Havza Haber Ajansı Tercüme Servisi’nin aktardığına göre “Selam Demokrasi ve İnsan Hakları Örgütü” ile “Bahreyn İnsan Hakları Derneği”, Dinin Suç Kapsamına Sokulması ve Dinî Merasimlerin Kısıtlanması başlıklı ortak hukuki raporlarını, Şiilere Yönelik Baskıdan İnancın Suç Sayılmasına alt başlığıyla yayımladı.
Raporda, 2026 yılı boyunca Bahreyn’de Şii din âlimlerine yönelik kısıtlamalar, dinî merasimlere getirilen sınırlamalar ve Şiilere karşı kullanılan nefret söylemleri belgelendi.
Raporun tanıtımı kapsamında 12 Ekim 2026 Pazartesi günü Zoom üzerinden çevrim içi bir panel düzenlendi. Panelde raporun en önemli bulguları öne çıkarılırken din ve inanç özgürlüğüne yönelik ihlallerin giderek ağırlaşması ve raporda, “Dinî uygulama ve merasimlerin güvenlik ve yargı takibinin konusu hâline getirilmesi” şeklinde tanımlanan durum ele alındı.
Raporda, Bahreyn’de din âlimlerini, dinî kurumları ve dinî merasimleri hedef alan ihlallere ilişkin kapsamlı bir hukuki değerlendirme sunuldu. Bu değerlendirme dört temel başlık altında gerçekleştirildi:
Din âlimlerinin yargılanması,
Şiilere yönelik nefret söylemi ve kışkırtıcı ifadeler,
Âşura merasimlerinin düzenlenmesine getirilen kısıtlamalar,
Caferî vakıflarının yönetimine müdahale edilmesi.
Raporda, 2026 yılının mart-ağustos ayları arasındaki dönemde 64 Şii din âliminin gözaltına alındığı ortaya konuldu. Bu kişilerin 44’ünün yalnızca bir günde, 9 Mayıs’ta gözaltına alındığı belirtildi.
Raporda ayrıca gözaltına alınan kişilerin işkenceye, kötü muameleye ve itirafa zorlanmaya maruz kaldığına ilişkin iddialara dikkat çekildi. Bunun yanı sıra adil yargılanma güvenceleri ile savunma haklarına yönelik kısıtlamalar da ele alındı.
Raporda, dinî inanç ve uygulamaların, suç şüphesinin göstergeleri veya suçlamalara dayanak olarak değerlendirilmesi tehlikesine karşı uyarıda bulunuldu. Bu kapsamda taklit, dinî mercilik, humus ve medrese eğitimi gibi konulara işaret edildi. Raporda, meşru dinî uygulamalar ile belirli eylemlerden doğan cezai sorumluluğun birbirinden ayrılması gerektiği vurgulandı.
Bu çerçevede raporda, Muharrem ayında düzenlenen matem merasimleriyle bağlantılı yaklaşık 150 gözaltı vakası belgelendi. Gözaltına alınanlar arasında gençlerin, din âlimlerinin, hatiplerin, mersiyehanların ve dinî heyetlerin sorumlularının bulunduğu belirtildi.
Kısıtlamaların Hüseynî mevkibleri, bayrakları, sloganları ve dinî toplantıları da kapsadığı ifade edildi. Ayrıca 2026 yılının temmuz ayında ve sonraki dinî günlerde uygulanan kısıtlamalar kapsamında 103 dinî mevkibin veya heyetin faaliyetinin iptal edildiği bildirildi.
Raporda, X platformunda yayımlanan 94 paylaşımın analizine dayanılarak Şii din âlimlerine yönelik nefret söylemi ve kışkırtıcı ifadelerin yoğunlaştığı belirtildi. Rapora göre bu söylemler; Şiilere yönelik damgalama, onları ihanetle suçlama, toplumdan dışlanmalarını ve vatandaşlıktan çıkarılmalarını talep etme, hatta bazı durumlarda şiddete çağrıda bulunma gibi örüntüler içeriyordu.
Raporda ayrıca 2026 yılında Caferî vakıflarının yeniden yapılandırılması ve bu süreçte alınan idari kararlar ile yayımlanan genelgeler ele alındı. Söz konusu düzenlemelerin, dinî merasimlerin icrasına yönelik kısıtlamalar getirdiği; bu kapsamda bazı faaliyetlerin dinî heyetlerin içinde gerçekleştirilmesinin sınırlandırıldığı, Hüseynî mevkiblerin ve hoparlör kullanımının kısıtlandığı belirtildi.
Raporda, bu uygulamaların dinî kurumların bağımsızlığı ve toplulukların kendi işlerini yürütme, dinî merasimlerini özgürce gerçekleştirme hakkı açısından ciddi kaygılara yol açtığı vurgulandı.
Raporun sonuç bölümünde, söz konusu uygulamaların birbirinden bağımsız münferit olaylar olmadığı ifade edildi. İki kuruluşun değerlendirmesine göre bunlar, din ve inanç özgürlüğü üzerinde giderek artan bir baskı örüntüsü oluşturuyor. Dinî önderlerin hedef alınmasından dinî merasimlerin kısıtlanmasına, dinî kurumların ve vakıflarının denetim altına alınmasına kadar uzanan bu sürecin, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 18. maddesiyle güvence altına alınan hakları tehdit ettiği belirtildi.
Raporda Bahreyn makamlarına şu çağrılarda bulunuldu:
Dinî ve siyasi görüşleri nedeniyle keyfî biçimde gözaltına alınan kişileri serbest bırakmak,
İşkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin bağımsız soruşturmalar başlatmak,
Adil yargılanma güvencelerini sağlamak,
Dinî merasimlere yönelik ayrımcı kısıtlamaları sona erdirmek.
Raporda ayrıca 2026 yılı boyunca din âlimleri ve dinî faaliyetlerle ilgili dosyaların bağımsız biçimde yeniden incelenmesi, Caferî vakıflarının kurumsal bağımsızlığının güvence altına alınması ve Birleşmiş Milletlerin ilgili mekanizmalarının Bahreyn’e davet edilmesi istendi. Bu kapsamda, BM Din veya İnanç Özgürlüğü Özel Raportörü başta olmak üzere ilgili mekanizmaların ülkeyi ziyaret ederek dinî özgürlüklerin durumunu ve belgelenen ihlalleri yerinde incelemesi çağrısı yapıldı.
Raporun tanıtım toplantısına Bahreyn İnsan Hakları Derneği Başkanı Bakır Derviş, Selam Örgütü Hukuk Danışmanı Seyyid Yusuf el-Muhafaza ve Selam Örgütü İrtibat Sorumlusu İbtisam es-Sayığ katıldı. Ayrıca Faslı insan hakları aktivisti ve Fas İnsan Hakları Heyetleri Koalisyonu Koordinatörü Abdülilah bin Abdüsselam'ın önceden kaydedilmiş konuşması yayımlandı. Derneğin izleme birimi sorumlusu Gana Rubai ise eş zamanlı İngilizce çeviri desteğiyle toplantıyı yönetti.
Raporun tanıtımı, ihlallerin belgelenmesi ve uluslararası hesap verebilirliğin güçlendirilmesi amacıyla yürütülen hukuki çalışmalar kapsamında gerçekleştirildi. Bu çalışmalarla, din ve inanç özgürlüğünün yalnızca bir inancı benimseme hakkından ibaret olmadığı; aynı zamanda o inancı özgürce yaşama, dinî merasimleri yerine getirme ve dinî kurumları bağımsız ve ayrımcılığa uğramadan yönetme hakkını da kapsadığı vurgulandı.
Raporun sonuç bölümünde şu hususun altı çizildi: Din özgürlüğünün korunması, bireylerin ve toplulukların inançlarını ve dinî merasimlerini korku duymadan, açıkça ve toplu hâlde yaşayabilmelerinin güvence altına alınmasını gerektiriyor. Gözaltı, yargı takibi veya bu hakkı özünden yoksun bırakan idari müdahalelerle karşılaşma korkusu olmaksızın dinî uygulamaların gerçekleştirilebilmesi gerektiği belirtildi.
Raporda son olarak, Bahreyn’de dinî kimliğin suç kapsamına sokulmasına ve dinî merasimlerin kısıtlanmasına yol açan uygulamaların sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.
yorumunuz