Cuma 7 Ağustos 2026 - 23:57
Üstad Teraşiyun | “Kıyaslamak” Neden Ailevi Acıların Temel Nedenidir?

Havza / Kıyaslamak, temel açıdan yanlıştır. Çünkü insanlar fiziksel, zihinsel ve duygusal yetenekleri; ihtiyaçları; yetiştirilme ortamları ve hayat tecrübeleri bakımından birbirlerinden farklıdır.

Havza Haber Ajansı’nın haberine göre özellikle aile ortamında eğitim ve terbiye açısından önemli ve etkili konulardan biri, kıyaslamanın yol açtığı zararlara dikkat etmektir. İlk bakışta basit, hatta bazen iyi niyetli görünen bu davranış; çocukların ve aile bireylerinin kişiliği, özgüveni, psikolojik huzuru ve gelişim süreci üzerinde derin etkiler bırakabilir.

Bu bağlamda Hüccetü’l-İslam Seyyid Ali Rıza Terâşiyun, ailelerde yaygın olan ancak ciddi zararlara yol açabilen hatalardan birini, eğitim ve terbiye açısından dikkatli bir bakışla ele almıştır. 

Aşağıda, kendisinin bu konudaki değerli tavsiyelerinden bazı bölümler yer almaktadır.

Yanlış kıyas: İnsanların doğuştan gelen farklılıklarını görmezden gelmek

Karşılaştırmak, temelde doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü insanlar birbirlerinden farklıdır. Her insanın kendine özgü yetenekleri, kapasitesi ve özellikleri vardır; bu farklılıklar fiziksel, zihinsel, hatta duygusal ve psikolojik alanlarda da görülür.

Bazen bir insan, “Ben sevgi gösteremiyorum” der. Bunun nedenini sorduğumuzda, “Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum” cevabını verir. Böyle bir durumda ona sevgi göstermeyi öğretebilir ve yardımcı olabiliriz.

Ancak bazen kişi eğitim almıştır ve sevgisini nasıl göstereceğini de bilmektedir; fakat gerçekten güzel sözlerle veya belirli davranışlarla sevgisini ifade etme kapasitesine sahip değildir.

Yani mesele yalnızca bilmemek değildir. Bazen kişinin kapasitesi, yeteneği veya kişilik yapısı, onun başka biri gibi davranmasına izin vermez.

Dolayısıyla eşimi, baldızımın/kayınbiraderimin eşiyle karşılaştırırsam, bu kıyaslama temelden yanlıştır. Onun eşi ne yapıyorsa benim eşimin de aynısını yapması gerekmez.

İnsanlar birbirinin aynısı değildir ve yetenekleri de aynı değildir. Bir kişi için basit ve doğal olan bir şey, başka biri için zor, hatta kapasitesinin dışında olabilir.

“Karşılaştırmanın” ailevi acıların temel nedeni olması

Bu nedenle özellikle ailevi ve duygusal ilişkilerde karşılaştırma, ilişkinin gelişmesine yardımcı olmak bir yana; kırgınlığa, yetersizlik duygusuna ve duygusal uzaklaşmaya yol açabilir.

Doğru ölçüt, her insanın kapasitesini tanımak ve onun kendi yetenekleri çerçevesinde gelişmesine yardımcı olmaktır. Onu başkalarıyla ölçmek doğru değildir.

“Karşılaştıran zihnin” kişinin kendisine verdiği psikolojik zararlar

Karşılaştırmak, temel olarak doğru bir davranış değildir. Çünkü insanların birbirlerinden önemli farklılıkları vardır. İnsanların fiziksel, zihinsel ve duygusal yetenekleri aynı değildir.

Bazen bir insanın zihinsel veya duygusal kapasitesi daha yüksek olabilir; başka bir insan ise farklı bir alanda daha yetenekli olabilir.

Allah yardım etsin de zihnimiz sürekli karşılaştırma yapan bir zihin olmasın. Çünkü karşılaştırma alışkanlığı yalnızca başkalarına zarar vermez; karşılaştıran kişinin kendisini de savunmasız hâle getirir.

Sürekli olarak insanları birbirleriyle karşılaştıran kişilerin zamanla insanlara bakışları değişir. Her insanın gerçek özelliklerini ve kapasitesini görmek yerine, herkesi tek bir ölçüt üzerinden değerlendirmeye başlarlar.

Bunun sonucunda hem başkalarına yetersizlik duygusu verirler hem de kendileri memnuniyetsizlik, yargılama ve gerçekçi olmayan beklentiler içerisine düşerler.

“Eğitim ortamının” ve geçmişin davranış farklılıklarındaki payı

Karşılaştırmanın yanlış olmasının bir başka nedeni de insanların ihtiyaçlarının birbirinden farklı olmasıdır.

Her insanın duygusal, psikolojik ve hatta sosyal açıdan kendine özgü ihtiyaçları vardır.

Örneğin genellikle daha duygusal insanlar başkalarına daha fazla sevgi gösterirler. Çünkü kendileri de sevgiye daha fazla ihtiyaç duyar ve sevgiyi daha iyi anlar ve deneyimlerler.

Bir insan ilgiye ve sevgi dolu sözlere daha fazla ihtiyaç duyabilir. Başka bir insan ise sevgiyi daha çok destek görmek, sorumluluk almak veya pratik davranışlar üzerinden alabilir ve gösterebilir.

Dolayısıyla ne insanların yetenekleri aynıdır ne de ihtiyaçları.

Bu nedenle herkesin aynı şekilde sevgi göstermesini, aynı şekilde tepki vermesini veya görevlerini aynı biçimde yerine getirmesini bekleyemeyiz.

Bireysel farklılıklar dikkate alınmadan yapılan karşılaştırma, temelden yanlış bir kıyastır.

Doğru ölçüt; her insanın özelliklerini, yeteneklerini ve ihtiyaçlarını tanımak ve kendi kapasitesine uygun şekilde gelişmesine yardımcı olmaktır. Onu başka biriyle karşılaştırıp “Sen de aynen onun gibi olmalısın” demek değildir.

Bazen karşılaştırmanın yanlış olmasının en önemli nedenlerinden biri, insanların yetiştirilme biçimleri ve büyüdükleri ortamların farklı olmasıdır.

Her insan farklı bir ailede ve farklı bir ortamda yetişmiştir. Bu ortamda anne ve babanın bilgi düzeyi, ailenin kültürel seviyesi, sevginin ifade edilme biçimi, iletişim şekli ve yaşam becerilerinin öğretilme tarzı diğer ailelerden farklı olabilir.

Bir insan daha uygun bir eğitim ortamına sahip olması, anne ve babasının daha bilinçli olması veya daha iyi deneyimler yaşaması nedeniyle bazı iletişim ve aile becerilerinde daha fazla gelişmiş olabilir.

Buna karşılık başka bir insan, bu fırsatların, eğitimlerin veya uygun örneklerin daha az olduğu bir ortamda yetişmiş olabilir.

Şimdi bu iki insan evlenip aynı hayatı paylaşmaya başladığında, geçmişi ve eğitim ortamı tamamen farklı olan birinden, diğer kişiyle birebir aynı şekilde davranmasını bekleyemeyiz.

İşte burada karşılaştırma, temelden yanlış hâle gelir.

Çünkü biz iki insanı; geçmişlerini, yetiştirilme ortamlarını, kapasitelerini ve deneyimlerini dikkate almadan birbirleriyle ölçmüş oluruz. Böyle bir karşılaştırma ne adildir ne de yapıcıdır.

Karşılaştırmanın alternatifi: Kendi kapasitesi çerçevesinde “kabul” ve “gelişim” sanatı

Eşi karşılaştırmamak, kadın ve erkeğin evlilik hayatındaki gerçek konumlarına ulaşabilmeleri için uygun bir ortam oluşturur.

Her birey kendi özellikleri, yetenekleri ve sınırlılıklarıyla görüldüğünde kendisini değerli ve güvende hisseder. Böylece gelişmeye ve hatalarını düzeltmeye daha hazır hâle gelir.

Bu konu hakkında biraz düşündüğümüzde şu sonuca ulaşabiliriz:

Genellikle kalbimizde daha değerli olan insanlar, bizi olduğumuz hâlimizle gören kişilerdir; yeteneklerimiz, zayıflıklarımız, özelliklerimiz ve kapasitemizle birlikte...

Onlar bizi anlamaya çalışırlar; sürekli olarak başkalarıyla karşılaştırmaya çalışmazlar.

Fakat bizi her gördüğünde: “Kardeşinden örnek al.” “Babandan örnek al.” “Annenden örnek al.” veya “Falancadan örnek al.” diyen biri, farkında olmadan bizde yetersizlik ve kırgınlık duygusu oluşturur.

Bu davranış, gelişim için uygun bir ortam oluşturmak yerine duygusal uzaklığa ve kırgınlığa neden olur.

Dolayısıyla karşılaştırma, temel açıdan yanlıştır. Çünkü insanlar fiziksel, zihinsel ve duygusal yetenekleri; ihtiyaçları; yetiştirilme ortamları ve hayat tecrübeleri bakımından birbirlerinden farklıdır.

Evlilik hayatında doğru yol, karşılaştırmak değildir.

Doğru yol; eşi tanımak, onu anlamak ve gerçek kapasitesi ile şartlarına uygun şekilde gelişmesine yardımcı olmaktır..

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha