Pazartesi 24 Ağustos 2026 - 18:14
Rus Araştırmacı ile Söyleşi | Şehit Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney’in Hikemî ve Medeniyet İnşa Edici Boyutları

Havza / Rus araştırmacı ve düşünür Fatime Anastasia Yezhova, maneviyat ile siyasetin ilişkisi, inkılabî akılcılık, kadının konumu ve yeni İslam medeniyetinin ufukları hakkında konuştu.

Havza Haber Ajansı, Ufuk Havza Medya Merkezi’nden aktardığı haberde, Rus düşünür ve araştırmacı Fatime Anastasia Yezhova ile gerçekleştirdiği söyleşide Ayetullah el-Uzma Hamaney’in manevi, siyasi, ilmî ve medeniyet inşa edici yönleri ile düşünsel mirasını ele aldı. Söyleşinin tamamını değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

Giriş 

İran İslam İnkılabı'nın zaferi ve İslam Cumhuriyeti’nin kurulması, dünyanın düşünürleri açısından “din” ile “siyasetin” kesişiminde yeni ufuklar açtı. Bu süreçte Ayetullah el-Uzma Hamaney’in rehberlik modeli, bu yolun önemli bir devamı olarak uluslararası analistlerin sürekli dikkatini çekti. O, Şii maneviyatı ile siyasi akılcılık arasında güçlü bir bağ kurmayı ve çağdaş dünyaya medeniyet inşa edici bir model sunmayı başardı.

Ayetullah el-Uzma Hamaney’in şahsiyetinin felsefî, hikemî ve uluslararası boyutlarını açıklığa kavuşturmak amacıyla Rus düşünür ve araştırmacı Fatime Anastasia Yezhova ile görüştük. Moskova Devlet Üniversitesi’nde (MSU) felsefe eğitimi alan Yezhova; aynı zamanda tercüman, yazar, ressam ve önde gelen Rus araştırmacılardan biridir. Uzun yıllardır İslam araştırmaları, Şiilik ve kadın çalışmaları alanlarında faaliyet göstermektedir. Batı ve Doğu felsefesi konusunda geniş bir birikime sahip olan Yezhova, Ayetullah el-Uzma Hamaney’in şahsiyetini ve rehberliğini yeni bir bakış açısıyla ve hikemî bir perspektifle değerlendirmektedir.

Hocalara, ilim ehline ve üniversite araştırmacılarına sunulan bu söyleşi, onun rehberlik modelini modernite ve Batı ateizmi karşısında “medeniyet inşa edici bir model” olarak ele almayı amaçlamaktadır.

1. Hikmet-i Maneviye ile Devlet ve Siyaset Yönetiminin Kesişimi

Soru: Moskova Devlet Üniversitesi’nde felsefe eğitimi almış biri olarak, Şehit Ayetullah el-Uzma Hamaney’in (kuddise sirruh) şahsiyetini “irfanî seyrüsülûk” ile “siyasi yönetim ve tedbir”in kesişim noktasında nasıl değerlendiriyorsunuz? Onun düşünce yapısında, coğrafi sınırların ötesine geçmesine ve İslam dışındaki dünyalarda hakikati arayan insanlar üzerinde etkili olmasına imkân sağlayan hangi unsur bulunuyordu?

Her şeyden önce bu söylemi İmam Humeyni başlatmıştır. İmam Humeyni aynı anda hem bir arif, hem en yüksek dinî otorite olan bir merci-i taklit, hem de İslam’ın ortaya çıkışından itibaren maneviyat ile siyaset arasındaki asli bağa vurgu yapan bir siyasetçiydi.

Dolayısıyla ilahî vahiy, hem ibadetleri hem de toplumsal, siyasi, askerî, ailevi ve ekonomik meseleleri, yani muamelatı, kapsamaktadır. Yüce Allah tarafından gönderilen bu hükümlerin temel amacı toplumda adaleti ve uyumu tesis etmektir. Bu hükümlerin uygulanabilmesi için İslam hukukuna hâkim olan ve devleti ve toplumu bu hükümlere göre yönetebilecek dinî ve siyasi bir rehbere ihtiyaç vardır.

Bu ideolojinin bir diğer önemli boyutu ise İmam Hüseyin’i (a.s.) takip ederek tağutlara ve adaletsizliğe karşı mücadele etmektir. Bu yaklaşım yalnızca Batı sömürgeciliğinin egemenliği altında yaşayan mazlum Müslümanları değil, dünyanın bütün mazlumlarını kapsamaktadır. Nitekim İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar iki sınıftır: Ya dinde senin kardeşindir ya da yaratılışta senin benzerin, yani insanlıkta kardeşindir.”

Merhum Ayetullah el-Uzma Hamaney bu söylemin mirasçısı ve bu çizginin sadık bir takipçisiydi; bu ilkeleri hayatında uyguladı. Kendisi emperyalizme ve Batı kapitalizmine karşı mücadelenin gerçek bir sembolü hâline geldi. Batı Asya’da ırkçılık, işgal ve Siyonist apartheid rejimine karşı mücadele eden direniş hareketlerinin şekillenmesine önemli katkılarda bulundu.

Bu merhum rehberin öne çıkan bir diğer özelliği ise ilme ve sanata verdiği önemdi. Bilimsel gelişmeyi daima teşvik etti. Bu durum yalnızca konuşmalarına değil, şer‘î fetvalarına da yansımıştır. Çeşitli bilim alanlarında ve tıp ve fıkhın kesiştiği meselelerde yüksek düzeyde bilgi ve hâkimiyete sahipti.

Aynı zamanda sanata da hâkimdi ve edebiyatın gerçek bir âşığıydı. Rus ve Fransız edebiyatına; Tolstoy, Şolohov, Gorki ve Hugo gibi yazarlara değer veriyordu. Bu durum, belirli bir din ve medeniyetin sınırlarını aşmasına ve farklı ülkelerin halklarının sevgi ve muhabbetini kazanmasına imkân sağladı.

2. Modern Ateizm Karşısında Devrimci Akılcılık

Soru: Çağdaş dünyanın manevi bir boşluk yaşadığı dönemde, onun “devrimci akılcılık” anlayışı Batı materyalizminin oluşturduğu çıkmazlara nasıl meydan okudu? Sizce dinî bağlılık ile modern dünyanın gerekleri arasında, İranlı olmayan aydınlar tarafından da anlaşılabilir ve uygulanabilir bir modeli nasıl ortaya koydu?

İslam İnkılabı'nın ideolojisi yalnızca Şah rejimini devirmek ve İslam Cumhuriyeti’ni kurmak bakımından devrimci değildi; aynı zamanda sol ateizmin söylemine karşı zafer kazanması bakımından da devrimciydi.

Sovyetler Birliği’nde bize her dinin zalimlerin hizmetinde olduğu ve esasen bu amaçla icat edildiği öğretiliyordu. Küresel adaletsizliğe ve kapitalizme karşı mücadele eden gerçek bir komünistin ateist olması gerektiği söyleniyordu. Çünkü dine göre bütün yöneticilerin ve devlet görevlilerinin Tanrı tarafından tayin edildiği iddia ediliyordu.

Elbette tahrif edilmiş dinlerin böyle düşünceleri teşvik ettiği doğrudur. Ancak hakiki ilahî din bu yaklaşıma şiddetle karşıdır. Gerçek din; zulme, zalim yöneticilere, işgale, apartheid rejimine ve benzeri uygulamalara karşı mücadele edilmesini öğretir.

İslam Devrimi, bu dinî ilkelerin hayata geçirilmesinin parlak bir örneği hâline geldi. Ateistlerin üzerinde durduğu bir diğer konu da din ile bilimin çatıştığı iddiasıdır. Belki bu durum bazı özel dinler açısından doğru olabilir. Ancak daha önce de ifade edildiği üzere Ayetullah Hamaney, bilimsel gelişmeyi ve Kur’an-ı Kerim’deki müteşabih ayetlerin modern bilimle çelişmeyecek şekilde anlaşılmasını teşvik ediyordu. Bu yaklaşım, gerçek İslamî akılcılığın bir göstergesiydi.

3. Batılı Gençlere Gönderilen Mektupların Jeopolitiği

Soru: Ayetullah el-Uzma Hamaney’in Batılı gençlere gönderdiği mektupların, hakikati arayan aydınların kültürel değerlendirmelerini değiştirmedeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu girişim, Batı’nın medya tekelini kırmak ve “fıtrat diplomasisi” oluşturmak açısından hangi felsefî mantıkla açıklanabilir?

Ne yazık ki Batı propagandası, gerçek İslam’ın yayılmasının önüne engeller koymak ve onun imajını çarpıtmak istiyor. Bu nedenle bu hikmetli mesajın Batılı gençlerin her birine ulaşıp ulaşmadığından emin değilim. Ancak onların önemli bir bölümünün bu mesajla tanıştığına kesinlikle inanıyorum.

Bununla birlikte Batılı gençler arasında olumlu süreçlere de tanık oluyoruz. Birçoğu Gazze’deki savaşı ve binlerce Filistinlinin katledilmesini protesto etmek için sokaklara çıkıyor. Şüphesiz onun mesajı, bu süreci etkileyen temel taşlardan biri olmuştur.

4. “Üçüncü Kadın Modeli”nin Açıklanması

Soru: Kadının konumu alanındaki çalışmalarınızı da göz önünde bulundurarak, Şehit Rehber’in “Üçüncü Kadın Modeli”ne, yani ne Doğulu ne de Batılı kadın anlayışına, Rusya’nın ve komşu ülkelerinin düşünce dünyasında nasıl bakıyorsunuz? Bu yaklaşım çağdaş Müslüman kadının kimliğinin yeniden tanımlanmasına ne ölçüde katkıda bulunmuştur?

Bu, Batı’da büyük ölçüde yanlış anlaşılan, son derece önemli ve güncel bir konudur. Batı’da, İranlı ve Müslüman kadınların ataerkil bir sistem tarafından baskı altında tutulduğu düşünülüyor. Oysa gerçek İslam ne ataerkilliği, ne anaerkilliği, ne de feminizmi teşvik eder.

Geleneksel Doğu toplumlarının birçoğunda kadınlar; eğitim alma, sanat ve bilim öğrenme ve eşlerini seçme hakkı bulunmayan insanlar olarak görülmektedir. Onların görevinin yalnızca kocalarına hizmet etmek, yemek yapmak, temizlik ve çocukların bakımıyla ilgilenmek olduğu düşünülmektedir. Bazı insanlar bu ataerkil gelenekleri İslamî zanneder; ancak durum böyle değildir.

Ayetullah Hamaney, kadınların hem aile içinde hem de toplumdaki sosyal faaliyetlerini teşvik ediyordu. Yükseköğrenim görmeyi, toplumda yüksek konumlara ulaşmayı, bilim ve sanatla ilgilenmeyi kadınlar açısından önemli görüyordu; ancak bütün bunların onların eş ve anne olarak temel rollerine zarar vermemesi gerektiğini belirtiyordu. İşte kadınlar için gerçekten adil, doğal ve çekici olan “Üçüncü Model” budur.

5. Medeniyet Mirası ve Geleceğin Ufku

Soru: Rus bir araştırmacının bakış açısından, Ayetullah el-Uzma Hamaney’in küresel direniş cephesi ve sömürgeciliğin yeni biçimleriyle karşı karşıya kalan Müslüman düşünürler açısından medeniyet mirası nedir? Onun şehadeti, “Yeni İslam Medeniyeti” önünde hangi yeni ufukları açacaktır?

Şehadet, Şiiliğin ve İslam’ın her zaman temel taşlarından biri olmuştur. Böyle bir söylemin köklerini Peygamberimizin (s.a.a.) salih sahabelerinin hayatında ve daha sonra İmam Ali’nin (a.s.), İmam Hüseyin’in (a.s.) ve diğer masum imamların şehadetinde görebiliriz.

Aslında şehadet, Şii İslam’ın kalbi ve onun temel özüdür. Biz bunun en büyük onur olduğuna inanıyoruz. Şehitlerin diri olduğuna ve cennette en yüce derecelere ulaştıklarına inanıyoruz.

Direniş cephesi kültürünün her zaman şehadet kavramı üzerine kurulmasının nedeni de budur. Düşmanın anlamadığı şey budur. Onlar, liderlerimizi ve komutanlarımızı şehit ettikleri takdirde Direniş Ekseni’ni korkutabileceklerini düşünüyorlar. Oysa tam tersine, bu durum onun takipçilerine daha fazla ilham veriyor ve onları çoğaltıyor.

Hepimiz İran’ın farklı şehirlerinde gerçekleştirilen ve insanların sokaklara çıkarak İslamî yönetime bağlılıklarını ifade ettikleri yürüyüşlere tanık olduk. Bu insanlar yalnızca dindar kişiler değildi; tamamen seküler insanlar da vardı.

Bence bu durum, özgün şeriat hükümlerinin yanı sıra bilim, güzellik, adalet, bilgi ve hikmete dayanan yeni bir İslam medeniyetinin inşası için bir zemin oluşturabilir.

6. Son soru

Soru: Yıllar boyunca yaptığınız araştırmalar sırasında, onun hayatındaki hangi ahlakî veya fikrî özellik sizi en fazla etkiledi ve bunu şehit hikmet sahibi rehberin kendiniz için seçtiğiniz “kalıcı mirası” olarak gördünüz?

Şüphesiz ki adalet uğrunda hiçbir korku ve endişeye kapılmadan mücadele etmek, mazlumlara yardım etmek, Filistin’in Siyonist işgalden kurtuluşu için mücadele etmek ve emperyalizme ve Amerikan kapitalizmine karşı direnmek.

Merhum rehberin sanata olan ilgisi de beni çok etkiliyor. Çünkü ben yalnızca felsefe fakültesi mezunu değilim; aynı zamanda yeni yeni gelişmekte olan bir ressam ve yazarım.

Dipnot

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Çünkü insanlar iki sınıftır: Ya dinde senin kardeşindir ya da yaratılışta senin benzerindir. Onlardan hatalar meydana gelir, başlarına çeşitli hâller gelir; bilerek veya bilmeyerek elleriyle yanlışlar yaparlar. Sen de onlara, Allah’ın kendi bağışlama ve affından sana vermesini istediğin gibi, kendi affından ve bağışlamandan pay ver...” Nehcü’l-Belâğa, 53. Mektup

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha