Perşembe 3 Eylül 2026 - 18:30
Akıllıca İkna, Günümüz Medya Kitlesiyle İletişim Kurmanın Gereğidir / Anlatı Alanının Düşman Medyasından Geri Alınması Gerekiyor

Havza / Medya okuryazarlığı eğitmeni ve “Telegram ve İkna” kitabının yazarı Hafize Mehdiyan, anlatı alanının düşman medyasından geri alınmasının gerekliliğine vurgu yaparak şunları söyledi: “Akıllıca ikna, günümüz medya kitlesiyle karşı karşıya gelmenin ve iletişim kurmanın gereğidir.”

Havza Haber Ajansı’nın haberine göre Dr. Hafize Mehdiyan; yazar, araştırmacı ve aynı zamanda medya okuryazarlığı eğitmenlerinden biridir. Kendisinin kaleme aldığı “Telegram ve İkna: Kadınların Kimliği ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri” adlı kitap, kısa süre önce “Şenakhtpejuh” Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Mehdiyan, Havza Haber Ajansı ile gerçekleştirdiği söyleşide, kadın kimliğinin yeniden tanımlanmasına ilişkin gerekliliklerin yanı sıra toplumdaki kadın ve kızların sosyal ağlar ve sanal ortamla, özellikle de Telegram’la karşılaşmaları konusunda bilinçlendirilmesine değinmiştir. Aşağıda bu söyleşinin tamamını okuyabilirsiniz:

– Size göre son kitabınızın okunması, okuyucuyu kadınların kimliği ve toplumsal cinsiyet rolleri konusunda ne ölçüde bilinçlendirip bilgilendirebilir? Aynı zamanda Telegram ve sosyal ağlar bağlamında bu konuyla başa çıkmanın en önemli yöntemlerini açıklayabilir mi?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Bu kitabın okunması, okuyucuyu kadınların kimliklerinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin çeşitli platformlarda ve sosyal ağlarda nasıl şekillendiği ve yeniden tanımlandığı konusunda bilgilendirir. Kitabın başlığında “Telegram” yer alsa da burada edinilen bilgi ve yapılan analiz diğer platformlara da uygulanabilir.

Kitap, ikna yöntemlerini ve tekniklerini ele almakta ve medya içeriklerinin, kişinin kendi kimliğine ilişkin bakış açısını ve algısını nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu açıdan kitap, medya okuryazarlığını ve eleştirel bakış açısını güçlendirmenin yanı sıra okuyucunun sosyal ağlarda kimlik ve toplumsal cinsiyetle ilgili mesajlarla daha bilinçli bir şekilde karşılaşmasına ve bunlara yaklaşmasına yardımcı olmaktadır.

– Sanal ortamda feminist sayfaların giderek yaygınlaşması göz önünde bulundurulduğunda -özellikle kadınlar ve genç kızlar olmak üzere- böyle bir kitleyle karşılaşırken şüphe ve sorulara cevap vermek için ikna yöntemlerinden nasıl yararlanılabilir? Sizin bu konudaki yaşanmış deneyiminiz bizi hangi noktaya yönlendiriyor?

Bu soruya cevaben şunu belirtmeliyim ki günümüzde feminist sayfalar ve genel olarak toplumsal cinsiyet kimliği (gerek kadın gerek erkek kimliği) hakkında konuşan sayfalar büyük ölçüde yaygınlaşmış ve bunların içerisinde çok sayıda farklı eğilim ortaya çıkmıştır.

Bu ortamla karşı karşıya kalındığında yalnızca doğrudan karşı koyma yoluna gidilemez. Çünkü doğrudan karşılaşma ve çatışma yöntemi, genç neslin zihnindeki şüphelere cevap vermemektedir.

Akıllı ve bilinçli iknadan yararlanmak, öncelikle bu iddiaları ve şüpheleri tam olarak tanımamızı gerektirir. Şüphe uyandıran içerikleri ve toplumsal cinsiyete ilişkin sapmaları sınıflandırmalı ve bunları doğru bir şekilde tanıdıktan sonra mevcut akımları analiz etmeliyiz.

Deneyimler gösteriyor ki günümüzün kitlesi artık tavsiyelerin ve klişe cevapların dinleyicisi değildir; açık ve anlaşılır bir argüman ile gerçek bir anlatı istemektedir.

Öte yandan medya ortamı, kitlenin farklı teorilerin çeşitli ülkelerdeki sonuçlarını gözlemlemesini sağlamıştır. Bu nedenle insanlar, içerikler mantıklı bir şekilde, açık ve anlaşılır delillerle ve gerçek bir anlatımla sunulduğu takdirde artık daha fazla dinlemeye de açıktır. Etkili bir şekilde iletişim kurmanın başlangıç noktası, ikna alanını tanımaktır. Böylece aynı alan içerisinde güvenilir ve alternatif bir anlatı sunacak içerikler üretmek mümkün olabilir.

Ben kitabın bir bölümünde, sosyal ağların yaygınlaşmasının kadın kavramı ile kadınların kimliği ve toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden düşünülmesi sürecini hızlandırdığına değindim. Bununla birlikte sanal ortamdaki feminist sayfalar, ikna edici iletişim tekniklerinden yararlanarak dışarıdan aktarılan bir kimliği içselleştirmektedir.

Doğal olarak günümüzde İranlı kadınların önemli bir bölümünü kapsayan bu kimliğin yeniden düşünülmesi sürecinde, sanal ortam sayfalarının Batılı toplumsal cinsiyet kimliğini pekiştirme konusunda hep birlikte aynı yönde hareket etmesi, İranlı kadınların farklı kimlik biçimleri hakkında adil ve tarafsız bir değerlendirme yapmasına ve özgürce seçimde bulunmasına izin vermemektedir.

Burada önemli olan nokta şudur: Medya okuryazarlığının geliştirilmesi ve sanal ortam mesajlarında kullanılan ikna tekniklerinin tanınması, kadınların daha gerçekçi bir bakış açısı kazanmasını sağlayabilir. Böylece kadınlar kimliklerini yeniden düşünme sürecinde medya tarafından dayatılan bir kimliği seçmeye zorlanmazlar.

– Kitabınızın üçüncü bölümünde, İranlı kadının sınır ötesi toplumsal cinsiyet söylemlerinin gelişmesi nedeniyle günümüzde bir tür “sessizlik sarmalı” içerisinde bulunduğuna ve modern feminist kimliği kabul etmesi, özgün kimliğini ise bir kenara bırakması konusunda ikna edildiğine değinmişsiniz. Günümüz koşullarını göz önünde bulundurduğunuzda, bu durumdan çıkmak için sizin çözümünüz ve öneriniz nedir?

İslam İnkılabı Rehberi kadın meselesi konusunda oldukça önemli ve isabetli bir söz söylemişlerdi. Bunun anlamı şuydu: Kadın meselesinde aktif bir tutum benimsemeli, yalnızca onların bir şey söylemesini beklememeli ve ardından İslam’daki kadın haklarını ve kadın kimliğini savunma konumuna geçmemeliyiz. Hatta Batı’dan hesap sorma hakkına sahibiz; çünkü kadınlara uyguladığı zulüm, dünyaya hâkim kıldığı yaşam tarzı ve bakış açısı nedeniyle kadınlara zarar veren sonuçlara yol açmıştır.

Bu durumdan çıkış yolu, anlatı alanını geri almaktır. Batılı kadın anlayışının sonuçlarını —ki bugün birçok Batılı düşünür de bunlara işaret etmektedir— medyada görünür hâle getirmeli ve bunları ilgi çekici sunumlarla kitlenin medya yaşamının içine taşımalıyız.

Şüphesiz inkâr, salt tavsiye veya genel ifadeler kullanma yöntemini benimseyerek anlatı alanını ele geçirmek mümkün değildir. Bunun yerine mantığa dayalı bir medya çalışması yürütülmelidir. Bunun önemli bir bölümü de Batılı kadın anlayışının ortaya çıkardığı sonuçları göstermektir.

Akıllıca İkna, Günümüz Medya Kitlesiyle İletişim Kurmanın Gereğidir / Anlatı Alanının Düşman Medyasından Geri Alınması Gerekiyor

– Sizce feminist ve Batı yanlısı akımların, İranlı kadının eş ve anne olarak rol üstlenmeye daha az istekli olması yönündeki en önemli hedefleri nelerdir? Ayrıca neden böyle bir ortamda özellikle “evlilik korkusu” meselesine doğrudan ve dolaylı olarak odaklanılmaktadır?

İran’da, İranlılık ve İslamiliğin bir sentezinden oluşan toplumsal cinsiyet kimliğiyle uyumlu yaşayan çok sayıda kadınımız bulunmaktadır. Bu iç içe geçmiş kimlik, ulusal ve uluslararası önemli alanlarda tanınan ve etkili şahsiyetlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ancak bu potansiyellerin görünür hâle gelebilmesi için medya aracılığıyla doğru şekilde temsil edilmeleri gerekmektedir.

Örneğin “Mehsa Emini” gibi bir şahsiyet yüksek düzeyde görünürlük elde etti. Ancak füze bilimcilerimizden biri olan ve şehit edilen “Mehsa Taheri” gibi bir kişi çok daha geri planda kaldı ve yeterince görünür olmadı. Eğer toplumsal cinsiyet kimliğimizi sağlamlaştırmak ve kitlenin zihninde güçlendirmek istiyorsak, işte bu toplumsal cinsiyet kimliğine dayanarak hareket etmiş kahramanların doğru bir şekilde medya aracılığıyla temsil edilmesini sağlamalıyız.

Aile, Doğu ülkelerinde her zaman Batı’nın emperyalist hedeflerinin önünde bir engel olmuştur. Kişiyi ailesinden ayırmak ve onu toplum içerisinde yalnız bir bireye dönüştürmek mümkün olduğunda, kapitalist sistem onu kendi içerisinde daha kolay eriterek itaatkâr bir iş gücüne dönüştürebilir.

Bu bağlamda evde eşlik, annelik ve insan yetiştirme görevlerini üstlenen bir kadın, kapitalist sistem açısından kârlı bir iş gücü olarak görülmemektedir. Aynı anda eş, anne, çalışan ve toplumsal olarak aktif bir kadın rolünü üstlenmek isteyen kadınlar, bu ağır sorumlulukların yükü altında zorlanmaktadır.

Bu nedenle Batı sisteminin kararı, önceliği “işe” vermektir. Eğer bir kişi bunun yanında annelik ve eşlik görevlerini de yerine getirebilirse ne âlâ; aksi hâlde öncelik, servet ve güç döngülerinin devam etmesidir.

Bu nedenle evliliğe alternatif yollar her geçen gün çeşitlenmektedir. Çünkü bu yöntemlerde sorumluluk alma zorunluluğu bulunmamakta ve kişi istediği zaman bu bağı koparabilmektedir.

– Mevcut koşullarda kadın kimliği ve sanal ortamla ilgili konularda araştırma faaliyetleri yürütmenin, ayrıca kitap ve bilimsel makale yazmanın en önemli gereklilikleri ve temel ilkeleri nelerdir? Sizce yazarlar ve araştırmacılar bu konuda daha çok hangi başlıklara odaklanmalıdır?

Bu konuda benim aklıma gelen en önemli husus, kadın kimliğinin yeniden tanımlandığı bu yeni alanı her zamankinden daha fazla tanımaya ihtiyaç duyduğumuzdur. Sanal ortam, insan yaşamının ciddi ve önemli bir parçası hâline gelmiştir. Bu ortam hem gerçek hayattan etkilenmekte hem de gerçek hayatı etkilemektedir. Ancak sanal ortam yalnızca mesajların aktarılmasını sağlayan bir araç değildir; aynı zamanda bir yaşam alanıdır ve kimlik oluşturmanın, rol model oluşturmanın ve bakış açılarını değiştirmenin en önemli alanlarından biri hâline gelmiştir.

Bu alanı tanıyabilmek için “kadın” hakkında kimlerin anlatı ürettiğini ve hangi değerleri öne çıkardıklarını incelememiz gerekir. Sanal ortam, sinema akımlarının aksine durağan değildir; son derece dinamik bir yapıya sahiptir ve burada dönüşümler hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. “İkna” kitabını yazdığım dönemde bloggerlar ve influencerlar gündemde değildi; ancak bugün birdenbire büyük bir gelişme göstermiş durumdalar. Ne yazık ki toplumsal cinsiyet kimliği üzerindeki etkinin önemli bir bölümü, uzmanlık bilgisine sahip olmayan kişilerin eline geçmiştir. Bu kişilerin sahip oldukları tek şey çoğu zaman bedenlerini, servetlerini veya yaptıkları şaklabanlıkları sergilemekten ibarettir ve bunların tamamını “kadın olmak” kavramının tanımı olarak sunmaktadırlar.

Bu doğrultuda şunu ifade etmeliyim ki araştırmalar, ancak “medya anlatısı” ile “yaşamın gerçekliği” arasındaki mesafeyi ortaya koyabildikleri zaman başarılı olacaktır. Ancak bu şekilde sosyal ağlar çağında kadınların toplumsal cinsiyet kimliğinde meydana gelen dönüşümleri daha doğru bir şekilde anlayabiliriz.

Son olarak belirtmek gerekir ki bu kitabın amacı; araştırmacılara, kadın alanında ve medya okuryazarlığı alanında faaliyet gösteren kişilere bir “analiz modeli” sunmaktır. Bu model, sosyal ağlarda toplumsal cinsiyet hakkında yer alan karmaşık, gizli ve ikna edici mesajları tespit etmelerine ve yapılarını çözümlemelerine yardımcı olur.

Ne yazık ki içerik üretiminin farklı katmanlarında kullanılan ikna tekniklerini izleyip tespit edemediğimiz sürece, medya dalgalarının yalnızca “tüketicisi” veya “pasif bir cevaplayıcısı” olmaktan öteye geçemeyeceğiz.

“Telegram ve İkna” kitabı, analitik bir çerçeve sunarak okuyucuya eleştirel analiz için gerekli araçları sağlamaya çalışmaktadır. Böylece okuyucunun yalnızca sorunları teşhis etme aşamasında kalmayıp, “akıllıca ve etkili bir anlatı üretme” aşamasına ulaşabilmesini amaçlamaktadır.

Söyleşi: Seyyid Muhammed Mehdi Musevi

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha