Havza Haber Ajansı’nın çeviri grubunun haberine göre Lübnan’daki Müslüman Âlimler Topluluğu’nun yürütme kurulu, düzenlediği toplantıda Lübnan ve bölgedeki yeni gelişmeleri ele alıp değerlendirdi. Toplantı sonrasında yayımlanan bildiride şu ifadelere yer verildi:
“Siyonist düşmanın, güneydeki bazı yerleşim yerleri ve bölgelere yönelik topçu bombardımanları ve hava saldırıları yoluyla gerçekleştirdiği saldırıların devam ettiği ve aynı zamanda Lübnan’ın egemenliğinin sürekli olarak ihlal edildiği bir ortamda, Lübnanlı yetkililer bu saldırılara karşı koymak için herhangi bir pratik adım atma konusunda aciz kalmakta ve bunlar karşısında mutlak bir sessizlik sergilemektedir. Hatta İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açmasını istemeye çalışan Dışişleri Bakanı bile Siyonist Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ve Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgeleri bu rejime ait olarak gösteren haritayı protesto etmek için herhangi bir girişimde bulunmamaktadır.
Bu topluluk şu görüştedir: Amerikan-Siyonist irade karşısındaki bu yenilgi ve teslimiyet, egemenliğe yol açamaz. Aksine ‘Çerçeve’ anlaşmasından ve direnişin suç sayılmasından bugüne kadar, gerçekte köleliğin ve teslimiyetin bir tezahürüdür. Lübnan-Siyonizm müzakerelerinin izlediği yol, Lübnan’ın işgal altındaki topraklarından çekilme yönünde hiçbir ilerleme sağlamayacaktır. Özellikle Siyonist düşmanın Başbakanı Binyamin Netanyahu ile onun Savaş Bakanı Yisrael Katz’ın işgal altındaki topraklarda kalacaklarına ilişkin açık açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda, açıkça görülmektedir.”
Bildirinin devamında şu ifadelere yer verildi: “Herkes şu soruyu soruyor: Lübnanlı yetkililer müzakereleri sürdürmekte neden ısrar ediyor? Neden bu müzakere sürecinden çekilerek, yeni bir strateji belirlemiyorlar? Aslında bu strateji yeni bir strateji değil; bugüne kadar birçok kez Lübnan’ın korunmasını ve yeniden özgürleştirilmesini sağlayan eski stratejinin ta kendisidir. Söz konusu strateji, ‘gerekli üçlü: Ordu, Halk ve Direniş’ şeklinde özetlenmektedir.”
Müslüman Âlimler Topluluğu, Lübnanlı yetkililerden Siyonist düşmanla doğrudan yapılan müzakerelerden çekilmelerini ve dolaylı müzakerelere dönmelerini istedi. Bu müzakerelerin ise ancak Lübnan’ın işgal altındaki topraklarından çekilmek için belirli bir takvimin açıklanması, saldırıların durdurulması ve esirlerin geri getirilmesinden sonra başlatılması gerektiğini belirtti.
Ayrıca Âlimler Topluluğu, Temsilciler Meclisi’nde gerçekleştirilen ve siyasi iktidara gazetecileri gözaltına alma yetkisi veren medya yasası aracılığıyla basın özgürlüğünün açıkça ihlal edilmesini kınadı ve şunları söyledi: “Bu durum bizi, siyasi iktidarın performansını eleştirebilen özgür basının büyük sıkıntılar yaşayacağı yeni bir ülke düzenine sokmaktadır. Temsilciler Meclisi’nden bu yasayı yeniden gözden geçirmesini ve yeni sendikaların kurulmasına izin vermemesini istiyoruz. Zira Lübnan’ın gerçekliği temelinde bu sendikalar, ülkenin çıkarlarına zarar verecek parti-mezhep temelli sendikalar olacaktır.”
Bu Topluluk ayrıca Başbakan’ın, ‘Savunma Bakanı Mişal Mansi’nin genel af yasası konusunda ordunun görüşünü açıklamak üzere konuşma yapmasını engellemesi’ yönündeki eyleminden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Son olarak Müslüman Âlimler Topluluğu, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini ihlal etmesini ve Arap ve İslam dünyasının kınanması gereken sessizliği içerisinde ‘Kâhinlerin Bereketi ve Kahramanca Secde’ adı altında Talmudik ritüeller gerçekleştirmesini kınadı ve şu vurguda bulundu: “Bu saldırılar, Siyonist rejimle direniş dışında hiçbir çözüm bulunmadığını; direnişin toprakları, izzeti ve onuru geri almanın tek yolu olduğunu kanıtlamaktadır.”

yorumunuz