Cuma 3 Temmuz 2026 - 20:54
Cumhurbaşkanı Avn'ın Egemenlik Başarısı Gibi Sunduğu Şey, Terörist Kasap Netanyahu'ya Ücretsiz Olarak Sunulmuş Ulusal Bir Felakettir

Havza / Lübnan Caferi Müftüsü: "Bu utanç verici yönetimin imzaladığı anlaşma, Siyonist-Amerikan mürekkebiyle yazılmıştır. Bu anlaşmanın araçları Lübnan'ı büyük bir iç fitne projesinin merkezine yerleştirmektedir."

Havza Haber Ajansı çeviri servisinin aktardığına göre Lübnan Caferî Müftüsü Şeyh Ahmed Kabalan, Lübnan halkına ve siyasi güçlere hitaben yayımladığı ulusal mesajında şu ifadeleri kullandı:

"Ey aziz Lübnan halkı ve ey ulusal siyasi güçler! Sizlere ve tarihe sesleniyorum: Bugün, mevcut Lübnan yönetiminin imzaladığı 'Çerçeve Anlaşması'nın (Washington Anlaşması) yol açtığı felaketi anlatmanın bile zor olduğu bir anla karşı karşıyayız. Çünkü egemenlik iddiasında bulunan sıradan bir köy muhtarı bile böyle bir anlaşmaya imza atmayı kabul etmezdi. Ancak Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve hükümeti bunu imzalayarak ülkeyi, 17 Mayıs Anlaşması döneminde (1983) dahi benzeri görülmemiş ulusal, güvenlik ve siyasi bir felaketin tam ortasına sürükledi.

Cumhurbaşkanı Avn ve ekibi, Velid Canbolat'ın "tek taraflı yürütülen bir süreç" diye tanımladığı bu anlaşmanın hazırlanmasında yer alırken, içerdiği ulusal riskleri, gizli hükümleri ve güvenlik eklerini de bilerek hareket etti. Söz konusu eklerin, Lübnan'ın ulusal çıkarlarını ve egemen bir devlet olarak varlığını zedelediği belirtildi. Bu ekler, Lübnan'ın temel çıkarlarını ve egemen bir devlet olarak varlığının anlamını hedef almaktadır. Artık karar verme sırası siz Lübnan halkınındır. Mesele yalnızca onlarca yıldır bu ülkeyi savunmanın en ağır bedelini ödeyen Güney bölgesi değildir. Yaşananlar, Lübnan'ı yeni bir iç fitne girdabına sürüklemeyi amaçlayan sinsi bir anlaşmadır. Eğer bu fitne ateşi alevlenirse, bu aziz ülkede yaşla kuruyu birlikte yakacaktır.

Bugün Tel Aviv basını bu anlaşmayı büyük bir coşkuyla karşılamakta ve savaşın artık Lübnan sınırlarının dışından ülke içine taşındığını savunmaktadır. Amaç, İsrail'in güvenliğinden uzak tutulması gereken Lübnan'ın kendi iç kanlı krizlerine gömülmesidir. Bu anlaşma sayesinde Tel Aviv, Lübnan'ı Lübnanlıların eliyle yakma üstünlüğünü elde etmektedir. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve ekibi bu ulusal felaketin başlıca sorumlularıdır. Daha da tehlikelisi, Cumhurbaşkanı Avn'ın orduyu direnişle karşı karşıya getirerek ve ülkeyi ateşe sürükleyerek Tel Aviv ile Washington'un başaramadığını başarabileceğini düşünmesidir. Sanki tarihi okumamış, efsanevi ulusal mücadeleleri görmemiş ve iç savaşın fitnesinden, onun öğüttüğü acılardan hiçbir ders almamıştır!"

Şeyh Kabalan, daha sonra Nebih Berri ile Velid Canbolat'ın açıklamalarına da değinerek, söz konusu anlaşmanın siyonizmin çıkarlarına hizmet eden bir belge olduğunu ve amacının Batı Asya'da "Büyük İsrail" projesini hayata geçirmek olduğunu ifade etti.

Caferî Müftüsü sözlerini şöyle sürdürdü:

"Washington ve Tel Aviv, bölgedeki savaşlarda başarısız olduktan sonra bu kez siyasi iktidar aracılığıyla ülkeye nüfuz etmeye geri döndüler. Bizi, terörist İsrail'e Lübnan, ordusu ve siyasi egemenliği üzerinde güvenlik ve hâkimiyet kurma yetkisi veren bir 'deprem anlaşması'yla karşı karşıya bıraktılar. Bu, hangi ölçüyle değerlendirilirse değerlendirilsin felakettir ve asla kabul edilemez.

Mevcut yönetimin fitne ateşini, bütün Lübnan'ı sarmadan önce söndürün. Lübnan, bu fitne için görevlendirilmiş bir ekibin uğruna gözlerimizin önünde yanmamalıdır. Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan'ın yüksek ulusal çıkarlarını tehdit eden bir siyasi ve güvenlik istibdadını tek başına uygulamaya çalışmaktadır. Bizim istediğimiz ise ulusal ortaklığa dayanan ve Amerikan-Siyonist fitnelerden uzak bir Lübnan'dır.

Ey değerli Lübnanlılar! Güney, Dahiye ve Bekaa halkının karşı karşıya olduğu şey; benzeri görülmemiş bir silah gücüyle yürütülen küresel bir savaştır. Üstelik bu savaş, Lübnan'ı Netanyahu ile Trump'ın masasına koymuş, ne Güney'e ne de orada yaşayan halka değer veren ve hiçbir ulusal vicdana sahip olmayan intikamcı bir yürütme organının gölgesinde yaşanmaktadır. Bu durum, Lübnan'ı hedef alan uluslararası oyunun bir parçasıdır.

Direnişin Lübnan'ı savunmak için ortaya koyduğu mücadele, bütün cephelerde efsanevi bir destandır. Buna rağmen mevcut yönetim, Lübnan'ın milli silahından kurtulmak istemektedir. Oysa bu silah, Lübnan'ı, halkını, ülkenin varlığını ve değerli mezhepsel yapısını korumuş, korumaya da devam edecektir.

Mevcut yönetim, direnişin silahsızlandırılmasının -Lübnan'ın ve egemenliğinin teminatı olan bu silahın ortadan kaldırılmasının- imkânsız olduğunu çok iyi bilmektedir; Batı Asya'nın tamamı yansa bile bu gerçekleşmeyecektir. Buna rağmen Tel Aviv ve Washington'un çıkarlarına hizmet eden bu varoluşsal fitnenin içine sürüklenmek istemektedir. Mesele son derece ulusal olduğu kadar son derece bölgesel bir meseledir. Yapılacak en küçük hesap hatası bizi yıkıcı bir bölgesel savaşın tam ortasına sürükleyecektir. Amerikan-Siyonist tek taraflı hâkimiyet döneminin Lübnan için artık sona erdiğini de ilan ediyoruz.

Burada açıkça söylemek istediğim şudur: Bu utanç verici yönetimin imzaladığı anlaşma, Siyonist-Amerikan mürekkebiyle yazılmıştır. Bu anlaşmanın araçları Lübnan'ı büyük bir iç fitne projesinin merkezine yerleştirmektedir. Buna engel olunmalıdır. Biz de Lübnan'ı, halkını ve ulusal egemenliğini korumak için buna engel olacağız. Bu felaket karşısında sessiz kalmak, Lübnan'ın varlığına ve ayakta kalma gücüne vurulacak çok daha büyük bir darbedir.

Biz, Lübnan'a olan güvenimizle; direnişi ve ülkenin bütün imkânlarını kullanarak Lübnan'ı koruyacak, Siyonist yayılmacılık projesine karşı ülkenin varlığını güvence altına alacak bir ulusal savunma siyasetini destekliyoruz.

Dün aşırı görüşleriyle bilinen Aron Abramoviç şu ifadeyi kullandı: 'Hizbullah, üç yıl boyunca bölgenin en güçlü ordusuyla (İsrail) savaştı; yenilmedi ve yenilmeyecek.' Buna rağmen bazıları mevcut Lübnan yönetimini, Hizbullah'ın ülke içinde yenilebileceğine inandırmaya çalışıyor. Oysa bu, yaşla kuruyu birlikte yakacak büyük bir fitnenin ortasında dillendirilmektedir.

Tarihe geçecek bir tutum olarak şunu söylüyorum: Ey Lübnanlılar! Biz, birbirini seven, samimiyet ve güven içinde tarihî vatanını paylaşan tek bir ulusal aile olarak birlikte yaşamak istiyoruz. Bu da ancak Lübnan'ın egemenliğini güvence altına alan bir ulusal savunma formülüyle mümkündür. Fakat Cumhurbaşkanı Avn bunu istememektedir. O, Lübnan halkının, tarihî bağlarının ve ulusal yapısının karşısında uluslararası koridorların peşinden gitmektedir.

Asıl sorun her zaman siyasi iktidar olmuştur ve bugün de öyledir. Çünkü bu iktidar; gücü, devleti ve kurumları Amerika ile İsrail'in hizmetine sunmak istemekte, bunu da ulusal egemenliğin en temel ilkeleri pahasına yapmaktadır. Bu ise Lübnan için tam anlamıyla ulusal bir kayıptır. Vatanını kaybeden bir kimse ise bunun yerine hiçbir şey kazanamaz.

Filistin'de Siyonist işgal altında yaşayan Müslüman ve Hristiyanların tecrübesi bunun en açık kanıtıdır. Bütün siyasi güçler, yaklaşmakta olan bu fitnenin ateşini söndürmekle sorumludur. Velid Canbolat, Süleyman Franciye, Necah Vakim, Cemaat-i İslami, Özgür Yurtsever Hareket, Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi, Lübnan Komünist Partisi ve diğer ulusal güçlerin ortaya koyduğu tutumlar, bizi önemli bir ulusal değerlendirme ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Buna karşılık Emel Hareketi ile Hizbullah, Lübnan'ın ulusal yapısını korumak için en tehlikeli varoluş mücadelesini vermekte ve ülkenin egemenliğini savunma uğruna Lübnan tarihinde benzeri görülmemiş fedakârlıklar yapmaktadır.

Ey Lübnan halkı! Bugün söz söyleme sırası sizindir. Büyük kriz anlarında Lübnan halkına ve onun ulusal güçlerine güveniyoruz. Tarih göstermiştir ki dış güçler, halkları ve siyasi güçleri birbirine düşürerek ülkeleri yeniden şekillendirirler. Bir ülkeyi kontrol edemediklerinde ise onu çılgın bir iç savaşın ateşine sürüklerler.

Bugün içeride, ulusal ses ve siyasi dayanışmadan daha büyük hiçbir güvence yoktur. Zaman, gecikmeyi ve ihmali kaldırmayacak kadar kritiktir.

Bu çerçevede, Lübnan'ın egemenliğini bir kenara iterek ülkeyi ulusal bir iç felakete sürükleme sorumluluğu, siyasi iktidarın ve Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın omuzlarındadır. Çünkü bu anlaşma, Amerika ile İsrail'in savaş yoluyla elde edemediği kazanımları Netanyahu'ya vermekte ve siyasi süreci Lübnan'ın iç yapısını parçalama temelinde yeniden üretmektedir.

Daha da tehlikelisi, mevcut yönetim bu yazılı anlaşma temelinde Lübnan'ın işgal altındaki topraklarından fiilen vazgeçmiş, çatışmanın yönetimini İsrail'in güvenlik ve siyasi şartlarına göre düzenlemeyi kabul etmiştir.

Direnişin efsanevi mücadelesinden yararlanacak bir ulusal savunma stratejisi hazırlamak yerine, ihanet içindeki bu yönetim direnişi ve onun silahını ortadan kaldırmak istemektedir. Oysa bu silah, onlarca yıldır Lübnan'ın ulusal egemenliğinin en büyük güvencelerinden biri olmuştur.

Bugün Cumhurbaşkanı Avn ve hükümet ekibi, İsrail'in işgal ettiği bölgelerden çekilmesini, Lübnan ordusunu en tehlikeli ulusal fitnenin merkezine yerleştirecek güvenlik şartlarına bağlamaktadır. Oysa bizim Lübnan ordusuna olan inancımız şudur: Ordu; mevcut yönetimin, Washington'un ve Tel Aviv'in oyunlarından çok daha büyüktür.

En tehlikeli ulusal dönemle karşı karşıya olduğumuz için açıkça söylüyorum: Bizim için tarihî ortaklıktan ve Lübnan'ın egemenlik çıkarlarını güvence altına alan ulusal formülden daha önemli hiçbir şey yoktur.

Hiçbir yönetime, terörist İsrail'in çıkarlarına hizmet eden herhangi bir projeyi hayata geçirme fırsatı vermeyeceğiz.

Cumhurbaşkanı Avn'ın Lübnan adına bir egemenlik başarısı gibi sunduğu şey, gerçekte terörist kasap Netanyahu'ya ücretsiz olarak sunulmuş ulusal bir felaketten başka bir şey değildir.

Ey Hristiyan kardeşlerimiz! Sizler bu ülkenin tarihî ortakları, ulusal birlikteliğin ayrılmaz parçası, Efendimiz Mesih'in yüceliğinin ve onun semavî ruhunun temsilcilerisiniz. Hristiyanlık ve İslam, Lübnan'ın kalbi, varlığının ve bekasının temelidir. Bugün, tarihî Lübnan'ın, onun ulusal ailesinin ve ilahî mirasının yok edilmesini engelleyecek bir duruş sergileme zamanıdır.

Güney halkının onlarca yıldır katliamlar, yıkımlar, saldırılar ve işgaller karşısında yaşadığı acılar, yeni bir ulusal bakış açısının kapısını aralamalıdır. Çünkü Şiilerin tarihi, Seyyid Abdülhüseyin Şerefeddin'in, İmam Musa Sadr'ın, Emel Hareketi'nin ve Hizbullah'ın tarihi; ulusal fedakârlığın ve egemenlik uğruna ödenen eşi benzeri görülmemiş bedellerin en açık örneğidir. Bütün bunlar mezhepçilikten ve bölgecilikten tamamen uzaktır.

Biz, Lübnan halkına, ülkenin ulusal güçlerine ve onların yüce vicdanına güveniyoruz. Bugün söz söyleme ve sorumluluk alma zamanı Lübnan halkınındır. Hiç kimse, Lübnan'ın boğazlanmasına sessiz kalamaz."

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha