3. baskı, c. 9, s. 366; Tefsîr-i Nûru's-Sekaleyn, Urûsî Huveyzî, Abd Ali bin Cuma, tahkik: Seyyid Haşim Resûlî Mahallâtî, İsmailiyân Yayınları, Kum, 1415, 4. baskı, c. 5, s. 251, Hadîd suresi, 23-29. ayetlerin açıklaması.
Kaynak: Ahlak der Kur'an, Ayetullah el-Uzma Mekarim Şirazi
yorumunuz