Havza Haber Ajansı’nın haberine göre Musaddık hükümetine karşı gerçekleştirilen 28 Mordad (19 Ağustos) Darbesi’nin yıl dönümü vesilesiyle, Şehit İmam’ın Musaddık’ın Amerika’ya güvenmesindeki hataya ve İslam İnkılabı sonrasında bazı yetkililerin bu ülkeye güvenme deneyimine ilişkin açıklamalarından bazı bölümlere göz atıyoruz.
Musaddık’ın Amerika’ya Güvenmesindeki Büyük Hata
Bazıları “Şimdi bir şekilde, mesela biraz olsun Amerika ile anlaşalım; belki düşmanlıkları azalır.” diyor. Hayır! Amerika’ya güvenenlere, Amerika’dan umut bekleyenlere, yardım almak için Amerika’nın kapısını çalanlara bile merhamet etmediler. Kim mesela? Dr. Musaddık.
Dr. Musaddık, İngilizlerle mücadele edebilmek ve İngiltere’nin karşısında durabilmek için kendi düşüncesine göre Amerikalıların kapısını çaldı; onlarla görüştü, müzakere etti ve taleplerde bulundu; onlara güvendi. 28 Mordad (19 Ağustos) Darbesi İngiltere tarafından değil, Amerika tarafından İran’da Musaddık’a karşı gerçekleştirildi.
Yani bunlar Musaddık gibi kişilere bile razı değiller; onlar uşak, kendilerine tamamen bağlı ve boyun eğen insanlar istiyorlar. Kim mesela? Muhammed Rıza Pehlevi gibi… Böyle bir insan istiyorlar. Coğrafi konumu ve çeşitli imkânları bakımından hassas, nimet ve bereketlerle dolu, zengin bu ülkeyi yönetecek; elleri bağlı, onlara tamamen teslim olmuş biri olsun istiyorlar. Amerikalılar bunu istiyor; eğer bu gerçekleşmezse düşman kesiliyorlar.
(Öğrencilerle görüşmesindeki konuşmasından, 2 Kasım 2017)
Bugün Batı’ya Yönelenler Akıllarını Kaybetmişlerdir
Bugün Batı’ya yönelmeyi savunanların, bana göre akıllarını kaybetmiş olduklarını düşünüyorum; akılcı düşünmüyorlar. Ülkenin ilerlemesi için Batı’ya dayanmamız, Batı’ya sığınmamız ve onlarla dostluğumuzu güçlendirmemiz gerektiğini söyleyenler bana göre akılcı konuşmuyorlar.
Batı bize bazı tecrübeler yaşattı. Aklın yapması gereken ilk şey bu tecrübelerden ders çıkarmaktır.
Rıza Han’ı Batılılar bize dayattı; yirmi yıl boyunca eşi benzeri görülmemiş bir istibdat ve diktatörlük yaşandı. Ardından Batılılar Muhammed Rıza Şah’ı bu ülkeye dayattılar; halkın bunda hiçbir rolü olmadı. Batılılar oturup “Babası’nın yerine bu kişi geçsin” dediler.
Daha sonra Batılılar, milli bir hükümeti devirebilmesi için ona yardım ettiler. Batılılar, 28 Mordad’da (19 Ağustos) Musaddık hükümetini —Musaddık’ın inançlarıyla ilgili bir şey söylemiyorum; nihayetinde bu milli bir hükümetti— bizzat kendileri doğrudan devirdiler.
(Bir grup öğrenciyle görüşmesindeki konuşmasından, (2 Temmuz 2016)
60 Yıldır Yetkililer Amerika’ya Nerede Güvendiyse Darbe Aldılar
Amerika ile müzakere etmek hiçbir sorunu çözmez; bunlar verdikleri sözleri ne zaman tuttular ki? 19 Ağustos 1953’ten bugüne tam 60 yıldır bu ülkenin yetkilileri Amerikalılara ne zaman güvendiyse darbe aldılar.
Bir gün Musaddık Amerikalılara güvendi ve onları dostu olarak gördü. Ardından 28 Mordad olayı yaşandı. Darbenin yürütülebilmesi için ortam Amerikalıların kullanımına bırakıldı ve darbenin başındaki kişi, parayla dolu bir bavulla Tahran’a geldi ve darbeyi başlatmak üzere serseriler arasında para dağıttı; bu kişi Amerikalıydı. Bu işin planını yaptıklarını kendileri de itiraf ettiler, kabul ettiler.
Ardından da zalim Pehlevi yönetimini uzun yıllar boyunca bu ülkenin başına musallat ettiler. SAVAK’ı kurdular, mücadele edenleri zincire vurdular, işkence ettiler. Bunların hepsi o dönemin eseridir.
(İran İslam Cumhuriyeti Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanları ve bazı personeliyle görüşmesindeki konuşmasından, 7 Şubat 2013)
Amerika’nın İran’la Sorunu, İslam Cumhuriyeti Olmasa Bile İran’ın Bağımsızlığıyladır
Amerika ile yaşadığımız birçok mesele temelde çözülebilir değildir. Bunun nedeni, Amerika’nın bizimle olan sorununun bizatihi kendimiz, yani İslam Cumhuriyeti olmasıdır. Sorun budur.
Ne nükleer enerji sorundur ne de insan hakları. Amerika’nın İslam Cumhuriyeti’nin kendisiyle sorunu vardır. İran gibi önemli bir yerde, İran gibi zengin bir ülkede bir devletin, bir sistemin, bir yönetimin ortaya çıkması ve bu yönetimin Amerika gibi bir gücün “evet” veya “hayır”ına aldırış etmemesi, kendi meselelerinde kendisinin “evet” veya “hayır” diyebilmesi onlar için tahammül edilemez bir durumdur. Buna karşılar, buna muhalifler.
Bu muhalefeti nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? Dolayısıyla Amerika ile sorunlarımız çözülebilir değildir; onların asıl sorunu nizâmın kendisiyledir.
Şunu da size söyleyeyim: Rejimi bir kenara bıraksak bile ülkenin bağımsızlığıyla da sorunları vardır. Yani İslam Cumhuriyeti’nden farklı bir yönetimin iş başında olduğunu ve bu yönetimin bağımsız olması gerektiğini varsaysak bile, yine bununla sorun yaşarlardı.
Milli Mücadele’nin tecrübesi gözümüzün önündedir. Milli Mücadele döneminde Dr. Musaddık’ın Amerikalılara karşı iyi niyeti, hatta onlara karşı büyük bir sempatisi vardı; ancak onlara dayanmak istemiyordu. İngilizlere karşı elbette kötü bir tutumu vardı ve bağımsızlıktan yanaydı.
Dr. Musaddık’a karşı darbeyi gerçekleştiren kişi bir İngiliz değil, bir Amerikalıydı ve onun arkasında İngiliz İstihbarat Servisi’nden daha güçlü şekilde Amerikan CIA’i bulunuyordu. Amerika böyledir.
Yani tamamen dini bir yönetim olmayan, devrimci bir yönetim de olmayan bir hükümetle bile sorun yaşadılar. Milli Mücadele devrimci bir hükümet değildi; yalnızca ülkenin İngilizlerin boyunduruğundan kurtulmasını ve bağımsız olmasını istiyordu ve Amerikalıların kendisine yardım edeceğini düşünüyordu. Ancak Amerikalılar bunu kabul edemediler; çünkü ülkenin bağımsızlığına karşıydılar.
(Nizâm yetkilileriyle görüşmesindeki konuşmasından, 12 Haziran 2017)
yorumunuz